04 06 2008

Daha

Daha <Sayı: 117 Haziran 2008> Ali Püsküllüoğlu Gece daha gece olmadanyola çıkalım, ulaşırız gergin tele, içimizdeki. Hüzünlü bir bulutsanki alçalan, dağılan. Olmadan gece yola çıkalım, şaşırırız yolu değil, geceyi hiç değil, kendimizigünlerce. Unuturuz artık unutmak yaraşır her şeyi, değil mi?Bir deniz kıyısı, kumlukta, ayak izlerimizi iyicesilmek gerekir, sileriz. Yaşadık, öyle diyelim. Günlerimizi, iyi kötü, kimse yadsımasın. Soluruzbir süre daha, yaşamak bu nasılsa. Kırlar, gökyüzüişte uzanıp gidiyor şurada, önümüzde,gece olmadan daha, Ay doğmadan. Daha! Devamı

21 05 2008

Ankara’da Yapılacak Çankaya Şiir Akşamları Etkinliği ve Er

              ANADOLU KÜLTÜRÜ VE ŞİİR SAAT SÜRE I. GÜN – 31 Mayıs CUMARTESİ 13.00 MEVLANA 13.15  Açılış Konuşması  (Çağdaş Şair ve Yazarlar Derneği Genel Başkanı Fadıl    Oktay ) 13.15 MEVLANA 13.30  Sinevizyon Gösterisi - Mevlana 13.30 MEVLANA 13.45  Öznur Karayumak / Mevlana’ya Bakış ) 13.45 MEVLANA 14.30  Vecihi Timuroğlu 14.30 MEVLANA 14.45  Neyzen veya Saz sanatçısı - Hasan Kaplani 14.45   15.00  MOLA 15.00 HACIBEKTAŞ 15.15  Sinevizyon Gözterisi- Hacı Bektaş Veli 15.15 HACIBEKTAŞ 16.00  İlhan Cem Erseven 16.00 HACIBEKTAŞ 16.15  Aydan Yalçın - Metin Kaya Çağlayan  / DEYİŞ DÜET 16.15 HACIBEKTAŞ 16.30  Sadık Toraman 16.30 HACIBEKTAŞ 17.00  Semah Gösterisi 17.00   17.15  MOLA 17.15 YUNUSEMRE 17.30  Sinevizyon Gösterisi -Yunus Emre 17.30 YUNUSEMRE 17.45  Mahir Özel 17.45 YUNUSEMRE 18.15  Dr. Şükrü Günbulut 18.15 YUNUSEMRE 18.30  Ali Ekber Ataş 18.30 YUNUSEMRE  18.45  Hasan Görgü                ÇAĞDAŞ TÜRK ŞİİRİ VE ERGİN GÜNÇE   II. GÜN – 1 Haziran PAZAR  Açılış Konuşması  ( Çağdaş Şair ve Yazarlar Derneği Genel Başkan yardımcısı Mahzun Doğan) Osman Namdar / Çağdaş Türk Şiiri Orkun Levent Boya / Şiir - Edebiyat Dergilerine Bakış (Herşeye Karşın Dergisi Adına) Dr.Cumhur Boratav  /  Şiirsel Bellek Nasıl Davranır  MOLA  Hüseyin Alemdar - Hüseyin Peker  ( Çağdaş Türk Şiiri ve Ergin Günçe)    H.Ü  GENÇLİK KOROSU H.İhsan Sönmez  / Anadolu^da Kültür,Toplumsal Sanat ... Devamı

11 04 2008

HOCALAR İLÇESİ OKUYOR

HOCALAR İLÇESİ OKUYOR       İçinde bulunduğumuz çağda nitelikli yaşamın en önemli gereklerinden olan okumanın, toplumun tüm kesimlerine aşılanarak; üreten, düşünen, paylaşan ve sorgulayan bireylerin yetişmesine, toplumun   topyekûn nitelikli olabilmesine ve kalkınmasına siz de katkı sağlayın.   Bunun için lütfen Kitap Toplama Kampanyamıza destek verin.                 İLÇE YÜRÜTME KOMİSYONU   Kampanya Merkezi     : Hocalar İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü   Adres                            : İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü   Hocalar / AFYONKARAHİSAR Tel                                : 0 272 5512256                                         0 505 5153232 Faks                              : 0 272 5512256... Devamı

04 04 2008

Romana Eleştirel Yaklaşım Biçimleri Üstüne Notlar

Romana Eleştirel Yaklaşım Biçimleri Üstüne Notlar <Sayı: 87 Ekim 2005> Mehmet Rifat Aşağıdaki notlar, bir romana (kuşkusuz büyük tüketim romanına değil de yazınsal nitelikli romana) hangi açılardan, hangi yöntemlerle yaklaşıldığını, bu tür romanların hangi düzlemlerde yorumlandığını, romanın kurgulanması ve düzenlenmesiyle ilgili olarak ortaya atılmış kavramların ne tür işlevler üstlendiğini ve de romana yönelik eleştirel bakış ile romana ilişkin kuramsal aygıtın nasıl eklemlendiğini, yaptığımız araştırmalara, yayımladığımız eleştirilere dayanarak yeniden-sorgulamayı deneyeceğiz. • Yaşamöyküsel eleştirinin romana yaklaşımı. Bir yazarın yaşamı ve yapıtıyla ilgili çok sayıda bilgi olması (sözgelimi Balzac ve Proust için böyle bir durum söz konusudur), yaşamöyküsüne dayalı roman eleştirisini pek de kolaylaştırmaz doğrusu. Gerçekten de romancının toplum içindeki Ben'i ile yapıtlarındaki anlatıcının Ben'i arasında benzerlikler bulunduğu kimi araştırmacılar ve yazın tarihçileri tarafından ileri sürülmüşse, o zaman yaşamöyküsel eleştirinin romancı-anlatıcı-kahraman arası yoğun ilişkileri daha yakından, daha ayrıntıya inerek gözlemlemesi, sorgulaması gerekecektir. Sürdürülecek çalışma hem metin-dışı (roman-dışı) hem de metin-içi (roman-içi) olduğundan ayrıca uzun bir zaman dilimine yayılacaktır. Bir yandan romancının toplumsal yaşamıyla ilgili belgelerin taranması, öte yandan da romanlardaki anlatıcıların ve/ya da kahramanların ayırıcı niteliklerinin belirlenmesi, zorlu ama aynı ölçüde de büyülü bir arayış olacaktır kuşkusuz. İşin asıl ilgi çekici, o ölçüde de sorun yaratacak aşamasıysa, doğrudan doğruya romancının kendisinin yukarıda sözünü ettiğimiz benzerliği (romancı ile anlatıcı arasında bulunduğu ileri sürülen yakınlığı), konuşmalarında, söyleşilerinde hem “beslemek”ten hoşlanıyor olması, hem de böyle bir yakınlığın varlığına karşı çıkıyor olmasıdır. Romancının, kendisi ile yapıtındaki anlatıcıya ilişkin ola... Devamı

04 04 2008

“Şiir dediğimiz şey paylaşmak içindir”

“Şiir dediğimiz şey paylaşmak içindir” <Sayı: 84 Haziran 2005> Mehmet Erte ’80 kuşağı içinde anılan şairlerin bir ortak paydasını bulmanın güç olduğundan, 80’li yıllarla birlikte akımların (bir daha “akım” sözcüğünden bahsedilemeyecek şekilde) ortadan kalktığından söz edilir genellikle. Ama bir şiir akımını işaret eder gibi “80 kuşağı” dendiğine de çok sık rastlıyoruz. Gerçi son söylediğim, sanıyorum bu kuşağın olumsuz yönleri ele alınacağı zaman yapılıyor; eğilimleriyle, kaynaklarıyla bu şairlerin topu birmiş gibi genellemeler yapıldığında, atılacak çöpü gösterir gibi “80 kuşağı” deniyor. Oysa, niteliği tartışılmalı, büyük bir dağılma/farklılaşma söz konusu 80’lerde. 80 öncesi kuşakların belirli öbekler halinde toplandıklarını, “birlik” görüntüsü verdiklerini düşünüyor değilim; yine de özellikleriyle ayırt ettiğimiz damarlar var karşımızda. ’80 kuşağı ise yadsınamaz etkinliğine; yayımladığı bildirilere, çıkardığı dergilere, kendi içindeki kümeleşmelerine, tek tek farklılaşmalarına karşın topyekûn bir kenara bırakılmaya açık oldu hep ve bir damar olarak kabul edilmedi. Öte yandan tarih de şiirin artık kendisine söz geçiremeyeceği yıllara doğru evriliyordu galiba...Sevgili Mehmet Erte, söyleşiye 80’li yıllar şiirine dair tespitlerle başlaman bana bazı şeyleri anımsattı. Senin de vurguladığın gibi şiirde ’80 kuşağı olumsuz bir niteleme. Hele bazılarına göre, ’80 kuşağı şairi olmak, cüzamlı olmakla eşdeğer neredeyse. Benim anımsadıklarımın çoğu da senin saptamanı doğrular nitelikte. 7–8 yıl önce “anlamlı şiir-anlamsız şiir” diye başlatılan, bana o günlerde de şimdi de hayli “anlamsız” gelen tartışmada, bu kuşaktan şair Mehmet Yaşın benim için “Kendisini ’80 kuşağının şefi olarak görüyor,” diyordu. Benzer iddiaları başkaları da dile getirdi. Bir başka ve farklı örnekse arkadaşım ve ş... Devamı

14 01 2008

ŞİİR YAZMANIN GÜÇLÜĞÜ ÜZERİNE / DENEME / ALİ ŞAHİN

ŞİİR YAZMANIN GÜÇLÜĞÜ ÜZERİNE / DENEMEALİ ŞAHİN______________________________________________ "Heykel" demiş, Başkan Melih Ulus'taki "büst"üne. / Güvercinler yiyip- içip "konuyorlar" üstüne" 13- 18 Kasım 2005 arası Ankara'dayım..."ve Ankara'da ilk şiirimi de yazdım..." diyorum bir dosta... "Çok iyi ama bence şiire fazla dalma..." diyor. "Ulus'taki Atatürk Anıtı'nın orda, birilerinin deyişiyle "Heykel"in orda güvercin yemleme yeri yapmışlar, yem satıcıları ve atıcıları var, ben yeni gördüm ve de yadırgadım. ", "Yok hocam, ilk ve son belki de... Gördüğüm manzara karşısında esin geldi aslında; yalnızca "konmuyorlar" başka işler de yapıyorlar güvercinler..." diyorum."Şiir yazanı oyalıyor ve fazla da önemsenmiyor gibi gelir bana... çok gençken tutturursan ne ala... Melih Gökçek inadına Ali Şahin şair oldu derim sonra... diye takılıyor. 13 Kasım 2005 Pazar günü uzunca sayılabilecek bir otobüs yolculuğundan sonra Aşti'de inip Ankara'da okuyan kızım ve bir arkadaşı ile birlikte bir pastanede biraz nefes alıp bir-iki çaydan ve azıcık bir şeyler atıştırdıktan sonra kendimize geliyoruz...Onlar fazla kalmıyorlar dershaneye gitmek üzere ayrılıyorlar, eşimle ben bizi karşılayanları uğurlayıp biraz daha soluklanıyor ve Ankaray'a doğru yola çıkıyoruz az sonra.Taşralılığı belli ediyoruz, biraz ağır davranmadan mı, nedense 2 kişi 3 biletle ancak geçiyoruz, bariyerleri... Neyse bir önceki gelişimizde olduğu gibi Metro'ya Ulus yönünde aktarma işinde olsun yanlış yöne gitmeden biletsiz geçişi gerçekleştiriyoruz bu kez... Kalabalıkta bir genç yer veriyor eşime, "oh!... diyorum, bana yer veren olmadı bu kez, kızların "emmi" demesine alışamadım henüz... Ulus'a geliyoruz, sırtımızda küçük de olsa birer çanta olduğundan İLKSAN Öğretmenevi'ne giden en kestirme yolu seçmek üzere çevreye bakınıyorum. "İstiklal Caddesi, 19 Mayıs, Gençlik Parkı... derken araştırıyorum bir aralığa doğru yürüyoruz, "Ulus'taki Atatürk Anıtı"na çıkış... Devamı

12 01 2008

Cumalı etkinlikleri sürüyor

Cumalı etkinlikleri sürüyor 12 01 2008  Urla Belediyesi tarafından gerçekleştirilen “VII. Cumalı Buluşması” etkinliklerle devam ediyor. İkinci gün etkinlikleri Urla’daki çeşitli kahvehanelerde Klazomenai oyuncuları tarafından Cumalı’nın öykülerinin okunmasıyla başladı. Kahvehanelerde öyküleri okuyan oyuncular dinleyenlerden olumlu tepkiler aldılar.Öğleden sonra programı panellerle devam etti. “Kuşaklar Arası Necati Cumalı” konulu ilk panelde yazarlar İsmail Mert Başat ve Hayri Yetik konuşma yaparken “Necati Cumalı Oyunları ve Oyun Yazarlığı” konulu panelde tiyatro sanatçıları Özdemir Nutku, Hülya Nutku ve Önder Alkım konuşma yaptılar. Her yıl yitirilen bir yazarın da anıldığı etkinlikler çerçevesinde bu yıl Muzaffer Buyrukçu anıldı. “Yitirdiğimiz Yazarlar; Muzaffer Buyrukçu” konulu panelde Hasan Özkılıç, Tacim Çiçek ve Selçuk Tunalı Muzaffer Buyrukçu’yu andılar. Panellerin ardından Türk Sineması’nın önemli yönetmenlerinden Erden Kral ile söyleşi yapıldı. Erden Kral, soru-cevap şeklinde yapılan söyleşide gelen sorulara büyük içtenlikle cevap verdi. Eski ve yeni sinema ve sinemacıları da karşılaştıran Kral, Türk Sineması’nın son dönemde yapılan filmlerle bir yere geleceğine inanmadığını söyledi. Klazomenai oyuncuları müthişti Urla’da 2007 yılının son aylarında kurulan Klazomenai Oyuncuları tiyatro grubunun Cumalı etkinlikleri çerçevesinde gerçekleştirdikleri tiyatro gösterileri büyük beğeni topladı. 3 gün süren etkinlikler çerçevesinde çeşitli gösteriler sunan tiyatro grubu 11 Ocak Cuma akşamı Hakan Çeken Kültür Merkezi’nde Necati Cumalı’nın “Zorla İspanyol” adlı oyununu sahnelediler. Raşit Öztürk yönetimindeki Klazomenai oyuncuları Hüseyin Kaplan, Gülçin Araç, Gökay Yavaş, Çağnur Şarman, Selnur Şarman, Tolga Ketenoğlu, Emrah Tatlıcıoğlu, ve Esra Ok izleyenlerden büyük alkış aldılar.      12/01/... Devamı

12 01 2008

Cumalı Buluşması etkinlikleri başladı

Cumalı Buluşması etkinlikleri başladı 11 01 2008   Türk edebiyat dünyasının önemli isimlerinden biri olan Necati Cumalı aramızdan ayrılışının 7. yılında Urla’da anıldı. Urla Belediyesi ve Necati Cumalı Derneği tarafından 7 yıldır Urla’da düzenlenen “Cumalı Buluşması” etkinliği 10–12 Ocak 2008 tarihleri arasında gerçekleştirilecek. Necati Cumalı Anı ve Kültür Evi’nde başlayan etkinliklere Urlalıların yanı sıra İzmirli şair ve yazarlar da katıldı. Çocukluğunda Necati Cumalı’nın tütün zamanı adlı eserini radyodan dinleyerek tütün kırdıklarını anlatan Urla Belediye Başkan Vekili Bülent Nart, “Bizler, Cumalı’nın eserlerini radyodan dinleyerek büyüdük. O, eserleri 22 dile çevrilmiş uluslar arası bir santaçıdır. Ne mutludur ki bize, Urlamızı dünyaya ile kucaklaştırmıştır. Bizler de kültür evi haline getirdiğimiz yazarın evinde O’nu gelecek nesille kucaklaştırıyoruz. Bu evde Cumalı dostlarını ağırlamaktan sonsuz mutluluk duyuyorum” dedi. PEN Temsilcisi Hayri Yitik, Urla’nın tarihi dokusunun, doğal güzelliklerinin sanatçıları buraya çektiğini söyleyerek “Urla’yı Seferis’le, Cumalı ile, Urla’ya yerleşmiş bu dönemin yazarları, şairleri ile bu ilçeyi dünyanın en gözde yerlerinden biri haline getirebiliriz” dedi. Cumalı’nın Florina doğumlu olduğunu hatırlatarak karşı kıyı ile köprü oluşturulabileceğine de değinen Yetik, bu etkinliğin önümüzdeki yıllarda uluslar arası boyuta taşınması gerektiğini vurguladı.TYS Temsilcisi Namık Kuyumcu da, Cumalı’nın Türkiye’nin ve Türkçenin en önemli seslerinden biri olduğunu belirterek “Cumalı’nın adının Urla ile anılması çok kıymetlidir. Çok yaratıcı ve üretken olan Cumalı için düzenlenen bu güzel etkinlikler uluslar arası bir etkinliğe dönüştürülmelidir. Kültür Bakanlığı’nın da destek ve girişimleri ile Cumalı’nın doğduğu Yunanistan’ın Florina kenti ile U... Devamı

10 01 2008

Şadi Bey’den Bademler Köy Tiyatrosu anlatısı

Evrensel, 10/01/2008 Şadi Bey’den Bademler Köy Tiyatrosu anlatısı A. Can DemirBademler Köy Tiyatrosu 75. yıla Necati Cumalı’nın Susuz Yaz oyununu sahneleyerek girdi.Bademler Köy Tiyatrosu 75. yıla Necati Cumalı’nın Susuz Yaz oyununu sahneleyerek girdi. Tiyatro, Bademler Köyü’nün hala günlük faaliyetlerinden biri… Ancak Köy Tiyatrosu’na yıllarını vermiş olan sahnedeki adıyla Şadi Bey, gençlerden şikâyetçi: Şimdi gençler televizyonun esiri olmuş. Urla’ya bağlı Bademler Köyü, tiyatroyla olan içli dışlı ilişkisi nedeniyle onlarca habere, tartışmaya konu oldu. Köyde 1933 yılında Mustafa Anarat isimli bir öğretmenin meydan piyesleriyle başlayan tiyatro serüveni, bugüne kadar sürdü. Oyunculuktan izleyiciliğe, ışıkçılıktan kostüme kadar bir tiyatro oyununun izleyiciyle buluşması amacıyla gereken her iş için emeklerini birleştiren Bademler Köylüleri, üç çeyrek asır içerisinde 100’e yakın oyun sahneledi. 75. yıla da Necati Cumalı’nın Susuz Yaz öyküsünü sahneleyerek girdi. 1969 yılından bu yana bir tiyatro salonuna da sahip olan Bademler Köylüleri, tiyatroyla yaşamaya devam etmekte kararlı. ‘Şadi Bey’i herkes bilir’ Tiyatronun ilk oyuncularından Hüseyin Kınık, hem kendi serüvenini hem de Bademler Köy Tiyatrosu’nun serüvenini anlattı. 1926 doğumlu olan Kınık sohbete, “Beni burada Hüseyin Kınık diye sorsanız, tanıyan çok çıkmaz. Ama Şadi Bey diye sorsan herkes bilir” sözleriyle başlıyor. Hüseyin Kınık, 1934 yılında öğretmeni Mustafa Anarat’ın hazırladığı Hasan Ağa adlı bir oyunda Şadi Bey rolünü oynamış. Hüseyin Kınık o günlerde ilkokula giden bir öğrenci. Sohbet ettiğimiz kahvehanenin bulunduğu binayı gösterip gülümseyerek,“İşte, bu bina o zaman benimdi. Tabi rol gereği” diyor. Şadi Bey, Hasan Ağa’nın ardından Yarım Osman, Atak Ali, Dingilzadeler, İlan Hatası, Yüzatı, Beyaz Zehir, Sana Rey Veriyorum ve Paydos gibi oyunlarda hep rol almış. Artık oynamıyor, görevi gen... Devamı

08 01 2008

Akdeniz kadar güzel bir şair!

  Akdeniz kadar güzel bir şair! Yaşamı hüzünle son bulan kaç şair vardır? Attila Jozef geliyor aklıma... Macar edebiyatının bu ünlü şairi, kendini bir trenin altına atarak son verir yaşamına... Bulgar şair Vaptzarof, kurşuna dizilmeye götürülürken, karısı için yazdığı şiiri hapishaneden dışarıya son anda çıkarmayı başarır... Hem "Dr." Hem de "Şr." olan Behçet Aysan'ın muayenehanesine gelenler kapıda şu notu bulur: "Yarım saat sonra geleceğim"... Oysa şair, Sıvas'taki Madımak Oteli'nde yakılarak öldürülmüş, şair Metin Altıok ve 33 insanın aklın ve yüreğin asla kabul etmediği sonunu paylaşmıştır. Akdeniz kıyısında yol alan bir minibüs, yol kenarında bekleyen bir kadını almak için durur; minibüsteki genç adam, oturması için bir tabure uzatılan kadına verir yerini. Kadının, genç adama teşekkür etmesinin ardından kaç dakika geçti, bilemem ama minibüsün iyi kapanmayan kapısı açılır ve genç adam dışarı savrulur!.. Nice kaplumbağanın ezildiği asfalt bir şairin kanıyla tanışır bu kez. O şairin adı Abdülkadir Bulut'tur... E r n e s t o Che Guevera, Bolivya'da gizlendikleri yeri gören köylü kadının, kendilerini ihbar edeceğini bile bile serbest bırakılması emrini verir. Kadın, Che'yi yanıltmaz ve yakalanan özgürlük çocuğu öldürülür, cesedi bir helikoptere bağlanarak dağların üstünde gezdirilir. Şairler arasında Che'nin ne işi mi var?.. Çünkü, Che'nin imzasına yalnızca Küba Devrimi'nde değil, birbirinden güzel şiirlerin altında da rastlanılır. 1967 yılının ekim ayında bir adam, Ankara'daki SSK Hastanesi'nden çıkarak, dallarında sararmaya yeni başlayan ve kimilerinin yere düştüğü sarı yapraklar arasında yürümeye başlar... Aslında, bu yürüyüş esnasında neşeli bir şarkı söylemesi gerekir ama gönlü bir türlü yanaşmaz buna... Baba olmuştur genç adam!.. Yanına yaklaştığımızda, sevinci ve hüznü bir arada yaşadığını görürüz. Hayır!.. Eşinin de, çocuğunun da sağlık durumu gayet iyidir... Ama, Ernesto Ch... Devamı