02 01 2006

İstanbul Şiirleri: Şair İstanbul/ Nisan Serap Muratoğlu*

  Şair İstanbul   Vurur kıyılarına İstanbul'un güz Susar Marmara, ağlar Karadeniz Ayrılıklar doğar gün batımlarına Eğer başını Emirgan Yoktur çoban yıldızı sinesinde Küser Kızkulesi Fasıllar duyulur, ağıtlara yar Bir kıyıdan diğerine Duymaz Nakkaştepe Hüzündür gezinen ayak sesleri Arnavutkaldırımlarında Ihlamur kokuları yayılır sedasına Sessizce dalar uykuya Aşiyan Çığlıkları duyulur boğazın haşmetine İsyandır korkuları kabrine azap Nur diler hasretlere Hisar Çekerler kaderin ağlarını maviden aheste Şafak vakti dönerler Yorgun kıyılarına Beykoz'un Turuncudan çalar sarıya yapraklar Hazana kavuşurken Yosunların hikayesi sarar Kavağı Bir kadeh kalkar şerefine vuslat akşamların Anason kokuları arsızlaşır Burkulur yüreği Kanlıca'nın Uçuşur eteklerinde sözlerin gamı Ahir ömre sorar sorgular yazgısını Üslup arar kıyı kıyı Kınalı Sazlar çalar meşk eyler gönülleri Çakır keyif ummana dalar yüreği Baharını bekler, umuda sarılır Heybeli Destanlar süzülür Bozyele teslim bakirliğiyle Sahipsiz, ürkek ve yalnız Haliç Kumruların kanatlarında Tarihin ihtişamını gizler Ayasofya Sürgün gönüllerin izi düşer Kaderin mızrabına Hüzündür Salacağın kıyıları Aşk, hasret, hazan, Yaşam, ölüm! .../İstanbul Susarım gölgelerin yalnızlığıyla Şiirse bu şehir...Şairi İSTANBUL...   Nisan Serap Muratoğlu   ******************************************************** (*) "Kadınca Dergisi; Kültür,Edebiyat Ve Sanat sayfalarından sorumluyum. Kadınca Dergisi için; röportajlar yapıyor (Sunay Akın, Yusuf Hayaloğlu, Soner Olgun, Yaşar Çallı, Ayşenur Yazıcı, Cezmi Ersöz, Akgün Akova) şiirim ve sizlerden gelenler bölümünü hazırlıyorum. Manşet Gazetesinde zaman zaman makaleler yazıyorum. Öncesinde Radyo Manşette Şiir Perisi, şimdi her pazar saat:22:00'de Radyo Barış 107'de Nisan Yağmuru edebiyat, kültür ve sanat programını hazırlayıp sunmaktayım.. Bugüne kadar program konuklarım; Cezmi Ersöz, Soner Olgun, Yusuf Hayaloğlu, Akgün ... Devamı

31 12 2005

Kubilay Olayı ( 23 Aralık 1930) ve Fazıl Hüsnü DAĞLARCA

KUBİLAY OLAYI (23 ARALIK 1930) "Büyük Ordunun Kahraman ve Genç Zabiti ve Cumhuriyet'in Mefkureci Muaallim Heyetinin Kıymetli Uzvu Kubilay Bey'in Temiz Kanı Cumhuriyet'in Hayatiyetini Tazelemiş ve Kuvvetlendirmiş Olacaktır." M. Kemal ATATÜRK                                                           KUBİLAY DESTANI Kubilay ve iki bekçinin anısına:23 Aralık 1930'durGece yeşilimsi,Dağlar akBir altın çizgi gibi yerle gökGün doğdu doğacakDon yoktur ama donmuştur sankiSarı yapraklarla kış kocaman bir yüzTarla çizgileri ile bir kilim işteMenemen ovası dümdüzYalancı Mehdi Derviş MehmetYürümüş Manisa'dan bir sarı su gibiBeş on adamıyla Menemen'e varmak üzereYılan uykusu gibiDüştü Kubilay'ın başsız gövdesiBir çınar dalı gibi yereSarktı yakasından anasından gelmişMavi çiçek mor çiçek bir çevreDüştü Kubilay'ın başsız gövdesiBir söğüt dalı gibi yereAydınlık aydınlığa yaklaşır ikenSonsuzluğa ere ereDüştü Kubilay'ın başsız gövdesiBir zeytin dalı gibi yereDüştü cebinden bir kitap,Açıldı göklere…Fazıl Hüsnü Dağlarca   MUSTAFA FEHMİ KUBİLAY (1906-1930) Cumhuriyet tarihine "Menemen Olayı" veya "Kubilay Olayı" olarak geçen, gerici ayaklanmasında şehit edilen Kubilay, 1906 yılında Adana Kozan'da dünyaya geldi. Kubilay'ın asıl adı Mustafa Fehmi'dir. Kubilay soyadını ise İzmir Erkek Öğretmen Okulunda öğrenci iken aldı. Ailesi 1902 yılında Girit'ten İzmir'e göç etmiştir. Daha sonraları geçim zorlukları ve savaş yılları nedeniyle önce Adana-Kozan, daha sonraları Antalya'ya göç ettiler. En son olarak da tekrar İzmir'e gelip yerleşmişlerdir. Mustafa Fehmi Kubilay, İlköğrenimini 1913-1919 yılları arasında Aydın'da tamamladı.... Devamı

30 12 2005

Lale Müldür'ün yakında yayımlanacak 'Ultrazon'da Ult

Maria Magdelena                                                           Radikal Kitap, 30/12/2005 Geceleri çıldırıyorum maria magdelena Bir grubun bir şeyler hazırladığını düşünerek Bir rüyadan çıkıp yanıma geliyorsun Maria magdelena Beni de isa kadar sevseydin maria Benimle vals etseydin sabaha kadar Bir parça saç elinde Güzel zamanların anısı olarak Doğu'yu gördüm hüzünlü bir şarkı gibi Batı'yı gördüm başka bir hüzünlü şarkı gibi Saçların uzun nehirlere dökülmüş Eski günahlarını hatırlatmıyor artık Her yerde ağlaşan çocuklar Biliyorsun ilk sen verdin ona taşı Bir parça saç elinde Güzel zamanların anısı olarak 4 Mayıs 2003 Rüzgar korkunçça estiği zaman Bana çevireceksin yüzünü Rüzgar korkunçça estiği zaman Korku göreceğim gözlerinde Işık gözlerine düştüğü zaman Bilinmez birtakım şeylerden bahsedeceksin Hızla ve durmadan Ne olur bak bana o kocaman gözlerinle Rüzgar korkunçça estiği zaman 18 Mart 2004 Lale Müldür'ün yakında yayımlanacak 'Ultrazon'da Ultrason' adlı kitabından iki şiir.   LALE MÜLDÜR DESTİNA   Dün gece sen uyurken İsmini fısıldadım Ve hayvanların korkunç Öykülerini anlattım   Dün gece sen uyurken Çiçeklere su verdim Ve insanların korkunç Öykülerini anlattım onlara   Dün gece sen uyurken Yüreğim bir yıldız gibi bağlandı sana İşte bu yüzden sırf bu yüzden Yeni bir isim verdim sana DESTİNA   Sen öyle umarsız uyusan da bir köşede İşte bu yüzden sırf bu yüzden Yaşamdan çok ölüme yakın olduğun için Seni bu denli yıktıkları için DESTİNA Yaşamımın gizini vereceğim sana LALE MÜLDÜR SU   Firuze rengi suların önünde diz çökmüş bir o... Devamı

29 12 2005

Bir Site: Edebistan/ ...ve Şiir Yazıları

Şiir Yazıları  - ŞİİR ELÇİMİZ BÜLENT ÖZCAN   (TAMER UYSAL) - HÜSEYİN ATLANSOY’UN "İNTİHAR İLACI"   (ÖMER LEKESİZ) - ŞİİRİ EYLEME, EYLEMİ ŞİİRE DÖNÜŞTÜREN BİR ŞAİR: BÜLENT ÖZCAN   (AHMET İNCE) - KÖTÜ ŞİİR ENFLASYONUNA BİR ŞİİR TEPKİSİ   (TAHSİN ŞİMŞEK) - DÜŞÜNÜLMESİ BİLE GÜZEL BİR LİSE: “İSTANBUL ŞİİR LİSESİ”   (HÜSEYİN AKIN) - HAYATIN MECZUP TANIĞI...   (AHMET KEKEÇ) - ŞİİR, YALAN VE POETİK HAKİKAT   (MUSTAFA AYDOĞAN) - PAPAĞAN CAFE, 17:30, CUMA : MEKAN VE İNSAN   (MUSTAFA AYDOĞAN) - ŞİİRİN İMKANI ŞAİRİN İMKANINDAN FAZLADIR   (MUSTAFA AYDOĞAN) - YAZILACAK HER İYİ ŞİİR, GEÇMİŞE ÖVGÜ GELECEĞE MÜJDEDİR   (MUSTAFA AYDOĞAN) - ALBÜM VE ÇERÇEVE   (MUSTAFA AYDOĞAN) - İYİ ŞİİR KAYBOLMAZ!   (HAYDAR ERGÜLEN) - 'KENARA ÇEKİLMEK': W. ANDREWS'ÜN TÜRK ŞİİRİNİ OKUMA DENEMESİ (1 VE 2)   (HİLMİ YAVUZ) - 25 YILIN ARDINDAN   (İHSAN DENİZ) - İLHAN BERK İÇİN BİRKAÇ KURGUSAL YAKLAŞIM   (AHMET OKTAY) - TÜRK ŞİİRİ ÖLSE DE, SİZİN YÂVELERİNİZDEN KURTULSAK!   (İHSAN DENİZ) - “BENZEMEZ KİMSE SANA...”   (HAYDAR ERGÜLEN) - KARANLIĞIN ŞİİRİNE ADANMIŞ HAYATLAR: LİRİK SİMYACILAR   (NALAN YILDIZ) - EDEBİYAT’IN...   (RAHMİ KAYA) - DERVİŞ VE ŞAİR   (NECİP TOSUN) - BİR GÜZ...   (ABDURRAHİM KARADENİZ) - ŞAİRLER...   (MEHMET RAGIP KARCI) - CAHİT YEŞİLYURT   (İHSAN DENİZ) - HÜSEYİN ATLANSOY’UN ŞİİRİNE İÇTEN BİR BAKIŞ DENEMESİ   (TURAN KARATAŞ) - İKİ ZİRVE   (MEHMED NİYAZİ) - ŞİİR ÜZERİNE FAZLALIKLAR   (HAYDER ERGÜLEN) - HASRET BURCU’NDAN HİKMET BURCU’NA KIRK UZUN YOL ve BİR YOLCU: HAYDAR ERGÜLEN   (MEHMET SOLAK) - DERİN BİR MAVİLİK   (HAYDAR ERGÜLEN) ... Devamı

28 12 2005

Bir Kitap: Nazım Hikmet'in Gerçek Yaşamı/ Kemal SÜLKER

Kemal Sülker Nâzım Hikmet Gerçek Yaşamı Büyük Türk şairi Nâzım Hikmet artık konuşamaz, yazamaz, tartışamaz, resim yapamaz, mektup gönderemez. Ne hakkındaki yalanları okuyabilir, ne çirkin iddiaları duyabilir, ne de binler ve binlerle övgüyü, beğeniyi, hayranlığı öğrenebilir. 3 Haziran 1963 sabahı, gülen mavi gözleri açılmayacak şekilde kapandığı için Nâzım Hikmet son sözünü söylemiş bir büyük şair olarak onu sevenlerin gönüllerinde, onu anlatan kitaplarda, sanat dergilerinde ve anılarda yaşıyor. Nâzım açısından her şey bitmiştir, her şey sonuna gelmiştir. Bitmeyen, sonu gelmeyen tek şey, adının, yapıtlarının ölmezliğidir. Nâzım Hikmet, sanat ve edebiyat dünyasına yaratıcı kişiliği ile çok şeyler kazandırdı. Yepyeni bir şiir dili getirdi. Pek çok insanı etkiledi, pek çok şairin yolunu çizdi, pek çok insanı yeniden oluşturdu; fikir ve güzel sanatlara, edebiyata, tiyatroya, sinemaya kazandırdı. Böylece, kendi deyimi ile “her mil-i bahri’de (deniz milinde) dostları, düşmanları” oldu. Dünyanın her köşesinde olduğu gibi Türkiye’mizde de çeşitli incelemeler, anılar, mektuplar, belgesel kitaplar yayınlandı. Bunların başında hiç kuşkusuz Vâlâ Nûreddin’in 1965’te yayınlanan Bu Dünyadan Nâzım Geçti başlıklı anılar kitabı geliyor. “Tek görgü şahidi” olarak Nâzım’ın “Anadolu’daki, Kafkasya’daki, Rusya’daki maceralı seyahatlerinde” yanında bulunan Vâ-Nû’nun bu anılar kitabı, yazarının da Nâzım’la ilgili olan pek çok yanını, tutumunu açıklıyor. Orhan Kemal’in Nâzım Hikmet’le Üç Buçuk Yıl adlı anı kitabı Bursa Cezaevi’ndeki ortak yaşamlarına, doğru ışıklar serpiyor. A. Kadir’in 1966’da yayımlanan 1938 Harp Okulu Olayı, Nâzım Hikmet’in suçsuz yere mahkûmiyetini ilk kez anlatan, çok sıcak bir dille yazılmış, gerçekleri dile getiren ve Nâzım Hikmet’in suçsuzluğu etrafında yeni bir kamuoyu oluşmasına olanak sağlayan ilk yapıt oldu. Bu ortamda ... Devamı

28 12 2005

Şiirin Dip Sularında'dan (Bütün Şiirler 4) iki şiir/ Sait MA

1 Arama, ben artık bende değilim, sözcükler var bende benden içeri; sözcükler, zehirle yüklü içleri, derin tatlardan esrimiş dilim. Çevremde nedir bu çınlam, gerilim, bu bitmez atılım ileri geri örerken bir sonsuz ağla her yeri milyonca, milyonca anlaşılmaz mı? Bu ürkünç kıyıya geldikten beri, dağlardan dağlara düş gelgitleri ve dev yankıları tek izlediğim. Hiç kimse aşamaz bu sık çitleri, bu tuzakları, bu sarp geçitleri; arama, ben artık bende değilim. 2 Bilmediğim bir şiirin ilk dizesiyim. Kim beni düşünüp tasarlayan? Yazan kim? Nedir öteki dizeler, benimle uyaklı dize nasıl bir dize, altında ne saklı? Sesi nasıl bir ses? Demek istediği ne? Ah nasıl erişsem onun bilgeliğine? Bana açtığı bir gök var; var, ama nasıl giderim oraya, hangi kanatla? Asıl sorun işte bu! Ardında büyük perdenin bir uğultu yükseliyor kimi kez, derin bir boşlukta ara sıra çakan bir ışık. Bilinmedik yüzler aydınlatıyor, düşen ve çarpışan gezegenler... Bense bu düşten bir baş dönmesiyle uyanıyorum sık sık.                                                       Şiirler & Şairler ... Devamı

28 12 2005

Poesia Dergisi'nde 'Yirminci Yüzyılın 400 Şairi'

Cumhuriyet 28.12.2005 Poesia dergisinde Türk şiiri Derginin 200. sayısı 'Yirminci Yüzyılın 400 Şairi' başlığıyla bir özel sayı olarak çıktı EGEMEN BERKÖZ İtalya'da yayımlanan aylık 'Poesia' şiir dergisinin 200. sayısı 'Yirminci Yüzyılın 400 Şairi' başlığıyla bir özel sayı olarak çıktı. Dergide yer alan şairlerin arasında yedi de Türk var. Yirminci yüzyılın 400 şairinin altmışı Amerika ve İngiltere, otuz altısı İtalya, otuz üçü İspanya, yirmi dokuzu ise Fransa'dan. İspanya'dan seçilen şairlerin dördü Katalanca, altısı Bask diliyle yazan şairler; buna karşılık İspanyolca konuşan Güney ve Orta Amerika ülkelerindense yirmi üç şair seçilmiş. Rusya on sekiz, Arap ülkeleri on beş, Kanada on dört, Almanya on üç şairle onları izliyor. Arkadan dokuzar şairle Japonya, Belçika ve eski Yugoslavya ülkeleri; sekizer şairle Avusturya, Yunanistan ve Hollanda; yedişer şairle de Çin, Polonya, Portekiz, Güney Afrika, İsviçre ve Türkiye geliyor. 20. yüzyılın 400 şairi arasına giren Türk şairleri Tevfik Fikret (Peri-i Şi'rime), Yahya Kemal (Leyla), Nâzım Hikmet (Aşı), Orhan Veli (İş Olsun Diye, Altın Dişlim), Cahit Külebi (Kayıp Sevda), Can Yücel (Akdeniz Yaraşıyor Sana) ve Cemal Süreya (Bu Bizimki). Şiirlerin tümünü Laura Rotta ile Giampiero Bellingeri çevirmiş. Dergide Türk şiir okurlarının yakından tanıdığı; Lorca 'dan Brecht 'e, Fernando Pessoa 'dan Paul Valery 'ye, Apollinaire 'den E. E. Cummings 'e, T.S. Eliot' tan Sylvia Plath 'a, Montale 'den Mahmut Derviş 'e, Boris Pasternak 'a, Mateja Matevski 'ye, İzet Sarayliç 'e, Nezval 'e kadar pek çok şaire yer verilmiş. 400 şair arasında dünyanın en eski uygarlıklarından birinin mirasçısı olan Hindistan ve Pakistan'dan tek bir şairin bile yer almayışı seçkinin en önemli eksikliği olarak göze çarpıyor. Türk şiirinden yapılan seçime gelince; seçilen şairlere sözüm yok, ama onların yanında bir o kadar daha şairin yer... Devamı

25 12 2005

Refik DURBAŞ/ Arif DAMAR (Ayın Şiiri- Cumhuriyet)

Ayın Şiiri ---------   ARİF DAMAR   Eylül ayında çıkan iyi aylık (Eylül-Ekim) Edebiyat ve Eleştiri, Kitaplık dergileri ile aylık Adam Sanat, Ay, Berfin Bahar, Damar, Dize, Düşlük, E, Eski, Evrensel Kültür, H. Gösteri, Kırklar, Kum, Kül, Varlık dergilerinde yer alan şiirleri okudum, inceledim. Refik Durbaş 'ın H. Gösteri dergisinde yayımlanan ''Günlerin Müjdesine Rüya'' adlı şiirini Ayın Şiiri olarak değerlendirdim. Refik Durbaş ilk kitabı ''Kuş Tufanı'' ndaki (1971) şiirlerinden bugüne, son birkaç yıl bir yana, Memet Fuat 'ın altını çizdiği gibi: ''İkinci Yeni'nin eteklerinde başlayıp toplumsalcı sanata yönelenlerden olduğu için, hiçbir zaman biçim kaygısından büsbütün uzağa düşmedi'' . Ve yine Memet Fuat'ın vurguladığı gibi: ''Şiirlerinde gurbet elde güç koşullar altında çalışanların, (gençlik yıllarında kendisi de böyle bir kimseydi) köyden kente göç edip tutunacak bir dal arayan insanların duyarlığını yansıttı.'' Yukarıda, son birkaç yıl bir yana dedim, evet Refik'in bu süreçte yayımladığı şiirleri okurken (gerçi bunlar dil ve biçim yönünden çok kusurlu şiirler değildi ama) onu candan seven yakın dostları, ''Çırak Aranıyor'' (1978), ''Çaylar Şirketten'' (1980) gibi kitaplarındaki (özellikle içerik yönünden) Refik Durbaş'ı özlemle arar oldular. Ben de bu dostlarından biri olarak, işte Gösteri dergisinin eylül sayısında çıkan ''Günlerin Müjdesine Rüya'' şiirini görüp okuyana değin aynı duygular içindeydim. Birkaç yıldır hüzünle izlediğim Refik gitmiş, eski Refik Durbaş geri dönmüştü. Hem de yeni bir söylem ve anlatımla. Refik bu şiirinde eski gerçekliğini, gerçeküstü denebilecek bir (ve yepyeni) söylemle dile getiriyor.(*) Ayrıca imgesel ve yoğun, çok yoğun bir şiir sunuyor okurlarına. Şiirin, şiir sanatının ne olduğunu derinlemesine kavrayan ve bilenler Refik'in, bu güçlüğün nasıl üstesinden geldiğinin a... Devamı

25 12 2005

Türk Şiirinin Tarihçesi/ Feridun ANDAÇ

Türkiye'de çağdaşlaşma serüveni genellikle Batılılaşma hareketleriyle başlatılır. Osmanlıdaki Batılılaşma çabalarının, reformist girişimleri dayatan, Batı'nın istemleriyle gerçekleştiği bilinir. 1839 Tanzimat Fermanı da bu doğrultudaki çabanın ürünüdür. III. Selim dönemi ıslahat hareketleri, belki de Batı ile ilişkilerin başlama noktası olarak alınabilir. Ama asıl çağdaşlaşma bilinci Cumuhuriyet'le gelen bir olgudur. Ki; 1923'te başlayan bu süreç aydınlanma düşüncesini de var etmiştir. Buna, bir bakıma, Anadolu aydınlanması da denilebilir. 1923 devrimi birçok şeyin başlama noktasıdır Türkiye için. Bir dönemeçtir de. Özellikle toplumsal yaşamdaki yenilikler; eğitim, kültür alanındaki atılımlar aydınlanma felsefesini oluşturucak kurumların yapılandırılması bu süreçte gerçekleştirilir. Aydınların Batı'yı yakından tanımalar sonucu, yeni kültürel değerleri oluşturma, var olanlara bakabilme bilinciyle donatır onları. Öteden beri süregelen Doğu-Batı arasındaki çatışma/ikilem bir bakıma da, formüle edilmeye çalışılır. Kuşkusuz bu süreçte Türk edebiyatının yapısal sorunları da gündeme gelir. 3 Kasım 1928'de Harf Devrimi yapılır, Latin Alfabesi kabul edilir. Genç Cumhuriyet'in kültür devriminde önemli adımdır bu. Edebiyatın yapısal sorunlarından söz ettmiştik. Tanzimat Dönemi'nde (1859-1896) ilk kez gündeme gelen konular, sorunlar; edebiyatımızın oluşma/gelişme sürecindeki diğer dönemlerde de hep gendeme gelmiş tartışma ortamı yaratmıştır. Özellikle şiir ve düzyazı türlerinde yaşanan ikilem, dilde ve biçimdeki yenileşme çabaları bu tartışma gündeminin odak noktası olmuştur sürekli. Her türlü yenilik Batılılaşma ile karşılanmış. Çağdaşlaşma düşüncesi ancak Cumhuriyet döneminde yerini ve anlamını bularak, edebiyatın güncel sorunlarını akılcı biçimde gündeme getirmiştir. İmlediğimiz eksenden bakarak, Türk şiirinin Cumhuriyet Dönemi'ndeki çağdaşlaşma serüvenini oluşumuna kısaca göz atmak da yarar var, sanıyorum. Bugünkü şiirimizin genel görünüm... Devamı

25 12 2005

Türkiye'de Şiir Kuramı Üzerine Bir Kaynakça Denemesi/ G. Gon

Şiir, insanoğlunun ilk edebi ürünüdür. Şiir nedir, şair kimdir, şiir sanatının sahip olması gereken özellikler nelerdir gibi sorular, şairlerin, araştırmacı ve eleştirmenlerin yüzyıllardır üzerinde durdukları temel problemler olmuştur. Ve her toplum, her çağ, her ozan bu sorulara farklı yanıtlar vermiştir. Yaşadığımız çağda da, şiir hakkındaki araştırmaların kuramsal bir temele dayandırılması yolunda pek çok çalışma yapılmıştır, yapılmaktadır. Şiir yazma yolları, şiirin ögeleri ve özellikleri, şiir ile diğer sanat ve bilim dalları arasındaki ilişkiler üzerine Batıda makaleler, kitaplar yazıldığı halde, Türkiye'de bu konuda çok fazla yayın bulunmadığı görülmektedir. Bunun nedenini, bizde egemen olan tavrın şiir veya şair eleştirisine dayalı olmasında aramak mümkündür. Oysa şiir kuramı, bir tek şiiri veya bir tek şairi değil, doğrudan doğruya şiirin kendisini ele alarak incelemeye; bu kavramın konum, durum ve değerini belirlemeye yönelik bir araştırma alanıdır. Yirminci yüzyılda Türkiye'de şiir hakkında yazılmış telif ve çeviri eserlerin bibliyografik olarak saptanmasını amaçlayan "Türkiye'de Şiir Kuramı Üzerine Bir Kaynakça Denemesi" başlıklı çalışmanın ortaya çıkış nedeni de bu açıdan düşünülmelidir. Türkiye Makaleler Bibliyografyası, Türkiye Bibliyografyası ile 90 çeşit dergi-gazeteyi ve 80 adet kitabı kapsayan toplam 549 eserden oluşan bu kaynakçada, en eski tarihli telif yazı 1930 yılına (Tanpınar) ve en eski çeviri 1954 yılına (Eliot) aittir. Kaynakça dikkatle incelendiğinde görülecektir ki, Türkiye'de şiir hakkında yazılanların çoğunda imza, aynı zamanda şair olan kişilere aittir ve şiir kuramı üzerinde profesyonel anlamda çalışan bilim adamı-incelemeci yazar sayısı oldukça azdır; üstelik böyle araştırmacıların adlarına ancak son 20-25 yıllık süre içinde rastlanabilmektedir. Dolayısıyla, bu tür bir şiir kuramı kaynakçasına, şairlerin şiir hakkındaki yazılarının toplandığı bazı deneme-inceleme kitaplarının da alınmasının nedeni, sanatçıların, şi... Devamı