SUAVİ BARUTÇU’ NUN ANLATTIKLARI

23/9/2009 · Kategori: Edebiyat Tarihimizden

Ali Şahin kardeşim;
 
Yazmakta geciktiğim için özür dilerim.
 
Ekte bazı yazılar bulacaksın. Umarım ilgini çeker.
 
Fotoğraf ta gönderebilirim.
 
Arif Okay



Suavi can çocuk kapalı bir kutu

            açtım gülücükler aktı ansızın

            dudaklarından

            açtım bilgelik kavga yediveren çiçekler (*)

 

 

SUAVİ BARUTÇU’ NUN ANLATTIKLARI

           

                                                                                  23 Haziran 2002 İstanbul

 

            İşyerine giderek zaman zaman görüştüğüm Suavi Barutçu ile benim evimde birkaç kez oturup söyleştik. İlkinde yalnız gelmişti. İkincisinde dayım Kasım Yücel ve Antakyalı Mithat Esmer de konuğum olmuştu.

            Her zaman az konuşurdu. Özellikle siyasi çalışmaları ve bir süre tutuklu kaldığı ‘1951 TKP Tevkifatı’ olayıyla ilgili olarak ağzı sıkıydı. Bazı konuları daha çok Vedat Türkali ile irdelerdi.

Evimdeki ilk görüşmemizde, ona ‘1951 Tevkifatı’ kitabını gösterdim. Kitabın kendisiyle ilgili bölümü birlikte okuduk. Bazı anımsadıklarını teybime aktardı:

 

            Hiç alakası yok.

            Bu kitap olsa olsa polis kayıtlarından oluşmuştur. Benimle ilgili bölüm birkaç sayfa. Oysa ben polisteki ifademde hiçbir şey söylemedim. Mahkeme sonucu benimle ilgili karar özetten oluşuyordu. Tek cümleydi:

            “Parti üyesi olmakla birlikte hakkında delil elde edilemediğinden beraatına karar verilmiştir.

            Hepsi bu. Herkesin 1 saatle 24 saat arasında kaldığı tabutluk denilen yerde ben 11 gün kaldım. Duvarlara yazılan yazı ve isimlerden anlaşılıyordu. Hiçbir ifade vermedim. Bana ‘Parmaksız Hamdi’ bazı sorular sordu. Bizzat o beni sorguya aldı. Bana Abdülkadir Demirkan (Vedat Türkali) ile ilgili sorular sordu.

            Tevfik Dilmen beni biriyle buluşmaya göndermişti. Ancak buluşamadık. Bu kişi Abdülkadir Demirkan idi. Tevfik Dilmen her şeyi anlatmış. Polisin amacı Kemal Dayan’a ulaşmaktı. Bir de Yeryüzü dergisini sorgulamaktı (1).

            Kemal Dayan’ı Yahya Kanbolat Suriye’ye çıkarmayı başardı. Hatay’da bir düğün alayı ortamında Kemal yurt dışına çıktı. Erem Esen ve Abuzer Özdemir ile birlikte.

            Ben konuşmayınca Halit Çelenk de alınmadı.

            Parmaksız Hamdi bana “Sen hiçbir şey bilmiyorsun, sen bülten de okumadın, aidat ta ödemedin?” diye sordu. “Yok” dedim “Ben ne bülten okudum, ne aidat ödedim. Biz arkadaşlardan zaman zaman borç para alarak geçindik.”

            Parmaksız Hamdi bir teyp getirdi. Tevfik belli ki her şeyi anlatmış. Zaten birçok şeyi o konuştu ve bir süre polisle işbirliği yaptı. Merkez komitesinden herkes gelmişti. Reşat Fuat Baraner, Mihri Belli, Şefik Hüsnü, Şekip Güçlü...

            Ben Yeryüzü Dergisini kurdum. Bana Antakya’yı örgütlemek görevi vermişlerdi. Ancak çalışmaya başlamadan tevkifat başladı.

            Ben 2,5 yıl hapis yattıktan sonra beraat ettim.

           

Suavi Barutçu benden bu kitabı ödünç istedi. Verdim. O da şunları ekledi:

- Ben bu kitabı ilk kez görüyorum. Bu kitaptakileri Vedat (Türkali) ile konuşup tartışacağız.                                                                  

 

 

 

 

 

 

(Fotoğraf)

 

2002 yazında Arif Okay’ın evinde çekilen bu fotoğrafta soldan, Mithat Esmer, Kasım Yücel, Suavi Barutçu ve Arif Okay görülmektedir.

 

 

 

 

            İSTANBUL’A GELİŞ VE SONRASI

 

            Suavi Barutçu Antakya’nın sol geleneğinden gelme. İstanbul’a Sosyalist dünya görüşünü kuşanmış olarak ve bir bilinç birikimiyle gelmişti. Aşağıda adları verilecek olan Antakyalı toplumcu arkadaşları ile birlikte ilerici bir dünya görüşünü özümsemişlerdi. İkinci kez evime konuk olduğunda Daha uzun bir konuşma yapma olanağı elde ettik. Buradan gerisini Suavi Barutçu’dan dinleyelim:

            Şimdi İstanbul’a ben 1949 da geldim. Birkaç ay bir sonra (İstanbul) Yüksek Tahsil Gençlik Derneğine gittim. Parti (Türkiye Komünist Partisi) bu dernekte çok etkindi. Şevki Akşit, bir de Enver Gökçe –şairdir- il sekreteri Tevfik Dilmen’e bağlı olarak işçi kesimine  Enver Gökçe, talebe kesimine de Şevki Akşit bakıyordu. Şimdi Tevfik Dilmen böyle. Şevki Akşit böyle işte okumuş takımı ona bağlıydı. Enver Gökçe’ye işçi kesimi bağlıydı. Şevki Akşit’in en yakınlarından biri Kemal Dayan’dı.

            Kemal Dayan ile iyi arkadaştık. Aynı evde oturuyorduk. Kemal Dayan, ben, İlhan Berktay, Naci Ormanlar, Dursun Bozkurt karşıda Taşkasap’ta daire tutmuştuk. Üç odalı. Ben tek bir odada kaldım. Bu Kemal Dayan’la yakındım. Beni partiye aldı. Girer misin dedi. Girdim. Muhtelif hücrelerde çalıştım. Kemal Dayan’la da çalıştım. İlhan’la da çalıştım. Gülören (Özdemir) vardı, onunla çalıştım.

            Bu arada da Nazım Hikmet kampanyasına başladık. Nazım Hikmet’le meşhur Çiçek Palas toplantısını yaptık. Laleli’de.

            Yalnız parti bana o arada şöyle bir görev verdi: ‘Yeryüzü’ diye bir derginin organizasyon işini. Ressam Avni (Memedoğlu) vardı, onunla konuştum bu derginin organizasyon işini. Buna imtiyazını teklif ettik. Göstermelik bir adam gerekirdi. Sahibi göstermek için. Avni “redaksiyonu ben yapacağım” dedi. “Olmaz” dedik. Onun üzerine Abidin’e (Özkan) gittik. Abidin o zamanlar üniversitede okuyordu ve San George Avusturya

Lisesinde hademelik yapıyordu. Asıl kapıcı Halkoviç denen biriydi. Ben gittim Abidin’e dedim “böyle bir şey var, gel seni derginin sahibi yapalım” dedim. Abidin kabul etti. Abidin’in adına aldık imtiyazı. Abidin St. George Lisesinde yatar kalkardı. Ama dergiyi asıl yönetenler arasında Şükran Kurdakul, doktor Metin Özek vardı. Hatta ben yakalandığım zaman cebimde bir sürü 1 kuruşluk pul çıktı. Dergiyi fiilen parti adına idare eden bendim. Abidin partili değildi.

            Bu arada üniversitede okuyordum. Hukuk fakültesinde. Tamamlayamadım. Hatta Abidin’le Yahya Kanbolat derneğe gelmişler, dernekte İlhan varmış. Başkan İlhan. İkisi de benden yaşlı. Daha eski. Mehaz göstermeleri lazım. Bir iki şey mehaz gösteriyor. Abimden söz ediyorlar. Bunlarda şudur, budur Abidin’i içeri almak istemiyorlar. “Yahu bırakın” demiş, İlhan, “Suavi’yi tanıyor musun?” demiş. Bunu bana İlhan anlattı. Derneğe böyle gelmişler. Yalnız onları (Yahya Kanbolat ve Abidin Özkan) almadık partiye. Legal görevi olanları almazdık partiye. Bu dergi hakkında tahkikat açılabilir her an için. Baskı görür, partili olduğu açığa çıkar.

            Hatta ben çıktıktan sonra Abidin bana söyledi, “Çantamı hazırladım ve on beş gün bekledim” dedi.

Şimdi baban partiye girmedi.  Demin anlattım, Antakya sekreterliğini bana verdiler. Antakya’yı teşkilatlandırmak işini. Ancak tevkifat başlayınca iş kaldı. Antakya’yı teşkilatlandırsaydık, elbette Yalçın’ a ve babana gidecektik.

            İşte Halit Çelenk’in adı geçiyordu. Kemal Sülker zaten İstanbul’daydı, sendikacıydı.

            Çetin Özek, Metin Özek partili değildi. Şükran partili değildi (TKP). Şükran sonra geldi. Kısa bir süre geldi, biraz su koyverdi sonra çıktı. Onlar işin edebi tarafıyla uğraşıyorlardı. Ama parti sorumlusu bendim.

            Tabutlukta 11 gün kaldım. 1 saatle, 1 gün arasında kalmışlar. Duvarlara yazılan yazı ve isimlerden anlaşılıyor. Hiç ifade vermedim.

             

             ANTAKYA ÜZERİNE ANIMSADIKLARI...

 

            İkinci görüşmemizde konu Antakya çevresinde dönmüştü. Suavi Barutçu bize bazı bilgiler aktardı:

-Ben 1930 Antakya doğumluyum. Babanla arkadaşlığımız ideolojikti. Baban daha çok Abidin’ in arkadaşıydı. Abidin Süveyka’da otururdu. Abidin’in evi babanın ve Arif’in (Hikmet Katiboğlu) evine yakındı. En yakın arkadaşı Arif’ti. İçtikleri su ayrı gitmezdi. Abidin de arkadaşları idi. Ancak o biraz büyüktü. İşte solcu olanlar zaten belli. Yalçın, Süleyman, Abidin, ben... Onlardan sonradır benim katılmam solcu gençlere. E, abim de sol tandanslı. Haluk. Yani ben liseyi 1949 da bitirdim, orda 1946-47-48 yıllarında vardı 4-5 kişi  solcu olarak. Birbirimizi tanırdık. Konuşurduk yani. Yalnız Arif ile Süleyman çok yakındı.

            Antakyalı birçok solcu arkadaşım vardı.

Kemal Sülker bayağı bayrak bir isimdi. İstanbul’da görüşüyorduk. Benim aktivitem daha çok İstanbul idi. Mehmet Bekir Soydan’ı bilirim. O da sonradan aramıza katıldı.  

Antakyalı sosyalistler içinde Yalçın (Ergönül) vardı. O pirdi. Gerek Süleyman’ı, gerek diğerlerini o yetiştirdi. O çok inançlı bir adamdı. Çok kararlıydı. Süleyman ve Arif’in üzerinde çok etkiliydi. Ben babanla (Süleyman Okay) sürekli görüşürdüm. Ayrıca Arif (Hikmet Katiboğlu) vardı, yakın görüştüğüm. Baban partili değildi.

Dayın Kasım da (Yücel) mektep arkadaşımız. Mektep arkadaşım.  Ama  ben daha küçük olduğum için Kasım’ın Kasım’ın kızkardeşi Saliha ile okudum. Babaları Lütfü Rıfai. Sonradan Yücel. O da Saray caddesinde bir yer açtı. Avukat gibi  falan. Bilinen bir adamdı. Kısa boylu esmer. Lütfü Rıfai diye tanınmış, Antakya’nın bilinen adamlarından biriydi. Benim babam da Lisede Matematik öğretmeni idi. Lütfü Bey babamla samimi arkadaştı. Maarifçi idi.

Daha başka arkadaşlarımız da vardı. Nizamettin Arıman... Benim sınıf arkadaşımdı. Onun görüşleri o yıllarda bizden farklıydı. Ama iyi bir arkadaşımızdı. Kemal Karaömeroğlu vardı, gazetecilik yaptı sonraları. O da çok iyi bir çocuktu. Atayolu gazetesinde ilk o vardı. Gazeteyi çıkaran Selim Çelenk idi. Onun bir kızı vardı, Yıldız... Selim Çelenk bir ara meşgul olmadı. Gazeteyi Yıldız çıkardı. Yıldız’ı iyi tanırım. Benim ikizim Süheyla var, onun yakın arkadaşıydı. Hatta bizim Yıldız’la duygusal bir yakınlaşmamız oldu. Herhangi öyle abartılı bir şey değil, yalnızca bir duygusal yakınlaşmaydı. Sonra evlenip Adana’ya gitti.

Antakya üzerine anımsadıklarım var elbette. Çiçek Kahvesi. Lafut’taydı. Oraya kızlı erkekli aileler giderdi. Çiçek Bahçesi denirdi. Kışlayı geçtikten sonra sağda, nehir üzerindeydi, ama yukardaydı. Böyle taraçalar halinde inerdi. Arkadaşlarını alan oraya gelirdi.

Evimiz Lafut’a yakındı. Fransız konsolosluğunun tam karşısındaydı bizim evimiz. Orada iki ev vardı. Şimdi orası zaten Hıristiyan mahallesiydi. Babam oraya ilk taşınanlardandı. Kiracıydık. Bu bir ileri görüşlülüktür. Babamın dini eğilimleri yoktu. Geniş görüşlüydü. Namaz kılmaz, camiye gitmezdi. Öleceği  zaman Ulucami’den hoca çağırmak istediler, yüz vermedi.

-Bize biraz Lafut’tan söz eder misin?

            Lafut’u şöyle anlatayım. Kışlanın önünden ileriye doğru gezinti yeriydi. Gece, mesela mehtaplı gecelerde herkes çıkardı oraya yürüyüş yaparlardı. Hata yalnız bile bayanlar çıkarlardı. Rahatça. Benim ablalarım çıkar gezerlerdi. Henne çayı ile Asi’nin  birleştiği yerde bir dolap vardı. Çiçek Kahvesinin karşısındaydı.

Lafut Arapça, Fransızca karışımı bir söz. Fut Arapça girmek demektir. Yani şehir girişi. Halep tarafından “Şehir girişi” işte o cadde. Yani bizim evden itibaren biraz çıktıktan sonra biri Dörtayak’a doğru, öbürü Çiçek Bahçesine doğru ta ilerilere dek uzanır. 

            Akşamüzeri oldumu herkes, gençler, kızlar, kadınlar oraya çıkarlar. Gezinti yeri. Temiz kıyafetlerle gidilir. Çok gittim. Çiçek bahçesine gidilirdi.

            Geceleri de gezilirdi. Mehtaplı gecelerde mutlaka gider otururduk. Çok kibarca bazen laf atılırdı. Bazan kızlar gençlere laf atardı. Hatırlarım Sabahattin Adalı bizim karşımızdan geliyordu, arada bir gurup Hıristiyan kız vardı. Arapça birşeyler söyledi kız, ne söylediyse, Sabahattin “Min ene” yani “o ben miyim” dedi. Sabahattin Adalı gerçekten yakışıklıydı. Lafut’ta gezerken tatlı tatlı göz süzmeler olurdu. Hiç kabalık, sarkıntılık olmazdı. O tarihte hangi şehirde genç kızlar gece çıkacak... Yalnız 4-5 yıl önce Edirne’de ona benzer bir hava yakaladım. Edirne’de gece aileler, kadınlar, genç kızlar, kiminin çocukları gezmeye çıkıyorlar, bir yerde oturuyorlar, bana Antakya’yı hatırlattı.

-Aslında Antakyalısınız değil mi?

            -Evet. Benim baba tarafımın Antakya’da bir sıra dükkanları varmış. Osmanlı’da barut yaparlarmış. Benim anne tarafım, annemin annesi Girit’ten gelme. Halep’te posta müdürüymüş babası. Babamın bahçeleri de Asi’nin tam karşısındaydı. Yanıbaşında bir su dolabı vardı. Bu dolaplar sayesinde sulama yapılırdı. Bir de dalyan vardı altında. Yılan balığı. Ciddi ciddi balık tutulurdu.

 

 

 

            (antakya fotoğrafı)

 

            07-02-1950, Gençlik Kıraathanesi, Antakya. Bir gurup genç İstanbul’dan gelen arkadaşları Suavi Barutçu ile birlikte. Bu sekiz genç içinde bilinenler: Öne yakın gözlüklü olan Suavi Barutçu’dur. En solda İsmet Doğanlar, soldan ikinci Nizamettin Arıman, tam karşıda İskender Bulos, en sağda 8. kişi Kasım Yücel’dir.

 

 

 

 

 

            Son görüşmemiz ise 27 ekim 2006 günü Göztepe SSK Hastanesinde gerçekleşti. Tüstav Mütevelli Heyeti Toplantısı için Antakya’dan gelen Mehmet Salmanoğlu ile buluşarak Göztepe’ye geçtik. Hastanede İstanbul’da yaşayan Antakyalı Mehmet Boz ile buluşarak yanına gittik. Liseden sınıf arkadaşım Mehmet Boz, Suavi Barutçu’yu dialize götürüyor, sık sık kontrol ediyordu.

            Odasına girdiğimde uyuyordu. Çökmüş avurtları sağlığını ele veriyordu. Flaşlı bir fotoğraf çekince uyandı. Bir süre bana baktı, “Oo, Arifçiğim, hoş geldin” dedi. Yanında üç saat kaldık. Hiçbir şey yemiyordu. Doktorların bize fısıldadıkları gerçekten kötü bir tablo idi. O bunun farkında değildi. Yanımızdaki bir arkadaş bunu hissettirmek istedi. Ben de bazı bilgiler almak için orada “konuşalım” dedim, “şöyle maziye gidelim, babamla nasıl tanıştığınıza dek gidelim” dedim. Bana “Burada olur mu, çıkayım, o zaman uygun bir yerde konuşuruz” dedi. Yapacak bir şey yoktu. Durumu kabullenmek istemiyordu. Hiç çocuğu yoktu. Yalnızlık burada onu iyice sarmıştı.

            Topluca birkaç fotoğraf daha çektikten sonra, iki yanağından öperek ayrıldım. “Allahaısmarladık” dedim, “güle, güle, görüşelim” dedi ama aslında bu bir ‘Veda’ idi.

 

                                                                                                                                 Arif Okay

 

 

            Ve; 03/12/2006 gecesi Suavi Barutçu öldü.

 

 

 

 

 

                (*) Aynalar VII şiiri, Hoşçakalın Dostlarım-Süleyman OKAY, Belge Yayınları

                1) Yeryüzü dergisi Abidin Özkan tarafından çıkarılmıştı. Sosyalist eğilimli olan bu dergide Şükran Kurdakul, Arif Damar ve Metin Özek yönetici olarak çalışmışlardı. Birbirinden değerli yazar ve şairler ürünleriyle yer almıştı.) Bakınız: Amik Dergisi, sayı 35, mayıs-haziran 2005, Arif Okay’ın yazısı; Abidin Özkan’ı anmak...

                2) İstanbul Yüksek Tahsil Gençlik Derneği: 2 temmuz 1946 tarihinde Vahdettin Barut, Adil Giray, Zakai Karakaş, Moris Gabbay, Kegam İşkol, Cemal Güner, İlhan Başaran, Bahattin Üçok adlı üniversite öğrencileri tarafından kurulan bu dernek sol hareket için önemli bir kilometre taşı olmuştur. Tüzük gereği 11 kişilik yönetim kurulu olması gereken derneğin yönetimine Nihat Sargın, Hakkı Engerek, Nevzat Özmeriç de katılmıştır. İlk başkanlığını hukuk fakültesinden mezun oluncaya dek Vahdettin Barut yapmıştır. 1951 yılındaki TKP tevkifatıyla birlikte dernek yöneticileri de tutuklanmıştır. Mahkeme sürecinde dernek kendiliğinden kapanmıştır.

                Dernek yöneticilerinden Sevinç Tanık (Özgüner) 12 eylül öncesi evinde faşistlerin silahlı saldırısı sonucu, Asım Bezirci ise Sivas’ta yobaz canilerin yakmasıyla ölmüştür. AO

                3) Şevki Akşit, TKP nin ilişkide olduğu Türkiye Gençlik Derneğinin Genel Sekreterliğini yapmıştır.

 

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

0 yorum yazılmıştır

« Önceki :: Sonraki »