14 12 2007

Şiirlerle koşmak

13/12/2007 Şiirlerle koşmak Güngör Gençay-gungorgencay@gmail.com Tanıtımlarla ilgili bir not...Tanıtımlarla ilgili bir not... Yazdığım kitap tanıtımları, değişik yollardan olumlu ve de olumsuz birçok ileti almama neden oldu. Olumsuz iletiler daha çok şiir kitaplarına ilişkindi. Yarar sağlamayacağı için, olumlu ve olumsuz eleştirilerin ayrıntılarına girmiyorum. Ancak bu durum, yaptığın işin nedenini açıklamakla yükümlü kıldı beni. Bilindiği gibi, toprağından şair fışkıran bir ülkenin insanlarıyız. O nedenle de şiir kitaplarının yayını, başı çekiyor. Bunların çoğu da yazarları tarafından, şairlere, eleştirmen ve diğer yazarlara ücretsiz olarak gönderiliyor. Ama, çoğunluk, bir teşekkürle bile karşılık bulmuyor. Kuşkusuz adları öne çıkmış şair ve yazarların böylesi tanıtımlara ve teşekkürlere gereksinimi kalmamıştır. Ama yıllarca köşelerinde şiir dokuyup ortalıkta görünmeyenler, görülmek istenmeyen ve de okunmayanlar ya da ilk kitaplarında, mahcup ifadeleri yüklenen imzalarıyla tanışıklık yolunu açmak isteyenler… İşte ben çoğunlukla bu tür şiir kitaplarını kırıcı olmadan, ödün vermeden, hatta ilk kitaplardan yana biraz da taraf tutarak tanıtımını yapmaya çalışıyorum. Çoğu zaman gecikmeli olarak gündeme getirebiliyorum ama yıllardır sürdürdüğüm bu işten pişman da değilim. Çünkü, yüreklerine dizeler koyarak koşan insanları seviyorum Kirlerinin Üstünde Mavi (2004) Şevket Karakış Gerçekçi olan her sanatçının doğduğu ya da doyduğu kentteki yaşamsal özellikleri, yapıtlarına yansıtmasının gerekli olduğuna inanıyorum. Çünkü böyle olunca, kişisel ya da toplumsal mücadele daha bütünlüklü kavranıyor. Yapıt da daha bir özgünlük kazanıyor. Bu uygulama, tüm sanatçılar tarafından kabul görse de, memleketimiz şairleri arasında daha yaygın bir biçimde yürütülüyor. Örneğin Karakış’ın “Çocuklar Ölmesin” şiirindeki: “Rengini/ Van Gölü’nün sessizliğinden almış bir gökyüzü/ yeryüzü ceviz yeşili/ Eylül ayında/ Eylül sıcağına hasret Süphan’ın eteklerin... Devamı

13 12 2007

Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatı - Temel eserlerimiz

KAPAK Sevgi Soysal, Latife Tekin, Oğuz Atay, Adalet Ağaoğlu, Yaşar Kemal ve Halide Edip Adıvar. Ahmet Hamdi Tanpınar, Attila İlhan, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Mehmet Eroğlu, Peyami Safa ve Orhan Kemal.9. Hariciye Koğuşu, daha uzun süre yazılamayacak bir yapıttır ve 'modern' insanın varoluşsal bunalımını daha iyi anlatan pek az yapıttan sözedilebilir 31/10/2003 (417 defa okundu) HASAN BÜLENT KAHRAMAN (Arşivi) Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatı - Temel eserlerimiz Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatının kanonlarını saptamak elbette çetrefil bir iş. Bugüne kadar, bizde hiç düşünülmemiş bir kavram çünkü. Ne olduğunu bile yeterince bilmiyoruz. O nedenle tartışmaya öncelikle bu kavramı tanımlayarak başlamakta yarar var. Kanon Yunanca bir sözcük ve aşağı yukarı 'yasa' demek. Bizdeki kanun kelimesi gibi. Bu gevşek anlamın dışına çıkarak düşünmeye başlayınca iş sadece bizde değil, kanonla başından beri uğraşan Batı'da da çetrefilleşiyor. Bunun temel nedeni şu: Kanon, basit sözcük anlamının ötesinde, anlaşılabileceği gibi, 'olmazsa olmaz' veya 'temel' yapıt anlamlarını içeriyor. Ortak bilinç ve bilinç altının yaratılmasında, ortak duyarlılığın ortaya çıkarılmasında kanon neredeyse vazgeçilmez bir kavram. Kanonun gelişmesinde iki temel aşama var. Bunların ilki Batı metafiziğinde çok tartışılmış 'klasik' kavramı. Klasiğin oluşumu Batı'da birkaç evreyi kapsar. Başlangıcı itibariyle işi Rönesans'a götürmek gerek. Rönesans en yalın anlamıyla zaten antik Yunan uygarlığının yeniden canlandırılması sürecidir. Klasiğin gelişiminde ikinci aşamayı 1848-1914 yıllarına yayılan Romantik dönem meydana getiriyor. Bu defa Nietzsche'nin, Freud'un eserlerine yansıyacak oranda bir Latin birikimi de işin içindedir. Kaldı ki, bu dönem kaynaklarda 'filhellenik' (Hellen sevgisi) dönem diye tanımlanır; onun da temel belirleyicisi yeniden antik Yunan'a dönülmesidir. Bu, bütünüyle yazınsal ve söylemsel bir yoklama... Devamı

13 12 2007

'bende bir gülten kaldı hangi bağa diksem yabancı'

KAPAK Gülten Akın, Cumhuriyet'in Bâcıyan-ı Rûm (Anadolu Bacıları) geleneğinin modern temsilcisi adeta. Gülten Akın, 12 Eylül'e karşı hem bir aydın hem de çocuğu cezaevinde olan bir anne olarak tavır aldı.Yarım yüzyılı aşkın şiirini, bir şiir tarihi gibi de, bir toplumsal tarih gibi de okumak mümkün. Şiir evrenini toplumsal, evrensel karmaşanın ve sınıfsal çatışmanın ortasında kurmuş bir şairden söz ediyoruz. Gülten Akın'dan... 01/06/2007 (540 defa okundu) MAHMUT TEMİZYÜREK (Arşivi) 'bende bir gülten kaldı hangi bağa diksem yabancı' Gülten Akın, yeni kitabı Kuş Uçsa Gölge Kalır'da, dünya hallerine dair yeni şiirsel deneyimlerini dillendiriyor. En son 2003 yılında Uzak Bir Kıyıda ile seslenmişti. Öncesinde de Sessiz Arka Bahçeler'den, bir önce de... Her kitabı zamanın ruhunu anlamaya dair güçlü bir olanak oldu okurları için. Şair, kuşkusuz akıldan farklı bir araçla yapıyor dünyaya ilişkin bu büyük kavrayışı, giderek kimsenin dönüp bakmaya vakti olmadığı hassas bir araçla. bende bir Gülten kaldı/ hangi bağa diksem yabancı diye bağlanıyor son şiiri, 'Gülten Akın'dan söz ediyor görünüyor; bu doğru, ama insanın içten içe inleyişini şiirin kuşatıcı gücüyle deneyimleyen bir şair var bu kitapta yine. İçinden geçtiği dünyada acı çeken ruhları duyabilir onu okuyan herkes. Şairin kendisi kadar öteki de var bu şiirde. 'Öteki'nin gerekçesi şu ezeli ahlakta: utanılacak bir şeymiş öyle diyor Camus/tek başına mutlu olmak. Gülten Akın'ın sesi bu kitabında daha pes bir perdeden, kederli bir yorgunluktan duyuluyor, öbür kitaplarından biraz daha farklı olarak. Önceki kitaplarda kederi apaçıktı ama daha tiz bir ses gelebiliyordu dizelerden bize. Çağın en karmaşık yerinde durduk/ biri bizi yazsın, kendimiz değilse/ kim yazacak/ sustukça köreldi/ kaba günü yonttuğumuz bıçak. Değişmeyen şu; şairi güdüleyen bu ezeli motif, 1955'te de aynıydı... Kadının çatışan evreni Yarım yüzyılı aşkın şiirini, bir şiir tarihi gib... Devamı

12 12 2007

Atillâ İlhan İle Söyleşi(*)

Atillâ İlhan İle Söyleşi(*)Sevdanın ve Kavganın YolcusuZeynep Aliye Siz söyledikleri tartışma yaratan ve başından beri kıyasıya eleştirilen bir aydın-şair-yazar-düşünce adamısınız. Sol bir tavrınız olmasına karşın kroşelerin çoğunu da sol'dan alıyorsunuz. Benim tavrım başından beri hep aynıdır. Şöyle söyleyeyim: Fransa'ya gidinceye kadar Türkiye'deki sosyalist çerçeve içindeydim. O zaman ne kitap vardı okuyabilecek, ne de aydınlanmak için bir şeye başvurup bilgi alabilirdim. Ben diyalektiğin ne demek olduğunu en azından on kişiye sordum Türkiye'de, bana kimse anlatamadı ne demek olduğunu. Sonra Fransa'ya gittim. İşçi Üniversitesi'nde Kamarot Paul, Renault'da işçiydi, o bana ayaküstü anlattı bunun ne demek olduğunu. Diyalektiğin ne olduğunu gördükten sonra ve diyalektiğe göre düşünmenin ne demek olduğunu araştırmaya başladıktan sonra arkadaşlarımızla aramızda ihtilaflar oldu. Bunları çok ciddi olarak tartıştık. Bunları 'Hangi Sol'da anlattım. 'Hangi Sol' çıktığı zaman da bana hepsi "hain" dediler, "casus" dediler. Ama sonunda kabul ediyorlar söylediklerimi. Çünkü söylediklerimin hepsini Kruşçef de söyledi. İş oraya dayanıyor. Metodla bakıyorum ben, bilimselim, rasyonalistim. Belliydi tek ülkede sosyalizm olamayacağı. Çünkü kapitalizm bütünüyle dünyada işlemekte devam ederken sen kapitalist bir sistem içinde kamu ekonomisi yapan bir azınlık durumuna düşüyorsan o sistem canına okur. Tek kutuplu bir dünyada tek ülkede sosyalizm bir düş gibi. İşte bütün mesele oraya geliyor. Sonunda Enternasyonal'in kurulmasının sebebi de odur. 'Üçüncü Dünyacılar'ın bir örgütlenmeye gitmesinin sebebi de odur. Onlardan ödü patlıyordu kapitalist sistemin. Çünkü hele 1960'lı, 1970'li yıllarda bir yanda Üçüncü Dünya, bir yanda Doğu Bloku tarafından çok fena sarılmıştı.. Ona kala kala Kuzey Amerika'yla, Batı Avrupa kalmıştı. Başka ülke yoktu. O, telaşla şimdi bunların hepsini dağıtmaya çalışıyor hazır eline geçirmişken. A... Devamı

28 11 2007

ÇİLE ERİ OĞUZ TANSEL / Fakir BAYKURT

ÇİLE ERİ OĞUZ TANSEL (*)   Fakir BAYKURT   Onun “Savrulmayı Bekleyen Harman” şiir kitabını Dereköy’de öğretmenken bulup okumuştum. O yıllarda eşim de, ben de çok hastalanıyorduk. Kaç kez ölümün ucundan döndük. Köy enstitüsü çıkışlı olduğum için sonuna kadar köy öğretmenliğinde hizmet vermeyi canımın ortasına koymuştum. Zaten yirmi yıl zorunlu hizmetim vardı. Az süre mi? Bir ömrün üçte biri, koskoca bir blok. Ama devlet 1946’dan, ‘50’den sonra başka devlet olup çıktı. Anlaşmayı tek yanlı bozdu, köylerde bizi ağanın, partici muhtarın, tafracı karakol çavuşunun önünde yapayalnız bırakıverdi. Bugün gericilik diye yakınıyorlar, yıllar önce var gücüyle biz köy öğretmenlerinin üstüne yürümüştü. Devlet taşları bağlamış, itleri salmışa benziyordu. Daha o zaman içinden alabildiğine ele geçirilmişti. Cumhuriyetin köylerdeki eğitimcileri olarak çaba sürüyordu. Buna karşılık salıdıranlarımıza arka çıkıyordu. Sarılmış, kuşatılmış, eli kolu bağlı kalmıştık. Kolu bağlı da çama çıkılmaz. Gidip bir yüksek öğrenim görmek, halk karşıtı güçlerin önüne biraz daha güçlenip, örgütlenip dikilmek gerekiyordu. Gidebileceğimiz yüksek okul sadece eğitim enstitüleriydi. Kendime göre bir plan yaptım. Resim bölümü sınavlarını kazanamadım. Ankara’daki Edebiyat bölümüne girer iki yıl okursam başkentin ne mene başkent olduğunu içinden anlarım dedim. Mahmut Makal o zaman Demirci’de öğretmen. Haberleşiyoruz. Dereköy’e gelip gitmişti. Sınavlara birlikte gidecektik. Köye hizmet köyün dışından da verilebilirdi. Burdur, Konya üstünden, kamyondan in trene bin, trenden otobüse; o yılların yollarında tozların içinde savrularak Aksaray’a varacak, Mahmut’la buluşup Demirci’ye, oradan Ankara’ya geçecektik. Konya’da bir gün kalıp Oğuz Tansel’i aradım. Ortaokulda mı lisede mi öğretmen olduğunu bilmiyorum. Köy okullarından sonra şehir okulları da tatile girmek üzereydi. Kime sordumsa bana “Senin onun... Devamı

28 11 2007

Orta Doğu Teknik Üniversitesi Edebiyat Topluluğu ve Folklor /Ede

    Orta Doğu Teknik Üniversitesi Edebiyat Topluluğu ve Folklor /Edebiyat Dergisi olarak,  7 Aralık 2007 tarihinde değerli şairimiz Oğuz Tansel’i ölümünün 13. yılında, “Barışın Ozanı Oğuz Tansel”  baslıklı bir etkinlik ile anacağız.    Gülsen Tuncer’in sunacağı toplantıda, siir dinletisi ve dia gosterisi yanında,  Oğuz Tansel’in dostları; Ahmet Antmen, Kemal Ateş, Eray Canberk, Enver Ercan, İlhan Gülek, Kemal Özer, Metin Turan ve Aysıt Tansel konuşmalar yapacak ve halk müziği sanatçısı Okan Murat Öztürk türkülerden bir demet sunacaktır.    Etkinliğimiz, Edebiyatcilar Dernegi,  Nazım Hikmet Kültür Merkezi, Nikbinlik Dergisi, Truva Folklor Araştırmaları Derneği ve Türkiye Yazarlar Sendikası tarafından desteklenmektedir.    Saat 19.30’da ODTÜ Kültür ve Kongre Merkezi, Kemal Kurdaş Salonu’nda yapılacak olan etkinliğimizde sizleri de aramızda görmek isteriz.   Bilgilerinize arz ederiz.   ODTÜ Edebiyat Topluluğu Y.K. Başkanı Altan Türel           ve          Folklor/Edebiyat Dergisi Genel Yayın  Yonetmeni           Metin Turan             İletişim: Altan Türel   e-posta: altanturel@yahoo.com                                             Telefon: 505 573 83 71                     Metin Turan  e-posta: folkloredebiyat@gmail.com                  &n... Devamı

07 10 2007

“Tam Üç Çuval, Bir Valiz Kitap İmzaladı...” / KADİR

“Tam Üç Çuval, Bir Valiz Kitap İmzaladı...”                                                                                                    KADİR İNCESU Mehmet Saydur’un “Rıfat Ilgaz’lı Yıllar” adlı kitabı ikinci baskısını yaptı. İlk baskıdan pek çok olumlu eleştiri alan ve Rıfat Ilgaz’la geçen sıcak anıların anlatıldığı kitabın yazarıyla söyleştik...   -Rıfat Ilgaz’la tanışmanızla başlayalım isterseniz. Tanışmadan önceki ve sonraki düşünceleriniz nelerdir? -Adı tehlikeli bir insandı bir kere. Sürekli izlenen, insanların tanışmaktan ürkütüldüğü ve uzak tutulduğu bir ortam vardı. Böyle bir ortamda o koca yazar Ankara, İstanbul’da değil de Cide’de halkının arasında yaşıyordu. Cide Postası, Kastamonu ve Bartın gazetelerinde yerelden genele yazılar yazıyordu. İnatçı ve itişken olduğu belliydi. Oysa fotoğraflarında asık suratlı, öfkeli bir duruşu vardı. Hem seviyor hem çekiniyordum. Yaptıkları ve yazdıklarıyla bizden biri; görünüşüyle uzaktaydı. 1082’de yayınlanan Yıldız Karayel romanı o kadar bizi anlatıyordu ki, duramadım, 1 Eylül’ün en sıcak ortamında Kastamonu gazetesinde tanıtıcı bir yazı yazdım. On baş-yirmi gün sonra gazetede adıma bir paket... Açtım, Ilgaz’dan... Yazımı okumuş, teşekkür ediyordu. Sonra mektuplaşmalar başladı. Koca yazar bir keresinde yedi sayfa mektup yazmıştı. Derken 1984’de Ankara’da yüz yüze geldik. O da ne, yüzünden gülücükler eksik olmuyordu. Kafanızda onu koyuş y... Devamı

02 10 2007

Eski kimliğimden tam 23 yıl kaçtım

Hasan Hüseyin Korkmazgil Şapka bak işte görüyor musun diyemiyorumdilimin ucunadek geliyor diyemiyorumbir gökyüzü var ki bu senin bilmediğinbir kırmızı var ki bu senin hiç görmediğinbalıklar öyle yüzmez o sularda, sen yoksunşarkılar bir böyle götürmez insanı erguvanlardansende hiç özlemek yok mu a bekleroğlusende hiç bunalmak yok mu a cennetmekanne tutarsın bu şapkayı başındane tutarsın bu başında şapkayıbak işte görüyor musun diyemiyorumdilimin ucunadek geliyor diyemiyorumbiliyorum nah işte mutluluk şuracıktaşu kilidi kırdınmı arkası cennetialahidroöeni füzesiyle korkuya kuluçkadahöt desen devrim doğuracak perşembe gebebak işte görüyor musun diyemiyorumdilimin ucunadek geliyor diyemiyorumsen hiç vatansamaz mısın varsamaz mısınsen hiç onursamaz mısın çoksamaz mısınsen utanmaz mısın arlanmaz mısınhele bir döndür başını da şu gidişe bakhele bir döndür başını da şu düzene bakhele bir döndür başını da şu haline bakbak işte görüyor musun diyemiyorumdilimin ucunadek geliyor diyemiyorum.Köleliğin karşılığını buldum sözlüktetoplumculuk ne demekmiş biliyor musunapartıman bundan çıkar biliyor musunondan sonra kulismulis kilitmilit mapusaneondan sonra allahmallah yalandolan kaşkarikokimden aldın bu şapkayı başınane tutarsın bu şapkayı başındaneden yere çalmıyorsun bu şapkayı başınayere neden bu başı şapkayınabak işte görüyor musun diyemiyorumdilimin ucunadek geliyor diyemiyorum Eski kimliğimden tam 23 yıl kaçtım   Dilek DALLIAĞ Foto galeri Eylem Şenkal'ı herkes milli voleybolcu, model, oyuncu ve sunucu olarak tanıdı. Eylem Şenkal fotoğrafları için tıklayın Eylem Şenkal'ın solcu şair Hasan Hüseyin Korkmazgil'in kızı olduğu ortaya çıktı. Bu gerçeği tam 23 yıl boyunca herkesten sakladığını söyleyen ünlü model, yaşadığı travmaları Kelebek'e anlattı.Öldü biliniyorumAnnem ve ben öldü biliniyoruz. Çünkü evimiz yakıldı ve bu olaylardan sonra babam nüfus cüzdanlarımızı değiştirdi. Yani 7 yaşımdan ber... Devamı

15 09 2007

Ses-Gölge / Gülten Akın

Ses-Gölge <Sayı: 108 Eylül 2007> Gülten Akın elimdeki doğuştan kâse –bildim–bir şey beklemeye değildi.AŞKtı mekâna sığmazdı kâseyi attımAŞKın şavkıdığı dünyayı istedim bir bile değildim, hiç oldumne utanç kaldı ne korku ne bağAŞKı istedimöyle yürekten istedim, yürek eridi kaygan biçimlere tutuldumbiçim kaygım en kırık yanımdıAŞKı sesten olmuş bir gölgeye yükledim ten ayrı ve uzak durduhayat koşum takımları düzgüngündelik talikaten alındı götürüldü dışarıdan baktımo kendini yaşadıben AŞK diye ses-gölgeyle kaldım Devamı

12 06 2007

Ankara 1. Bölge Bağımsız Milletvekili Adayı, Edebiyatçı, Şair Şü

Evrensel, 12/06/2007 Bağımsız adaylar konuşuyor 5 Sultan Özer‘Yalansız ve korkusuz inandıklarımı söyleyeceğim’ Ankara 1. Bölge Bağımsız Milletvekili Adayı, Edebiyatçı, Şair Şükrü Erbaş. Erbaş, edebiyat alanındaki başarısının yanı sıra, işçi ve emekçilerin, ezilenlerin hak arama mücadelelerinde yanlarında olan bir aydın da. “Bağımsız olarak Meclis’e girecek benzer kaygıları, düşünceleri taşıyan arkadaşlarla ‘devrim’ yapmayı, bir avuç insanla bütün bir toplumsal düzeni ters yüz etmeyi beklemiyorum. Gittikçe suça, hainliğe, ‘Türk düşmanlığına’ dönüştürülen bazı temel sorunları Meclis gündemine, oradan ülke gündemine taşımak, yapılacak en önemli iş olsa gerek” diyen Erbaş, “hiçbir şeyi değiştiremese de yalansız ve korkusuz bir dille inandıklarını söyleyeceğinin” altını çizdi. Erbaş, nasıl aday olduğunu, yaklaşımını ve siyasete bakış açısını anlattı. Neden bağımsız aday oldunuz? Siyaset yapmayı daha önce düşünüyor muydunuz? İçtenlikten başka tutamağım, sermayem yok. O nedenle “siyaseten” doğru mu yanlış mı demeden, olanca açıklıkla yanıtlayacağım soruları… Önce şu “siyaset yapma”dan başlayalım. Siyaseti nasıl algıladığımıza bağlı olarak değişecektir yanıt. Sosyalizm düşüncesiyle tanıştığım ilk gençlik günlerimden bu yana siyasetin içindeyim gerçekte. Bu, öğrenci mücadelesi içinde oldu, emek-emekçi mücadelesi içinde oldu, yazı hayatımın temel sorunlarından birisi olarak edebiyat-şiir düzleminde oldu. Pek çok demokratik yapı içinde pek çok toplumsal-siyasal-kültürel sorunlarla ilgili koşuşturdum bugüne dek. Ancak siyaseti, sistemin, merkez-merkez sağ-merkez sol vb. verili yapılarıyla algılarsak elbette böyle bir siyasetle, karşı çıkmanın dışında işim, ilişkim olamaz. Bağımsız adaylık Ankara için değilse de bir süre önce de önerildi ve ben bütün “baskı”ya rağmen kabul etmedim. Yaşadığım hayata, dünyaya şiirle, yazıyla, pek çok zeminde konuşarak, müdah... Devamı