02 10 2008

HASRETİNDEN PRANGALAR ESKİTTİM / METİN CELAL

HASRETİNDEN PRANGALAR ESKİTTİMMETİN CELAL , CUMHURİYET KİTAP, SAYI:953Bir kült kitap, Hasretinden Prangalar Eskittim (Metis Yay. Mart 2008). 1968’de yayınlanmış. Başta 68 ve 78 Kuşakları olmak üzere devrimcilerin hayatında öze bir yeri olmuş. Her zaman çok okunmuş, çok sevilmiş, çok paylaşılmış bir kitap. Yayımlanışının kırkıncı yılı anısına yapılan özel basım, kitabın 58. baskısı. Korsan yayıncılar tarafından da fütursuzca yayımlandığını biliyoruz. Yani her zaman çok okunmuş nadir şiir kitaplarındandırHasretinden Prangalar Eskittim.Ahmed Arif şiirinin bu denli çok sevilip okunmasının sırrını merak etmemek elde değil. Nazım Hikmet çizgisinden geliyor gibi görünse de siyasal bilinç dışında 0 akımla bir ortak yanı yok. Köklerini daha deri erden türkülerden, ağıtlardan, destanlardan alan bir şiir olduğunu daha ilk okuyuşta hissediyorsunuz.Ahmed Arif şiirinde, yaşadığı top halkının acılarını dile getirmenin yanında acıları yaratanlara karşı isyan eden, edebilen de anlatılır. Sonu ölüm, mahpusluk, kaçaklık olsa da isyan edebilenler... Hem biçimiyle hem de özüyle genç, delikanlı bir şiir. Devrimcilerin bu şiirleri böylesine sevmesinde, benimsemesinde bu niteliğin önemli payı olduğuna inanıyorum.Ahmed Arif şiiri söylenebilir bir şiir. Kolayca dile yerleşiyor, ezberlenebiliyor. Ama söylevci, slogancı değil. Destansı, lirik, imgeci... Alttan alta beliren, kendini hissettiren hikayeler barındırıyor içinde. Bana her okuyuşta Yaşar Kemal’in romanlarını hatırlatan dizeler var. Sanki Yaşar Kemal’in yüzlerce sayfada anlattığı olayları, olgular tek bir şiirde anlatmak ister gibi.Şiirlerin kendi içlerinde barındırdığı bir müzik var. Bir yiğitleme, bir ağıt, bir destan, bir aşk türküsü müziği duyuyorsunuz içinizde. En sıradan görünen bir sözc&u... Devamı

30 09 2008

İlköğretime Erotik Şiir Kitabı

İlköğretime erotik şiir kitabı  Türkiye / 29/09/2008Onur ÖZKAN/BURDUR, (DHA) BURDUR'un Gölhisar İlçesi'nde, ilköğretim okullarındaki öğrencilere de satılan şiir kitabındaki bazı şiirlerde erotik ifadelerin yer alması tepkilere neden oldu. Gölhisar İlçe Milli Eğitim Müdürü Osman Candeğer, İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü bünyesindeki değerlendirme komisyonuna kitabı incelettirdiğini, bir sakınca görülmediğini söyleyerek, “Kitapta ufak tefek kelimeler var. Ama komisyon sakınca görmedi” dedi. Gölhisarlı şair Osman Akkoç'un şiirlerinin bulunduğu, geçen Şubat ayında basılan ‘Bir Deste Gül’ adlı şiir kitabı, 2007- 2008 eğitim öğretim yılının ikinci yarısı içerisinde ilçedeki ilköğretim okulları ve liselerde öğrencilere satıldı. Osman Akkoç'un bastırıp gelirini Milli Eğitim Müdürlüğü'ne bıraktığı ‘Bir Deste Gül’ adlı şiir kitabındaki bazı şiirlerde erotik ifadelerin yer alması ise velilerin ve eğitim camiasının tepkisine neden oldu. Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın bandrolünün de bulunduğu şiir kitabının 105'inci sayfada bulunan ‘Böyle Güzel Görmedim’ şiirinde ‘Göğüslerinin üstünden, ne hoş olur içmesi’ ve ‘Göğüslerin uçları, bir tülle örtülenmiş’ ifadeleri yer alıyor. Velilerin tepkisini çeken kitabın 2'nci sayfasında ‘Kitabın tüm yasal hakları Gölhisar İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’ne aittir” ifadesi bulunuyor. Ayrıca kitabın önsözünde de Gölhisar eski Kaymakamı Selami Kapankaya, İlçe Milli Eğitim Müdürü Osman Candeğer ve Gölhisar Belediye Başkanı Mehmet Yavuzer'in kitap ve yazar hakkında övgü... Devamı

18 09 2008

Eskimeyen prangalar

Eskimeyen prangalar 'Hasretinden Prangalar Eskittim'in 40. yılı... Eşitlikçi bir dünya düşü Ahmed Arif şiirinin damarlarıydı. Doğu'nun yoksul, emekçi halkının yaşadığı, duyumsadığı her şey bu şiirin kaynakları olacaktı 28/03/2008 (10 defa okundu) ORHAN KAHYAOĞLU (Arşivi)Türkiye'de hak ve özgürlük mücadelelerinin büyük bir yükseliş yaşadığı 1960'lardan 1980'e uzanan zaman diliminde, kendini bu mücadelenin içinde varsaymış hemen her bireyin kitaplığında bir dönem mutlaka bulunan bir şiir kitabını anımsatalım; Hasretinden Prangalar Eskittim. O zaman diliminde, geçmiş on yılların toplumcu duyarlılığını simgeleyen şairlerin eski ve yeni kitaplarıyla tanışırken; sayısı bunları çoktan aşan, katlayan yeni şairler ve kitapları da beliriyordu. 1940'lardan bu yana, toplumcu kimliğini şiirine direkt taşıyan hemen her şairin öncüsü, atası hep Nâzım Hikmet şiiri oldu. Bu etki, inanılmaz bir riski de beraberinde getirecek, yazılan şiirlerde Nâzım'ın şiirinin büyük esinleri olacak ve belki birkaç istisna dışında, toplumsalcı şiirini yenileyen, dönüştürebilen şaire pek rastlanamayacaktı. Ahmed Arif ve şiiri, bu bağlamda inanılmaz bir ayrıcalığı temsil eder. Bu toplumcu ve gerçekçi şairler, yaşadıkları dünya savaşının yarattığı kaosun da etkisiyle, şiirlerini büyük ölçüde yenileyemediler. Yine aynı zaman diliminde, birçok şairi etki alanına alan bir Garip şiiri doğmuştu. Garip şairleri, şiirin geleneksel formlarını değiştirip, şiire Batı esinli bir serbestlik kazandırıp, bir tür yeni halk şiiri ortaya çıkarınca, birçok yeni şair de onların şiir diline hapsolup, yeni açılımlara gidemediler. Birkaç istisna hariç. Onlar zaten Garip şiiriyle hiç akrabalık kurmamışlardı. Ahmed Arif, 1950'lerin başına gelindiğinde, Garip'ten ... Devamı

14 06 2008

"Şiirin Ölümsüz Kadınları - I" | Erdoğan Alkan*

"Şiirin Ölümsüz Kadınları - I" | Erdoğan Alkan*"DİNLE ve YÜREĞİN TİTREMEDEN OKU BUNLARI"Baudelaire'in şiirinde kadın / Konuşuyor bazen, diyor ki: "Ben güzelim, / Güzelliğim aşkına hep Güzeli sevin / Esin Perisiyim ben, koruyucu, Meryem'im."Yine Baudelaire'e göre güzellik hüzünlü bir kadın başıdır. Buna benzer bir sözü de Aragon söylüyor: "Mutlu aşk yoktur!" Kadınlar arasından çok az sanatçı çıktı ama en güzel yontular, en güzel resimler kadınlar için yapıldı, en güzel romanlar, en güzel öyküler, en güzel şiirler kadınlar için yazıldı. Yaşlı Dante on sekizlik Beatrice'yi yalnızca bir kez, köprüden geçerken gördü ve bu platonik seviden Divina Comedia gibi ölümsüz ve büyük bir yapıt doğdu. Cennet'i gezerken şairin kılavuzu körpe Beatrice'dir. Sevdalardan perişan Ronsard'ın daha otuz yaşında teni soldu, saçları ağardı. Esin perisi dört kadın Cassandre, Meryem (Marie), Astre é ve Hélène Fransız yazınına yüzü aşkın sevda şiiri kazandırdı. Kurumlu, kendini beğenmiş bir kızdı Cassandre, kök söktürdü solgun yüzlü, saz benizli şaire. Akça pakçaydı. Ronsard'ın bir sone'sindeki tanımıyla, pembe bir alnı, körpe bir teni, kar gibi beyaz boynu, süt gibi beyaz memeleri vardı. Gözleri geceleri ışıtıp gündüze döndürecek kadar parlak ve canlıydı. Elleri tatlı ve pamuk kadar yumuşacıktı. Cassandre'ın, kapalı parmakları şairin yaşamını sımsıkı tutuyordu sanki. Bu sevi platonik değildi, kar kadar ak boyunlu, süt kadar ak memeli güzel Cassandre yatağını bölüşüyordu Ronsard'ın. Yazık ki erken öldü. Şairin yüreğindeki derin ölüm acısını Meryem adlı, Bourgeil'li bir köylü kızı dindirdi. Anjou kırlarında, orman... Devamı

08 06 2008

Sevgili Hasan Hüseyin'in anısına saygıyla...

Sevgili Hasan Hüseyin'in anısına saygıyla...  dostum dostum güzel dostumbu ne beter çizgidir bu         bu ne çıldırtan dengeyaprak döker biryanımız                 bir yanımız bahar bahçe    YAŞAMI   YAPITLARI   ŞİİR KİTAPLARI  1. Acıyı Bal Eyledik, Bütün Şiirleri, Bilgi Yayınevi, 1973  2. Oğlak, Bütün Şiirleri, Bilgi Yayınevi, 1972  3. Kızılırmak, Bütün Şiirleri, Bilgi Yayınevi, 1966  4. Temmuz Bildirisi, Bütün Şiirleri, Bilgi Yayınevi, 1965  5. Kelepçemin Karasında Bir Ak Güvercin, Bütün Şiirleri, Bilgi Yayınevi, 1974  6. Ağlasun Ayşafağı, Bütün Şiirleri, Bilgi Yayınevi, 1972  7. Koçero Vatan Şiiri, Bütün Şiirleri, Bilgi Yayınevi, 1976  8. Haziranda Ölmek Zor, Bütün Şiirleri, Bilgi Yayınevi, 1977  9. Filizkıran Fırtınası, Bütün Şiirleri, Bilgi Yayınevi, 198110. Acılara Tutunmak, Bütün Şiirleri, Bilgi Yayınevi, 198111. Işıklarla Oynamayın, Bütün Şiirleri, Bilgi Yayınevi, 198212. Kavel, Bütün Şiirleri, Bilgi Yayınevi, 196313. Kızılkuğu, Bütün Şiirleri, Bilgi Yayınevi, 197114. Kandan Kına Yakılmaz, Bütün Şiirleri, Bilgi Yayınevi, 198515. Tohumlar Tuz İçinde, Bütün Şiirleri, Bilgi Yayınevi, 1988 MİZAHİ HİKAYEÖhhöö! (1964)Made in Türkey (1970)Bıyıklar Konuşuyor (1971) ŞİİRLERİ Acılara TutunmakAcıyı Bal EyledikAkarsuya Bırakılan MektupAmennaBenden Bilmeyin Filizkıran Fırtınası Haziranda Ölmek ZorIşıklarla Oynamayın Kerbela Uzak DeğilKızılırmakMasal Kokusu Oranlama BESTELENEN ŞİİRLERİ Amenna, Ahmet Kaya - AmennaAcılara Tutunmak, Ahmet Kaya - Acılara TutunmakBerivan, Grup YorumGüzel Günler, Ahmet Kaya - Güzel GünlerHalay Havası, Ahmet Kaya - Halay HavasıHaramiler, Ahmet Kaya - HaramilerKadınlar, Ahmet Kaya - KadınlarKerbelâ Uzak Değil - Grup Yorum - Munzur DağıHaziranda Ölmek Zor, Grup Yorum - Haziranda Ölmek Zor Şiddet, Ahmet Kaya - ŞiddetOrtadoğu, ... Devamı

08 06 2008

KÖPRÜYE VARINCA KÖPRÜ YIKILDI

KÖPRÜYE VARINCA KÖPRÜ YIKILDI Hasan Hüseyin, bu şiiri temmuz 1965'te bitirdi. Karısı gebeydi. Proton'lar, Luna'lar, Mariner'ler cirit atıyorlardı uzayda. Kızılırmak akıyordu. Köprü çürüktü. Bir çift angut olurdu bırakılmış akşamlar. Anguda silâh sıkılmaz. Kızılırmak aka aka... Dalga taşı oya oya... Türküler çoğala çoğala... Öfkeler kızara kızara... Ve bir gelin alayıydı, çekip giderdi allı pullu. Göçtü köprü, kaptı sular gelini. Ve atlılar gitti gider. Dediler: "Kızılırmak n'ettin allı gelini?"  Demediler: "Çürük köprü n'ettin allı gelini?"  Ve işte bezirganlar gördüler yıldızlarının düştüğünü. Çünkü öyle değil, böyle konulmuştu taş. Pencereler açıla açıla, kapılar kırıla kırıla, Kızılırmak aka aka...   6 Ağustos 1965. Bir oğlu oldu Hasan Hüseyin'in. Adını Temmuz koydu. Bebek indi raftan, 'Kızılırmak' çıktı rafa. İstanbul'dan bir yayınevi aldı onu raftan, götürdü İstanbul'a. Temmuz büyümekte, Kızılırmak uyumakta. Aradan geçti aylar. Birgün çıkageldi Kızılırmak İstanbullardan. Köprü çürüktü. Duvara pencere nasıl açılır? Kızılırmak aka aka, dalga taşı oya oya! İstanbullu yayınevi "I-ıh" dedi. Kızılırmak çıktı rafa. Denizin altı balık, üstü gemi. Ya balık çıkar üste, ya martı iner alta. Bugün değilse, yarın. Temmuz büyümekte, Kızılırmak uyumakta. Gider köprü, kalır alacakaranlıkta bir çift angut, oralarda.   Birgün dedi ki Ankara'da bir derginin sahibi: "Çoktandır şiir vermiyorsun dergiye.." Düşündü Hasan Hüseyin, "Vereyim" dedi. Kızılırmak'tan bir bölüm vermek istiyordu. Dergici, "Şunun tümünü ben bir okuyayım" dedi. Ertesi gün, "Hepsini yayımlayalım dergide" diye önerdi. Düşündü ozan: basımevleri.. dizgi.. baskı.. bir sürü yanlış... Oysa hemen okura ulaşması gerekiyordu yapıtın. "Olur" dedi. Ertesi gün, "Şu derginin sorumluluğunu da sen üzerine alsana.." dedi dergici. "Olur" dedi ozan. Ve Kızılırmak, o derginin Eylül 1966 sayısında çıktı. İlgi büyük oldu.   Birgün bir genç geldi, Hasa... Devamı

08 06 2008

KÖPRÜYE VARINCA KÖPRÜ YIKILDI

KÖPRÜYE VARINCA KÖPRÜ YIKILDI Hasan Hüseyin, bu şiiri temmuz 1965'te bitirdi. Karısı gebeydi. Proton'lar, Luna'lar, Mariner'ler cirit atıyorlardı uzayda. Kızılırmak akıyordu. Köprü çürüktü. Bir çift angut olurdu bırakılmış akşamlar. Anguda silâh sıkılmaz. Kızılırmak aka aka... Dalga taşı oya oya... Türküler çoğala çoğala... Öfkeler kızara kızara... Ve bir gelin alayıydı, çekip giderdi allı pullu. Göçtü köprü, kaptı sular gelini. Ve atlılar gitti gider. Dediler: "Kızılırmak n'ettin allı gelini?"  Demediler: "Çürük köprü n'ettin allı gelini?"  Ve işte bezirganlar gördüler yıldızlarının düştüğünü. Çünkü öyle değil, böyle konulmuştu taş. Pencereler açıla açıla, kapılar kırıla kırıla, Kızılırmak aka aka...   6 Ağustos 1965. Bir oğlu oldu Hasan Hüseyin'in. Adını Temmuz koydu. Bebek indi raftan, 'Kızılırmak' çıktı rafa. İstanbul'dan bir yayınevi aldı onu raftan, götürdü İstanbul'a. Temmuz büyümekte, Kızılırmak uyumakta. Aradan geçti aylar. Birgün çıkageldi Kızılırmak İstanbullardan. Köprü çürüktü. Duvara pencere nasıl açılır? Kızılırmak aka aka, dalga taşı oya oya! İstanbullu yayınevi "I-ıh" dedi. Kızılırmak çıktı rafa. Denizin altı balık, üstü gemi. Ya balık çıkar üste, ya martı iner alta. Bugün değilse, yarın. Temmuz büyümekte, Kızılırmak uyumakta. Gider köprü, kalır alacakaranlıkta bir çift angut, oralarda.   Birgün dedi ki Ankara'da bir derginin sahibi: "Çoktandır şiir vermiyorsun dergiye.." Düşündü Hasan Hüseyin, "Vereyim" dedi. Kızılırmak'tan bir bölüm vermek istiyordu. Dergici, "Şunun tümünü ben bir okuyayım" dedi. Ertesi gün, "Hepsini yayımlayalım dergide" diye önerdi. Düşündü ozan: basımevleri.. dizgi.. baskı.. bir sürü yanlış... Oysa hemen okura ulaşması gerekiyordu yapıtın. "Olur" dedi. Ertesi gün, "Şu derginin sorumluluğunu da sen üzerine alsana.." dedi dergici. "Olur" dedi ozan. Ve Kızılırmak, o derginin Eylül 1966 sayısında çıktı. İlgi büyük oldu.   Birgün bir genç geldi, Hasa... Devamı

07 06 2008

Nâzım Hikmet de Dokumacıydı...Nâzım Hikmet'i Herkesçe pek bi

Nâzım Hikmet de Dokumacıydı... Nâzım Hikmet'i Herkesçe pek bilinmeyen bir yanıyla anmak istiyoruz. Ozan, Bursa Cezaevi’nde yatarken bir vesile ile 1942 yılında dokumacılığa başlıyor. Yedi yıl boyu hemen her gündüz tezgahların başında yüreğinden geleni "dokuyor". BİA Haber Merkezi - İstanbul 02 Haziran 2008, Pazartesi Adnan GENÇ Yazı erbabından biri olarak, dilimize verdiğimiz özeni sürdürebilmek, meramımızı yaşayan, kolay ve anlaşılır bir dille aktarabilmenin titizliğini sürdürmeliyiz. Bunu iyi yapabilmenin temel etmenlerinden biri de; yazın dili ile konuşma dili arasındaki kalıcı, sürekli ve etkin iletişim olsa gerek diye düşünüyoruz. Öğrendiklerimiz, aslolarak bu toprakların sahici zenginliklerinden. Nâzım Hikmet de bunlardan başta geleni. Dilimizi zengin, etkileyici ve kıvrak kullanabilmenin en parlak ustası. Biliyorsunuz UNESCO, 2002 yılını Nâzım Hikmet yılı olarak kabul etti. Şiirin ve Türkçe'nin büyük ustası Nâzım Hikmet, bu yıl, Türkiye ve yurtdışında yapılan çeşitli etkinliklerle anılmaya başlandı… Dille ilgisi kadar ilginç ve herkesçe pek bilinmeyen bir yanı ile biz de usta şairi anmak istiyoruz. Ozan, Bursa Cezaevi’nde yatarken bir vesile ile 1942 yılında dokumacılığa başlıyor. Yedi yıl boyu hemen her gündüz tezgahların başında, geceleri ise şiiriyle baş başa, yüreğinden geleni "dokuyor". Ölüm yıldönümü vesile sayarak, saygıyla… Dokumacılıktan para kazanmak… Yazımızın bu bölümden sonrasını, Memet Fuat’ın Adam Yayınların’dan çıkan ve şairin yaşamını her yönüyle konu edinen kitabından alıntılayarak sürdüreceğiz. Bundan tam 66 yıl önce Nâzım Hikmet,  Ertuğrul adında genç bir adam ve Raşit Kemali isimli edebiyat heveslisi bir başka genç (şairle birlikte 3.5 yıl hapislik yapmış olan yazar Orhan Kemal’le birlikte yatıp), cezasını çekip çıkan bir hükümlünün dokuma tezgahlarını devir alırlar. Kitaptan sürdürelim: Sürekli bir gelir kaynağı  bulmak için düşünüp dura... Devamı

07 06 2008

Nazım Hikmet: Şiirden Siyasete, Siyasetten Şiire...Nazım'ın

Nazım Hikmet: Şiirden Siyasete, Siyasetten Şiire... Nazım'ın yapıtı, kimi zaman dumanı tüten ekmeğe, çoğu zaman da yazıcısının eril sesine rağmen bereketli sonbahar toprağına benzeyen cezaevi şiirleri, sağlıklı, sağaltıcı bağışla(n)manın kanıtı. Hem nedeni, hem sonucu... BİA Haber Merkezi - İstanbul 03 Haziran 2008, Salı Orhan KOÇAK Nazım bölücüdür, gücü ve çağrısı buradan gelir: Şiiriyle ve eylemiyle, yaşamında ve ölümünde, insanları tavır almaya zorlamış, sanatın ve siyasetin kadrolarını ikiye bölmüştür: Nazım'dan yana olanlar ve ona karşı olanlar. Bunun açıklanabilir nedenleri var: Şiiri yeniydi, hem içeriğiyle hem de biçimiyle Türk edebiyatının organik gelişimini yırtıyordu. Soylu bir aileden geliyordu ama kendi sınıfına ihanet etmiş, ezilenlerin yanında yer almıştı. Ve sınıfının onu geri alma, yeniden kendi içine katma çabalarına da kanmadı. Öte yandan, çok uzun sürmeyen siyasal yaşamında da dik başlı bir tutum içinde olmuş, Türkiye Komünist Partisi'nde (TKP) bir muhalefet hareketi örgütlemişti. Eski TKP'li romancı Kerim Korcan, Harbiye Kazanı'nda, 1930'larda Parti üyelerinin Nazım'la görüşmekten nasıl çekindiklerini anlatır. TKP yönetiminin koyduğu bu görüşme yasağı, üyelerin gözünde Nazım'a büyüleyici bir kimlik kazandırmış olmalı. Bir tür şeytan, hem iten hem çeken. Nazım'ın önderlik iddiasından vazgeçmesi ve 1938'de de cezaevine girmesiyle birlikte bu çekişme de hızını yitirecektir. Nazım, Bursa Cezaevi'nden Kemal Tahir'e yazdığı 10 Şubat 1941 tarihli mektupta, şöyle diyor: "En münasebetsiz hatta muzır insanlarla dahi münasebetinde emniyetli bir rahatlığa kavuşmak merhalesi vardır. Bunu benim söylediğime hayret etme, bütün harici tezahürlerine rağmen ben zaman zaman muayyen insanlar için, belki uzun bir didişmeden sonra böyle emniyetli, unutkan bir rahatlığa kavuşurum." Nazım, Hikmet Kıvılcımlı ile ilişkisinden söz ederken yazıyor bunları. Ama bu bağışlamanın, bu iyileşt... Devamı

07 06 2008

Ahmed Arifçe Yurdunu SevmekAhmed Arifle Ankarada mülkiyede öğren

Ahmed Arifçe Yurdunu Sevmek Ahmed Arifle Ankarada mülkiyede öğrenciyken 1977de tanışmıştım. Zafer çarşısının ortasındaki Sivaslı Mahmutun kahvesinde uzun bir muhabbetin ardından Hasretinden Prangalar Eskittim kitabının yeni baskısını imzalayıp vermişti. BİA Haber Merkezi - Diyarbakır 01 Kasım 2003, Cumartesi Şeyhmus DİKEN "Bir akşam üstüdür şarabî Bahçeler ve dağlar üzre hükümran Tam dünyayı dolaşmak saatindesin Ay ışığı su içer birazdan" Ahmed Arif'le Ankara'da mülkiyede öğrenciyken 1977'de tanışmıştım. Zafer çarşısının ortasındaki Sivaslı Mahmut'un kahvesinde uzun bir muhabbetin ardından "Hasretinden Prangalar Eskittim" kitabının yeni baskısını imzalayıp vermişti. O anda farkına vardığı kitabın 6 lira olan zamlı fiyatından dolayı da yayıncıya, benim kitabımı emekçiler okur, onların da parası kısıtlıdır, deyip okkalı bir küfür savurmuştu hiç unutmam. Eğildi, yüzümü öptü Kitabın kapağını çevirip ithaf bölümünü yazarken birden bana doğru dönüp demişti ki; Şeyho diye yazayım mı? Ki ismimin bu şekilde ünlenişi hayatım boyunca iki insana kısmet oldu. İkisi de memleketimin şairiydi, Diyarbekirliydiler. Hadi içimde kalmasın diğerini de söyleyeyim, kadim dostum Yılmaz Odabaşı diğeri de. Ahmed abi dedim, içinden nasıl geliyorsa öyle yaz. Eğildi, yüzümü öptü ve sana nasıl kıyarım Şeyho demeye dedi. "Şeyhmus Diken kardeşime gözlerinden öperek" diye yazıp imzaladı. İkinci kitap ne zaman? Kendisiyle zaman, zaman yaptığımız sohbetlerde biraz da hem hemşehrilik aşkına hem de ilk kitabının verdiği tatla hep sorardık: Ahmed abi ikinci kitap ne zaman çıkacak, diye. Bir defasında hiç unutmam demişti ki, çocuklar ne diyorsunuz adam gibi tadında durmak lazım, ben de Hasan Hüseyin (Korkmazgil) gibi kitap ameline mi tutulayım. Hep beraber basmıştık kahkahayı. Ama hiçbir zaman da ikinci kitap beklentimizden o sağ olduğu müddetçe vazgeçmemiştik. İşte şimdi ölümünden yıllar sonra o ikinci kitap, üzerine titrediği ve bizim kuşağa, hep... Devamı