09 01 2006

“Şiir dediğimiz şey paylaşmak içindir” 2/ Mehmet ERT

Günümüz genç şiiri üzerine neler söylemek istersiniz?2000’lerde yazılmaya başlanan şiirler diyelim, 90’lardan farklı. 80’li yılların şiirine dair itiraz daha temelli ve nitelikli bir biçimde seslendiriliyor. Yorulan bir şiirin ayak değiştirmesi zordur, onu tümüyle değiştirmektir asıl devrimci çaba. Doğrusu ben yazılmakta olan ya da önümüzdeki dönemde yazılacak olan şiirden bunu beklerim. Şiire bir hareket getirmesi anlamında da, şiirde yeni bir hareket doğması anlamında da 2000’lerin şiirinden beklediğim budur. Çünkü 2000’li yıllar da, tıpkı 1980’li yıllar gibi, dünyanın bir kez daha yoksulların, büyük halk yığınlarının aleyhine değiştiği yıllar, hepimiz yaşıyoruz ve görüyoruz. O yüzden bu dönemin şairlerinin gerçekten itiraz edecekleri pek çok şey olduğunu düşünüyorum, elbette şiir de bu oluşumlara duyarsız kalmayacaktır. Ümit ediyorum ki, ‘80 şairlerinin, uzun süren yenilgi sebebiyle de yapamadıklarını, 2000’li yılların şairleri yaparlar. Evet, galiba, 2000’li yıllar bize yeni bir şiir getireceğe benziyor. Hemen hemen tüm şiirlerinizde “ben” sesini kullandınız. Ama üçüncü kitabınız Sırat Şiirleri’nde (1991) ne öncesinde ne de sonrasında yayımlanan şiirlerinde görülmeyen sertlikte bir “ben” sesi var. 1981-1984 tarihleri arasında yazmış olduğunuz şiirlerinizi içeren bu kitabın yayımlanış tarihi biraz geç. Sadece yazılış ve yayımlanış tarihleri arasındaki farka bakarak demiyorum bunu, bir dönemin havasını da geç veriyor bize. Öte yandan belki ilk kitabınız Karşılığını Bulamamış Sorular (1981) bu havayı taşımalıydı diye düşünüyorum. Ama dediğim gibi olsaydı, kuşağınız içindeki çıkışınızda sizi farklı kılan neden de ortadan kalkardı bir ölçüde. 80’lerin başına şiirde politika ve toplumculuk hem 60’ların, 70’lerin mirasıydı, hem de darbe’ye bir tepki vermenin yöntemiydi. Durum böyleyken, kalabalıkların artık meydanlarda buluşamadığı günlerde, bireyi ve kişilerara... Devamı

09 01 2006

Cemal Süreya: Sanki Artık Hiç Şiir Yazamayacağım/ Mehmet H. Doğa

Cemal SüreyaSanki Artık Hiç Şiir Yazamayacağım(*)Mehmet H. Doğan Cemal Süreya, Sıcak Nal ve Güz bitiği adlı kitaplarının yayımlanışı dolayısıyla Cumhuriyet Gazetesinde kendisiyle yapılan bir söyleşide böyle diyor ve ekliyordu: "Yayımladığım her şiirden sonra başıma gelir bu." Söyleşiyi yapan Özkırımlı'nın, "Kendine en kötü olasılıklar bir yana on yıllık bir ömür daha biçtiğini biliyorum. Kaç şiir kitabı gelebilir bu sürede? Ne dersin?" sorusu üzerine de şunları söylüyordu: "Belki bir ya da iki kitap daha çıkarabilirim." Özkırımlı'nın söz ettiği en kötü olasılıklardan biri Cemal'i aldı aramızdan. "Sanki" sözcüğü geçerliğini yitirdi: Cemal Süreya artık hiç şiir yazamayacak. Onun ani ölümünden gerek dostlarının gerekse şiirimizin aldığı darbe o kadar büyük, acı henüz o kadar taze ki, oturup Cemal Süreya şiiri üzerine soğukkanlı düşünebilmek, çözümlemelere gitmek hemen hemen olanaksız benim için. Aragon'un dediği gibi: "Şimdi olmaz. Daha sonra." Şu anda yapabileceğim tek şey, dönüp dönüp şiirlerini okumak; galiba her ölümün ardından ölüme başkaldırmanın, isyanın tek yolu da bu: Ölenin sözlerini anımsarız, birlikte anılarımızı tazeleriz kafamızdan; ama ölen bir şairse, sevdiğimiz şiirlerini yeniden okumak, kitaplarını sanki yeni çıkmış gibi baştan sona bir daha gözden geçirmek, onu ölmemiş gibi düşünmenin daha gerçekçi bir yolu oluyor. Turgut Uyar'ın ardından yazdığı şiiri şöyle bitirmişti: "Öldüğü günHepimizi işten attılar." Cemal Süreya'nın öldüğü günse, Türkiye'nin kimbilir nerelerinde, kimbilir ne çok şair işinden atılmadıysa da işi bırakmıştır. Kalan şiirsiz günlerini "Üstü kalsın!" diyerek Tanrı'ya bahşiş verebilmek için Cemal gibi, işi bırakmıştır. Genç şairler üzerinde inanılmaz bir etkileyim gücü vardı. Ama boşuna değildi bu; eski kuşak şairleri arasında, genç şiiri onun kadar yakından izleyen biri yoktu, belki bir de Necatigil. Genç şairler arasında inandırıcılığının, sözüne güvenirliliğinin kaynağı da buyd... Devamı

07 01 2006

"Güldeste": En Güzel Atatürk Şiirleri- Seçki (Antoloji)/ Şiirler

31/12/2005: Yapraklara, Dallara...23/12/2005: Ceyhun Atuf KANSU/ Havza Yollarında Mustafa Kemal23/12/2005: Oyhan Hasan BILDIRKİ/ "Işık" (Şiir) ve "Atatürk Aramızda" (Seçki)22/12/2005: Mustafa Kemal ATATÜRK/ Bütün Eserleri 1- 1522/12/2005: Behçet Kemal ÇAĞLAR/ Nöbetçi Millet22/12/2005: Attila İLHAN/ Kalpaklı Süvari22/12/2005: Atatürk Şiirleri Antolojisi / Yusuf ÇOTUKSÖKEN22/12/2005: Şiirlerle Atatürk/ Yekta Güngör Özden19/12/2005: Yakup Kadri’den Atatürk’e Bir Mektup/ Ahmet Tetik17/12/2005: Taşköprü'den Bakış /17/12/2005 - Taşköprü ve Kastamonu Linkleri14/12/2005: Mustafa Kemal ATATÜRK/ Türk Kadını8/12/2005: Gençliğin Ata'ya Cevabı7/12/2005: Attila İLHAN/ Mustafa Kemal5/12/2005: Mustafa Kemal ATATÜRK/ Yaşamı 25/12/2005: Mustafa Kemal ATATÜRK/ Yaşamı 15/12/2005: Mustafa Kemal ATATÜRK/ Gençliğe Hitabe5/12/2005: Mustafa Kemal ATATÜRK/ Şiirler (Kendi Yazdığı Şiirler)5/12/2005: Mustafa Kemal ATATÜRK/ 10. Yıl Söylevi5/12/2005: Mustafa Kemal ATATÜRK/ Bursa Söylevi4/12/2005: Ali ŞAHİN/ Profilim'den...4/12/2005: Cahit KÜLEBİ/ Atatürk Kurtuluş Savaşında'dan4/12/2005: Halim YAĞCIOĞLU/ Mustafa Kemaller Tükenmez4/12/2005: Nazım HİKMET/ "KADINLARIMIZ"4/12/2005: Halim YAĞCIOĞLU/ Atatürk'ten Son Mektup4/12/2005: Fazıl Hüsnü DAĞLARCA/ Mustafa Kemal'in Kağnısı - Mustafa Kemal'in Oğlu4/12/2005: Nâzım HİKMET/ Kurtuluş Savaşı Destanı'ndan4/12/2005: S. Apaydın/ 'Yıkın Heykellerimi'4/12/2005: Tahsin SARAÇ/ İşte O Atatürk... Devamı

06 01 2006

“Şiir dediğimiz şey paylaşmak içindir” 1/ Mehmet ERT

“Şiir dediğimiz şey paylaşmak içindir” <Kitap-lık, Sayı: 84 Haziran 2005> Mehmet Erte ’80 kuşağı içinde anılan şairlerin bir ortak paydasını bulmanın güç olduğundan, 80’li yıllarla birlikte akımların (bir daha “akım” sözcüğünden bahsedilemeyecek şekilde) ortadan kalktığından söz edilir genellikle. Ama bir şiir akımını işaret eder gibi “80 kuşağı” dendiğine de çok sık rastlıyoruz. Gerçi son söylediğim, sanıyorum bu kuşağın olumsuz yönleri ele alınacağı zaman yapılıyor; eğilimleriyle, kaynaklarıyla bu şairlerin topu birmiş gibi genellemeler yapıldığında, atılacak çöpü gösterir gibi “80 kuşağı” deniyor. Oysa, niteliği tartışılmalı, büyük bir dağılma/farklılaşma söz konusu 80’lerde. 80 öncesi kuşakların belirli öbekler halinde toplandıklarını, “birlik” görüntüsü verdiklerini düşünüyor değilim; yine de özellikleriyle ayırt ettiğimiz damarlar var karşımızda. ’80 kuşağı ise yadsınamaz etkinliğine; yayımladığı bildirilere, çıkardığı dergilere, kendi içindeki kümeleşmelerine, tek tek farklılaşmalarına karşın topyekûn bir kenara bırakılmaya açık oldu hep ve bir damar olarak kabul edilmedi. Öte yandan tarih de şiirin artık kendisine söz geçiremeyeceği yıllara doğru evriliyordu galiba...Sevgili Mehmet Erte, söyleşiye 80’li yıllar şiirine dair tespitlerle başlaman bana bazı şeyleri anımsattı. Senin de vurguladığın gibi şiirde ’80 kuşağı olumsuz bir niteleme. Hele bazılarına göre, ’80 kuşağı şairi olmak, cüzamlı olmakla eşdeğer neredeyse. Benim anımsadıklarımın çoğu da senin saptamanı doğrular nitelikte. 7–8 yıl önce “anlamlı şiir-anlamsız şiir” diye başlatılan, bana o günlerde de şimdi de hayli “anlamsız” gelen tartışmada, bu kuşaktan şair Mehmet Yaşın benim için “Kendisini ’80 kuşağının şefi olarak görüyor,” diyordu. Benzer iddiaları başkaları da dile getirdi. Bir başka ve farklı örnekse arkad... Devamı

06 01 2006

Haydar Ergülen

Cemal Süreya Şiir Ödülü Cemal Süreya Derneği'nin yeniden hayata geçirdiği ve bu yıl yeni şekliyle üçüncüsünü düzenlediği Cemal Süreya Şiir Ödülleri sonuçlandı. Ödüller, yayımlanmış kitap dalında; Haydar Ergülen'in "Keder Gibi Ödünç" kitabına, kitap bütünlüğü taşıyan dosya dalında ise Murathan Çarboğa'nın "Yağmalanmış Hayat" çalışmasına verildi.Seçici Kurul ayrıca, Nurduran Duman'ın "Yenilgi Oyunu" adlı dosyasını da Jüri Özel Ödülü'ne değer buldu. Yarışmanın seçici kurulu Veysel Çolak, Refik Durbaş, Enver Ercan, Aydın Hatipoğlu ve Mustafa Öneş'ten oluştu. Ödüller, 9 Ocak 2006 Pazartesi günü saat 19.30'da Kadıköy Halk Eğitim Merkezi'nde düzenlenecek törenle sahiplerine verilecek.   Black & White, Şu Mahalle Barı / Haydar Ergülenlütfen bana yardım edinşu mahalle barındaki yabancıya yardım edin,gözlerinin siyahını açık unutmuştu, diyorumhayır yağmurdan gelmiyorum,inanmıyorsanız dinleyin, sözlerim ıslak değil,buraya nasıl geldiğimi de bilmiyorumbu kızı tanımıyorum, dah öncehiç görmedim, çünkü açık unutmuştubüyük siyah gözlerini ve kapatmıyordu,kimseye bakmıyordu, yalnızca gözlerinebakılan biri olarak unutmuştu dünyayı,unutanlar haklıdır, çok bakmışlardır,unutacak kadar çok bakmışlardırgözlerinin büyük siyahı açıktıçünkü onda unutmayı gördüm ben...FM'de dinledik ikisini deakşamın ilk istek parçasıydıB.B. King'den 'Stand by me'diğeri istekdışıydı ama kim istemez ki'Stairway to Heaven' Led Zeppelin IVyani, cennete bir merdiven... böyleceromantik olmak için romantik olmaktanbaşka bir şey kalmıyordu geriye,yine de herkes romantikti diyememşaşkınlığın büyük gözleri üzerimdeyken...bana kalsa şu mahalle barındacumartesinin derby maçında yenilmiş,tek kusurları bira içmek olmayan,yenilgiden bir haftalık öfke çıkarançocuklar bile romantik sayılabilirdi,öfkelerini, kusurlarını ve sigaralarınıalıp camın önünü boşaltmalarındanbile romantik sayabilirdim onları...onlar gidince Dublin'i gördükgözleri siyah kız ya da g... Devamı

06 01 2006

Cemal Süreya ödülü Ergülen’in

Cemal Süreya ödülü Ergülen’in Şair, yazar Haydar Ergülen’in ‘Keder Gibi Ödünç’ü, Yayımlanmış Kitap dalında Cemal Süreya Şiir Ödülü’ne değer görüldü. Ödül 9 Ocak'ta sahibine verilecek. Cemal Süreya Derneği’nin düzenlediği ödüller 9 Ocak’ta Kadıköy Halk Eğitim Merkezi’ndeki gecede sahiplerine verilecek.Veysel Çolak, Refik Durbaş, Enver Ercan, Aydın Hatipoğlu ve Mustafa Öneş’ten oluşan seçici kurul Murathan Çarboğa’nın ‘Yağmalanmış Hayat’ını da Kitap Bütünlüğü Taşıyan Dosya dalında birinci seçti.  Kaynak : www.internethaber.com  Tarih : 16.12.2005 Adam / Haydar Ergülen                                -idil'e-O şehre davrandığın gibi davran bana daO şehre gittiğin gibi bana da git uçarakbana da in, bana da kon ve el salla geridebıraktığına: Elveda benim küçük adamım!ufacıktan bir şehri nasıl adam ettinse,Sevdinse adam gibi, beni de o şehir gibisev! Korkma sakın, adam etmez aşk beni,geç benden, benim de köprülerim var,aşkı seyret oradan, dalgın günüm geçiyor,benim de gecelerim var, danset, eteklerinfırdönsün, sen bana dön, bana eşlik et,benim de sabahlarım var, uyanmaya ne saat,ne telefon, ne kapı: bisikletin zilinidizlerini kanatan bir deli kız çalsın yeter ki!Benim de parklarım var, uzanıver salkımsaçaküstüme, dalımdan tut, benim de yapraklarım vargüneşli gövdene müjde eli kulağında bahar,benim de şiirlerim var, aşk konulu, senino şehri sevmene benziyor, seni sevmeyebenziyor adamakıllı serserin olana kadarBir şehri kıskanıyorum, benim böyle neyim var?   Şiir ile Ankara / Haydar Ergülenİstanbul'un kapısı hala Haydarpaşa'dır. Bir şehir nereye kapı açar, bir şehrinneresinde kapı açılır diye aklınıza getiriyorsanız, Haydarpaşa'da akrarkılmanız kaçınılmaz olacaktır. Trenden inersiniz... Devamı

04 01 2006

Yeşilçam'ın Gölgesinde Kalmış Bir Toplumcu Şairimiz: Cahit I

Cahit IRGAT1916 yılında Lüleburgaz (Kırklareli)'da doğdu,. 5 Haziran 1971 tarihinde İstanbul'da öldü. Edirne Öğretmen Okulu ve Ankara Devlet Konservatuvarı'ndaki öğrenimlerini tamamlamadan bıraktı. Bir süre Paris'te yaşadı. Sinema ve tiyatrolarda başrol ve karakter rolleri oynadı. Kendi kurduğu tiyatroları yönetti. Başlangıçta Cahit Saffet imzasını kullandı. 1935-1940 arasında hece ölçüsüyle romantik  şiirler yazdı. Garip akımına yakın duran 1940 kuşağının toplumcu şairlerindendi.   YAPITLARI Bu Şehrin Çocukları (1945)Rüzgârlarım Konuşuyor (1947)Ortalık (1952)Irgatın Türküsü (1969, tüm şiirleri) ŞİİRLERİ ADAM OLANA ÇOK BİLE Ekmeğimi gözyaşıma bandım da yedim. Cahit IRGAT Ağaç Ağacım, dört kol çengi kıyametHer dalımda bir memleketUzar kollarım uzarTaşımda toprağımda bereketKöklerimden başlar hürriyetBana çarptıkça anlarYağmur yağmur olduğunuRüzgâr, rüzgâr. Taşımda toprağımda kıyametKöklerimden başlar hürriyet. İnsan Gibi Çok yakında bir günÇok yakında bir günAğır uykulardan uyanacaklarZor kapıları açacaklarYere sağlam basacaklar. Sevgiden sırılsıklamYangınlanacak aşklarÇok yakında bir günÇok yakında bir günİnsanlar insan gibi yaşayacaklar. En dar en karanlık sokaklarÇok yakında bir günÇok yakında bir günBayramlaşıp ışıyacaklarHürriyet giyecek aydınlık ayaklar. Memnunum Diyemem Memnunum diyemem yaşadığıma,Bana bir şey söylemiyorBu deniz parçası, bu taka. Gün bitti, yollara düştü kahırÖtme vapur, gelememDört duvara sarılmışım. Sarmadı gitti beniBu yandan çarklı dünya;İki yakam bir araya gelmiyorIvırı zıvırı caba. Parmak parmak çürüdüBir karış ömrüm,Yalan şeyleri özlemişim, nâfileNâfile şiir yazmış, kahırla yıkanmışım,Gülmüşüm söylemişim, boşvermişim her şeye,Senin için yaşamışım insanoğlu, nâfile! Rüzgarlarım Konuşuyor VII Ben bir harp esiriydimBulutları seviyordum, hürriyeti seviyordumİnsanları seviyordum, yaşamayı seviyordumBulutları gözlerimden boşalttılar bir gece.Yalan söylemeyen bir dünyada.Ben de yalan söyl... Devamı

03 01 2006

1940 Toplumcu Şairler Kuşağından: Enver Gökçe 2/ Başar ŞAHİN

Sanat, Estetik ve İlle De Kavga “Gökçe, çağdaş bir halk ozanıdır; halk şiirinin bir sözcüsü değil, yeni koşullar altında bir sentezcidir.” (Ergün) Katı bir sınıf aydını olma tavrını hep korumuştur. Eserlerinde bunun izleri rahatça görülebilir. “Ben sınıf edebiyatı yapıyorum. Türk halkının hayatın her dönemde aktif olan, güzel olan, büyük olan bu halkın sanatını yapmaya çalışıyorum. Bence sanat herşeyden önce bu sınıfın yaşam kavgasındaki gücünü kudretini ortaya koymasındadır.” Kendini boylu boyunca, bu kavganın içine atmaktan çekinmemiş, kelimenin tam anlamıyla, kendini adamıştır. “1940 yılına gelinen zamanlarda Türkiye'de çeşitli sanat görüşleri varolmuştur. Bilhassa endüalist (idealist-bn) sanat biçimine karşı ve toplumcu yanı olan cereyanlar bu devrede etkili olmuştur. Gayet tabi olarak bu toplumcu yanı kuvvetli olan akımın içindeydim. Ve içinde olacağım. Hani eski bir söz vardır: İnsan nasıl yaşarsa öyle düşünür. Bu çok doğrudur. Yani düşüncesini, yani bilincini onun sosyal hayatı, sosyal pratiği belirler. İnsana kendi çevresinde olan ilişkiler gene diyalektik bir bakışla açıklanabilir. Sanat ise daha karmaşık bir olaylar zinciridir. İyi, başarılı bir eseri meydana getirebilmek için önce sosyal bir içerik, sonra da estetik bir kılıf zorunludur.” Sanatın en büyük silahı, estetiktir. Estetik yönü zayıf kalan bir eserin etkinliği de o oranda olur. Bu açıdan bakıldığında, Gökçe, estetiği dışlamayan bir tavır içerisinde olmuş ve içerik kaygısını hep ön planda tutmuştur. Ancak, biçim-içerik bütünlüğünü yadsımamıştır. “Sosyal içeriği ve estetik yönü kuvvetli eserler ancak başarılı olur. Ben büyük sanatçılarda bu içeriği ve estetik yanın kuvvetli olduğunu görmüşümdür. Örneğin, Nâzım'da ve Neruda'da bu sosyal ve estetik yönler bir bütün halinde ortaya konmuştur. Güzel ve kuvvetli olmak buradan gelmektedir.”  Enver Gökçe sınıf kavgasının yoğunlaştığı dönemlerde, özgürlüğü ilk kısıtlananlardan olmuştur. İ... Devamı

03 01 2006

1940 Toplumcu Şairler Kuşağından: Enver Gökçe 1/ Başar ŞAHİN

"ENVER GÖKÇE"  Yazar: Başar Şahin: basar@sonbaski.com   Biz olmasak gökyüzü, biz olmasak üzüm, Biz olmasak üzüm göz, kömür göz, ela göz; Biz olmasak göz ile kaş, öpücük, nar içi dudak; Biz olmasak ray, dönen tekerlek, yıkanan buğday, Ayın onbeşi; Biz olmasak Taşova'nın tütünü, Kütahya'nın çinisi, Yani bizsiz Anne dizi, kardeş dizi, yar dizi Güzel değildir.    Az önce dağılan dost meclisinin baş konuklarından biridir o. En mahrem sıkıntılarınızı bile yüksünmeden anlatabileceğiniz bir sırdaşınız. Sizi, sizden daha iyi tanıyan ve anlatandır. Halkının iyiliğine olduğunu düşündüğü ideallerinin yılmaz savunucusu, sadık bir savaşçısıdır. O, ‘siz’dir!  Yaşam Kavgası 1920’de, Erzincan-Kemaliye’nin Çit Köyü’nde, Kurtuluş Savaşı’nın içinde doğar. Dokuz yaşındayken ailesi ile birlikte, kış mevsiminin de ağırlaştırdığı şartlarda, zorlu bir yolculukla Ankara’ya “ulaşırlar”. O zamanlar Ankara’nın nüfusu henüz onbeşbin kadar; Samanpazarı ve Kale civarlarından ibaret bir küçük kasaba görünümünde. Gecikmiş olan eğitimine 1929 yılında özel bir okulda başlar ve 1939 yılında da liseden mezun olur. Bazı öğretmenlerinin etkisiyle merak saldığı edebiyat, zamanla sevgiye dönüşür ve bu sevginin etkisiyle DTCF Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde yüksek öğrenimini yapar. Üniversite yılları, onun devrimci fikirlere yöneldiği yıllardır. Halkevi’nin yayınladığı Ülkü adlı dergide düzeltmenlik görevini yaptığı bu dönemde, Nurullah Ataç, Ahmed Hamdi Tanpınar, Ahmet Kutsi Tecer gibi edebiyatçılarla tanışma fırsatını elde eder. Sohbet ortamlarında yer alır. Arif Damar, Ceyhun Atuf Kansu, Niyazi Akıncıoğlu ve Mehmet Kemal gibi edebiyat adamları ile yakın dostluklar, arkadaşlıklar kurar. Böylece, aslında onun yaşamının ekseni belirlenmiş olur: Edebiyat.   Edebiyat ve Etkilenmeler Üniversite öğrenimi, sadece öğrenimden ibaret değildir; aynı zamanda yaşama dair atılan a... Devamı

03 01 2006

Hasretinden Prangalar Eskiten Şair: Ahmed Arif

AHMED ARİF   1927 yılında Diyarbakır'da doğdu, 2 Haziran 1991 tarihinde Ankara'da öldü. Ortaöğrenimini Diyarbakır Lisesi'nde tamamladı. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Felsefe Bölümü öğrencisi iken 1950'de Türk Ceza Yasası'nın  (T.C.K.) 141. maddesine aykırı davranmak savıyla, 1952'de gizli örgüt kurma savıyla iki kez tutuklandı, yargılandı ve 2 yıl hüküm giydi. Cezaevi günleri sona erince Ankara'daki gazeteler ve dergilerde teknik işlerle uğraşarak yaşamını kazandı.    Toplumcu gerçekçi şiirimizin ustalarındandır. Yaşadığı coğrafyanın duyarlılığı ve halk kaynağındaki  sesini hiç yitirmeden, lirik, epik ve koçaklama tarzını kusursuz bir kurguyla kullanarak, özgün, tutkulu, müthiş ezgili çağdaş şiirler yazdı. Ahmed Arif Şiirleri E-Kitap  indir 45KB Ahmet Arif Şiirlerini Bilgisayarınıza İndirin 18KB     Sevdayla Direnen Şiirler(*)Zeynep Oral "Hasretinden Prangalar Eskittim'' kitabıyla şiir dünyamızda eşsiz bir yeri olan Ahmed Arif'in onuncu ölüm yıldönümü (2 Haziran) geride kaldı. Geride kalmayan, onun şiiri, "zaman''dan bağımsız, sanki bin yıl önce yazılmış, sanki bugün yazılmış gibi canlı, güçlü şiiri... "Hasretinden Prangalar Eskittim'' kitabı ilk kez 1968'de yayımlandı (Cem Yayınevi). Ölümünden önce 28. baskısı, bir o kadar da korsan baskısı vardı... Bu kitabın içindeki 20 şiir, benim için hep bir bütündü. Bir destandı. Doğu Anadolu'nun, Doğu Anadolu İnsanının, hem doğanın hem yörenin doğasının destanı... Ahmed Arif'in kendi yaşadıklarından, gözlemlerinden, ama aynı zamanda zengin halk şiirinden, türkülerden, destanlardan, halk deyişlerinden beslenen bir şiir... Çetin, amansız, yiğit, cehennem yürekli, kuş yürekli, çatal yürekli, narin, sert, filinta, duru su gibi yalın, gürül gürül çağlayarak akan, ezikliğine, horlanmışlığına, zulme karşı, umutla direnen ve direnmeye çağıran sevdalı mı sevdalı bir ş... Devamı