Halkbilim araştırmalarımızın önemli adlarından biriydi Oğuz Tansel. Ardında on kitap bırakarak 1994 yılında aramızdan ayrıldı. Derlediği masalları, şiirleri, Metin Eloğlu ile birlikte hazırladıkları "Bektaşi Dedikleri"adını taşıyan kitaplarıyla hep aramızda yaşayacak. İki yazarın ikişer yazısıyla anıyoruz Oğuz Tansel'i.
*** Cumhuriyet Kitap, 31.01.2002
(...)
SEYİT KÜÇÜKBEZİRCİ _______________________________________________
Oğuz Tansel üstüne düşünüyorum bir süredir... Oğuz Tansel bir aydındı, bir Konya aydınıydı, bir ''Cumhuriyetçi Aydın''dı... Ama; nasıl bir Cumhuriyet aydınıydı? Buldum cevabını... Sıradan bir aydın değil; ''Çetin bir Cumhuriyet Aydını''ydı.. Oğuz Tansel, Gazi Mustafa Kemal'in ''Türk kültürünün esaslı kaynaklarından biridir'' diyerek değerlendirdiği; ''Hemşehri''liği ile gurur duyduğu Konya toprağının çocuğuydu... Zor olanı seçti.. Bozkırlı'ydı; Konya bozkırları, stepleri, kişiliğine uyuyordu... Kürsüsünü Konya'ya kurdu; iyiliklerin, güzelliklerin, aydınlıkların dursuz duraksız anlatıcısı oldu.
Eski Başbakanlardan Ord. Prof. Dr. Sadi Irmak, serapa duygu yüklü bir gününde, önemli Türk aydınlarından biri olan babasını şöyle tanımlamıştı: ''Babam çorak topraklarda akıp giden bir ırmaktı. Onun için ''Irmak'' soyadını aldık.'' Balkanlar'daki aydın hareketlerinin önde gelen isimlerinden biri olan babası, o zamanların yoksul bir dağ beldesi olan Seydişehir'i seçmiş, aydınlanma girişimine buradan katkılarda bulunmak için çabalamıştı. Sadi Irmak'ın babasının da, Oğuz Tansel gibi yüzlerce Konya aydınının da emeklerinin boşa gitmediğine inanıyorum. Bunun en büyük kanıtları bizleriz.. Oğuz Tansel, Konya'da bildiği gibi yaşadı; inandığı gibi yaşadı; öğretti, yazdı, çizdi. Benim hatırlayabildiğim yıllarda, 1950'li yıllarda Türk aydınları, Kemalistleri, toplumcuları, yürütülen basit, çıkarcı, eyyamcı, popülist politikaların siyasal malzemesiydi. Onları, Türk Ulusu'nun en seçkin, en iyi yetişmiş, en halkçı, en yurtsever, en Cumhuriyetçi çocuklarını yıldırmak ve saf dışı etmek için en kolay silah ''Komünist'' çamuruydu. Konya'nın aydınları bu zor yılları onurlarından ödün vermeden geçirdiler. O yılların Konya'sında Oğuz Tansel'in öğrencileri ''Türkçe öğretmenlerinin adı sorulduğunda fısıldar gibi, korkar gibi söylerdi; ''Oğuz Tansel'' diye. Bugün, söz açıldığında 40, 50, 60 yaşındaki aydınlar, sanayiciler, onun öğrencisi olmakla gurur duyuyorlar, rahmetle anıyorlar.
1955-60 arasında Konya'da güzel aydınlar vardı. Aramızda, o zamanlar çok yaş farkı olmasına rağmen, çok yakınlarında bulundum, dostları oldum. Büyük halkbilimci rahmetli hocam Cahit Öztelli, Fakir Baykurt, Ali Çiçekli, Veli Demiröz, Bekir Semerci, Ramiz Arda, Namık Ayas, Sıraç Aydıntaşbaş, Erdoğan Munis, Kemal Or, Gündüz Gürgen, İhsan Baykal Konya'daydı. Hepsi yazardı, ozandı, fikir ve sanat adamıydı. Türk rönesansının ve reformunun altın zincirinin izleyici halkalarıydı. Bizim gibi yeni izleyiciler üretmek istiyorlardı.. Cahit Öztelli, benim eğitimime özel ilgi gösterdi. Gazi Mustafa Kemal'in Konya'da işaret ettiği ''esaslı kaynak''ın farkındaydı. Pertev Naili Boratav'ın Konya'da başladığı halkbilim sürecinin devam etmesi gerektiğine inanıyordu. Cahit Öztelli'nin rehberliğinde 1957/60 kesitinde binlerce sayfadan oluşan halkbilim derlemeleri yaparken, onun dostlarıyla da tanıştım. Oğuz Tansel'i, Ali Çiçekli'yi, Fakir Baykurt'u, yakından tanıdım: ''Komünist'' diye öcüleştirilen aydınların Türkiye'nin ve Türk halkının sevdalıları olduğunu gördüm. Yazıları yayınlanmıyordu, rahatizmi seven editörler neme lazım, diyorlardı.. 1962 Şubat'ında Şehir Postası yayına girince Cumhuriyetçi, Kemalist, toplumcu Konya aydınlarının yazıları yayınlanmaya başladı... Oğuz Tansel sanatçı dostlarını peş peşe Konya'ya çağırıyordu; resim sergileri açılıyor, şiir günleri yapılıyordu. Balaban'ı, Metin Eloğlu'nu, Şemsi Belli'yi, Oğuz Tansel'in katkılarıyla tanıdım.. O yılların Şehir Postası bu değerli sanatçıların yazıları ile dolu.. Son olarak şunu demek istiyorum: - Oğuz Tansel Konyalı çetin bir Cumhuriyet aydını, ''demokratlığın ne olduğu bilinmeyen elli yıl öncesinin gerçek bir demokratı!..'' Büyük sevdaların ve büyük düşüncelerin toprağı Konya'nın öz evladı Oğuz Tansel nur içinde yatsın.
Cumhuriyet Kitap, 31.01.2002
EMEĞİNİ KONYA'YA ADAMIŞ BİR AYDIN
SEYİT KÜÇÜKBEZİRCİ ______________________________________________
Doksanbeş aralığından karlı bir gün.. Tipi çoktan Selçukya'nın bellerini sardı. Tutup Beli, Gelemiş Beli amansızlığın doruğunda gözgözü görmez halde...
O zamanda, yine böyle karlı bir gün. 1960 Konya'sının bir karlı günü. Adam boyu bir sobanın yandığı ''Meydan Kitabevi''nin gizemli ortamında, binlerce kitabın arasında, kitabın ulaştırdığı, ancak tadanların bilebileceği bir haz ortamında kendimizden geçmişiz.. Onsekiz yaşlarında üç genciz: ama, ''Dergi sahibi'' üç genç. Ortaklaşa çıkarmışız ''Umut''u; harçlık'lardan oluşan bir ''sermaye'' ile...
''- Merhaba gençler'' sesine dönünce Oğuz Tansel'i gördük. Kalın paltosuyla kardan adam gibiydi; Bozkır Köylülerinin bıyıkları örneği kesilmiş enli bıyıkları bile kar tutmuştu.. ''- Kutlarım sizi'' demişti; ''- Kutlarım sizi.. Devam edin..''
Biz ''edebiyata vurgun''; öykü yiyen, şiir içen, günün yirmi dört saat sanatı yaşayan gençleriz, o zamanlar.. Ardımızda karlı dağlar gibi ''Hocamız'' var; Cahit Öztelli.. Değer veriyor, yüreklendiriyor; ürünlerimizi, yalnızca kapısından bile giremeyeceğimiz dergilerde, gazetelerde, yayınlatıyor. Hoca'nın tuttuğu yazarı kim gözardı edebilir ki..
1960 öncesi, 1960'lar Konya'sı gerçekten bir fikir, sanat, kültür şehri. Resim sergileri, şiir geceleri.. Yerel gazeteler serapa sanat ürünleri ile dolu. Cahit Öztelli, Erdoğan Munis, Fakir Baykurt, Ali Çiçekli, Oğuz Tansel Konya'da. Feyzi Halıcı ''Çağrı''yı yayınlıyor; Fazıl Hüsnü Dağlarca geliyor, Salah Birsel gidiyor.. Mehmet Önder, bir kültür fabrikası gibi yayın yapıyor. Abdülbaki Gölpınarlı, başında bere, ''Dergâh'a giden çamurlu yollarda bilinmeyen bir gezegende gibi ''ayak divanı''na durmuş...
İstanbul'da bir Konyalı var; hiçbir resmi kültür kurumunun yapamadığını tek başına, tek ayağı ile oradan oraya koşarak yapıyor; Türk Folklor Araştırmaları'nı bir ''Külliyat'' ölçeğinde yayınlamayı sürdürüyor...
Biz: Ahmet Hamdi Tanpınar'ın, Sabahattin Ali'nin nice çetin nefis hesaplaşmalarını yaşadığı Konya sokaklarında, sanata dayanılmaz çekiciliğine kapılmış gençler olarak, folklor araştırmaları yapıyoruz. Öyküler yazıyoruz, şiirler söylüyoruz. Cahit Öztelli'nin koltuğunun altında gün geçtikçe tanınıyoruz, ünleniyoruz. 1958 yılında, Günlük ''Özdemokrat Konya Gazetesi''nde, iki ay süren ''Konya Folkloru'' araştırmam yayınlanmış. Konya fikir, sanat, basın dünyasının ustaları ile gün gün tanışmalar sürüyor.. ''Oğuz Tansel'' adını da sık sık duyuyoruz. Tansel'den sevgi ile, övgü ile söz edenler, kuşku içindeler aynı zamanda. Tuhafımıza gidiyor bu kuşkuları.. Hayret ediyoruz.. kuşkunun nedenlerini öğrenmeye çalışıyoruz. ''Hoca toplumcu'' diyorlar. ''Sürekli izleniyor. Onunla konuşan mimlenir'' diyorlar.
Anlayamıyoruz; binlerce öğrenci yetiştirmiş, yetiştirmeye devam eden bir hocanın ''Sakıncalı'' oluşunu...
Kısa süre sonra öğrendik Oğuz Tansel'in kimliğini.. Konya'nın Bozkır'ından arı bir Konyalı'ydı. Hoca'ya göre adam odun bile olsa dosdoğru olmalıydı. Haramzadeliğin her türüne karşıydı. Herkes çağdaş bir ''Cumhuriyet''in çağdaş vatandaşları olmalıydı. Kula kul olmak, Hoca'nın defterinde yoktu.
Oğuz Tansel şairdi, ama ben Tansel'i hep ''folklorcu'' olarak değerlendirdim. Konya'dan yaptığı masal derlemeleri, değerini bilene bir ''define'' değerinde. Yirmi yaşındaydım, basın merdivenlerini hızlı çıkmıştım.. Yazıişleri müdürüydüm, günlük fıkra yazıyordum. Oğuz Tansel yazıları, kimi suyu üfleyerek içenler için sakıncalıydı. Ben yayınlıyordum; çünkü beğeniliyordu; ülke sevgisi ile, halk sevgisi ile dopdoluydu. Beni severdi, delidoluydum, tabulara karşıydım.
Her yayınlandığı masal kitabını imzalı getirdi bana. Hâlâ saklarım; ''Altı Kardeşler''i ''Yedi Develer''i, ''Üç Kızlar''ı, ''Mavi Gelin''i, ''Allı ile Fırfırı''yı.. 1959'dan 1980'lere kadar binlerce çocuk, heyecanlardan içi içine sığmaya sığmaya okurdu o güzelim masal kitaplarını.. Kökeni Konya olan o masallar hâlâ güzel, hâlâ çağdaş. Şimdilerde yeni baskıları yapılsa ne hoş olur...
1960'lı yıllarda, nice sanatçı ile, Oğuz Tansel sayesinde tanıştı Konyalı. Tansel Ankara, İstanbul sanat çevrelerinde çalışıyordu, seviliyordu. Onun sevgili şehrine Onun hatırına geliyorlar; şiirlerini, resimlerini sergiliyorlardı. Ben, Metin Eloğlu'nun şiirli resim sergisini, Balaban'ın resim sergisini, Konya Öğretmenler Derneği'nde yüzlerce sanatseverin, kız öğretmen öğrencilerinin, Eğitim Enstitüsü öğrencilerinin gezdiğini gördüm. Balaban'ın imzalı kitaplarını hâlâ saklarım.
Halk masalı uzmanları, çocuk edebiyatı yazarları, aradan yayınlanalı otuz yıl geçmesine rağmen eskimeyen güzelliklerini günümüz içinde sürdüren ''Oğuz Tansel Masalları'nı incelemeli.. Oğuz Tansel'in hayırlı evladı Ülkün Tansel'den yayınlanmayan derleme masallar külliyatının kopyalarını istemeli.. Tansel adına, yeni yeni masal dizileri hazırlamak için yayıncılar işe koşulmalı.. Abartmadan söylüyorum; dünyaca ünlü, ''Türk Masal Babası'' olarak tanınan, rahmetli Eflatun Cem Güney'den geri kalmaz ustalıktadır Oğuz Tansel..
Tansel'in Ankara, İstanbul, İzmir gibi büyük kentlerde yüzlerce sanatçı dostu olduğu bir gerçekti. Gençlik, orta yaşlılık dönemlerinde; Konya'da, hiç hak etmediği çirkin propagandalardan bıkarak, Konya'yı bırakıp gidebilirdi. Kitaplarını kolayca yayımlayacağı, büyük ilgi göreceği, sanat için her türlü ödüle kavuşacağı büyük kentlere Konya'yı tercih etti.
Konya'nın, 1940'larda, ellilerde küçücük bir Anadolu kenti olan Konya'nın ''On bin yıllık kutsal bir kültür toprağı'' olduğunun bilincindeydi. Babasının toprağını toprağı bildi; her çileye göğüs gererek ''Aydınlatmacılık'' gibi zor bir görevi seçerek emeğini Konya çocuklarından esirgemedi. Konya'nın; alınteri göznuru, nice kuşakların ömrü pahasına, bir İstanbul, bir Ankara olmasını istiyordu.
Oğuz Tansel'in kuşağı Konya için çok şey yaptı. Balık bilmezse Halık bilecek, elbette...
Biz, ilk gençlik yıllarımızda, Oğuz Tansel'i gerektiği ölçeklerde değerlendiremedik. Tansel, ''Konya sevgisi ve Konya sevdası'' için binbir mihneti göğüslerken; onunla aynı yaş kuşağından Sıraç Aytıntaşbaş, Memduh Yavuz Süslü, Kemal Or, Veli Demiröz, Arif Bilge, İbrahim Aczi kendi yazdıklarıyla, araştırmalarıyla binlerce sayfalık kültür birikimleri ürettiler.. Hepsi nur içinde yatsın. Hepsinin paha biçilemez yazın ürünleri, gazete koleksiyonlarında gün ışığına çıkmayı bekler.
Ankara'da nice yıllar sonra Oğuz Tansel'in oğlu, yüksek mühendis Ülkün Tansel'le tanıştık. Son yıllarda Hoca'nın sağlığını hep Ülkün'den öğrendik. Ülkün Tansel, birkaç ay önce, bir telefon söyleşimiz sırasında; babası Oğuz Tansel'in yayınlanmış, yayınlanmamış eserlerini en iyi şekilde değerlendirmek istediklerini söyledi. Özellikle yayınlanmamış folklor birikimlerini, mektuplarını, kitaplarını bilimsel araştırmalar yapan bir vakfa bağışlamayı düşündüklerini anlattı. Gerçekten sevindirici bir karar. Bilgisi ile, iyi huyu ile, sevecenliği ile babasına yaraşır bir evlat olan Ülkün Tansel'in bu hayırlı girişimi başaracağına inanıyorum. Bütün yaşamı boyunca, halkının hayrına olan her şeyin peşinde koşan, gerçek bir öğretmen olarak yaşayan Oğuz Tansel; bence, en anlamlı olarak şöyle tanımlanabilir: ''EMEĞİNİ KONYA'YA ve KONYALI'YA ADAMIŞ BİR KONYA AYDINI''...
Cumhuriyet Kitap, 31.01.2002
|