Aynalı Düşler Çarşısı / Sevda Zeynep Karadağ

19/3/2009 · Kategori: Kitap




Sevda Zeynep KARADAĞ

 

20 Haziran 1970 doğumlu. İlk orta ve lise öğrenimini Anado­lu'nun farklı kentlerinde, yüksek öğrenimini Karadeniz Teknik Üniver­sitesi ve Eskişehir Üniversitesinde tamamladı.

 

İlk şiiri 2006 da Birey­likler dergisinde yayınlandı.

 

Diğer şiirleri; Taflan, Kıyı, Kar Sanat, Ya­zılıkaya, Çağdaş Günce, Denizsuyukasesi, Şiiri Özlüyorum, Koridor, Alaz dergilerinde, kitap tanıtım yazıları; Cumhuriyet Kitap ve Radikal Kitap ekinde yer aldı.

 

2008 Arkadaş Z. ÖZGER şiir ödülleri kapsamında seçici kurul tarafından adının anılmasına karar verildi.

 

Halen resmi bir sağlık kuruluşunun biyokimya bölümünde görev yapmaktadır.

 

Aynalı Düşler Çarşısı/ Sevda Zeynep Karadağ/ Hayal Yayınları/ 94 s.

'Ovmakla silemezsin koynumdaki yazıyı/ kırk kilit vurulmuş kırklar kapısından döndüm/ her harfi çıkartıp koydum sofrana misafir/ al onlardan bir masal yaz/ bir tas şaraba değiş gözlerimin nazını / belki yeni baştan yaşanır Midyat'ta ayıp bir aşk/ sedef kakmalı kalpler çekilir karşılıksız /hiç sebep yokken durup aynaya bakılır belki/ -oradayız- dışımız rahatlanır.' Sevda Zeynep Karadağ, 'Aynalı Düşler Çarşısı'yla okuyucuyla buluşuyor. (CK 05.02.2009)

 

Açıklama ;

ovmakla silemezsin koynumdaki yazıyı
kırk kilit vurulmuş kırklar kapısından döndüm
her harfi çıkartıp koydum sofrana misafir
al onlardan bana bir masal yaz
bir tas şaraba değiş gözlerimin nazını
belki yeni baştan yaşanır midyat’ta ayıp bir aşk
sedef kakmalı kalpler çekilir karşılıksız
hiç sebep yokken durup aynaya bakılır belki
-ordayız- dışımız rahatlanır

 

 

İçindekiler

 

yağmurdu yankısıydı eski bir eylülün

sesinde bölünüp suyunda azaldığım

 

 

yaralı göz / 7

kar davası /15

kırık ney / 18

düş name / 20

gülnar /24

:dipsiz not /27

tek nüsha / 30

husumet/ 33

Hüznüyusuf / 34

adak /37

şiir / 43

telvin / 44

hercai / 46

iki zehir arası / 48

delikız ağıdı / 50

can yamğı / 52

 

kaç üzüm tanesi kadar yaşanırdı ömür

kaç sarı yoldu yasaklandı yine ayna kırığı

dağbozumundan evvel

 

 

dün ortası / 57

kuytu /60

narından ayrı tane / 62

düş kapam / 64

tuhaf haller / 68

rama / 70

akasya ritmi / 72

temmuz ihtimali /74

misafir /76

kalbe son öğüt / 78

bahane /81 Laçin /82

ay ve nar /84

bir kaşık deniz / 86

failim aşk / 89

camdan masal / 90

yağmur / 93



Aynalı Düşler Çarşısı

Sevda Zeynep KARADAĞ

Hayal Yayınları

kaç üzüm tanesi kadar yaşanırdı ömür

kaç sarı yolda yasaklandı yine ayna kırığı

dağbozumundan evvel

Hayat dediğimiz nedir ki? Bir nedenle doğup içine düştüğümüz karmaşa. Sevmektir hayat, sevilmektir. Bir yandan düşe durmak, diğer yandan acılar biriktirmektir. Umut etmek, çok uzaklarda olsa da mutlulukları beklemektir. Aslında hepimizin bildiği, ama adını bir türlü koyamadığımız ve belli bir tanıma sığdıramadığımız, değişken bir süreçtir. Bir somun ekmektir bazen, uğruna türlü bir mücadeleler verilen. Bir çocuğun yüzündeki gülümseme, bir çiçeğin açması, ya da bir kelebeğin kozasından çıkmasıdır. “kısa bir öyküdür hayat/uğruna upuzun acılar çektiğimiz/ kısa bir türküdür/bir kez daha söylemek için delirdiğimiz”. Acılar ve mutlulukların birbirlerini besleyerek biriktirilen öyküler toplamıdır. Yılmaz Odabaşı’ nın da söylediği gibi “uğruna upuzun acılar çekilen kısa bir türküdür”. Sevda Zeynep Karadağ’da çocuk yaşta bir başına erken düştüğü bu karmaşada, yaşadıklarından ve yaşanılanlardan biriktirdiklerini ilk şiir kitabı olan “AYNALI DÜŞLER ÇARŞISI”n da toplayıp okuyucularla buluşturmuştur.

hayat dediğin ikircikli tavırmış ne tuhaf/ölümden öte köymüş mühür bozulsun/belki bir şiir daha üşür dağılıp tutuşmuş mevsiminden/eski kitaplar arasında tütsüdür belki rengini böyle düşürür gül

Çocukluğundan itibaren yaşadığı acılar ikircikli yapmıştır onu. Erken düştüğü yaşam karmaşasının içinde sevgisiz kalmış bir çocuk, her öğün sevgiye muhtaç. Aynı saat dilimi içinde yaşanılan ve bir zaman sonra sona eren, değişik anlamlardan oluşan halklar topluluğudur. Yani kısır bir döngü olan yaşadıklarımız ve hayatın, bir yanından tutunup dimdik yan yana olmak ister Sevda Zeynep Karadağ. Her ne kadar iç burukluklarını şiirleriyle dışa vursa da.

Gerçek ve düşlerin iç içe geçtiği şiirlerinde, duygularını hiç üşenmeden sık sık temize çekiyor. Anne kucağından erken düşüşü onu erken olgunlaştırsa da, yaşayamadığı anne sıcaklığı ve çocukluğuna olan özlemini, “anneme söyleyemediklerim” ve devamı “okunmuş hayatlar alıyorum seni anımsadıkça/gelişigüzel raflara diziyorum/en üstte anası gorki’nin yanında benimkisi” dizleriyle insanın kalbini buran imgelerle duyumsatıyor okuyucusuna.

Yine çocuk yanını kullanarak, kendine özgü anlatımıyla biçimlendirdiği bu ilk şiir kitabının ilk sayfasına düşürdüğü;

kirli çocuklar gördüm aynada

aynaya küskün kirli çocuklar

çocuk değildim,

bir vakitler ben de kirliydim, aynalı düşler çarşısında

küskündüm fazlasıyla

Şiirlerinin genelinde çocuksu bakıyor hayata, biraz da sorgular gibi ve çocuk gözüyle ölçüp biçiyor her ilişkiyi yaşamla ilgili her ne varsa. Acı, sevgisizlik, yalnızlık ve düş kırıklıklarını aynaya yansımaları ile dile getiriyor.

Şiirlerdeki dizeleri okurken insanın yüzüne sıcak bir gülümseme yerine, daha çok acı bir tebessüm yerleşiyor. Her dizesi ve her dörtlüğü yaşamdan farklı acıklı öyküler anlatır gibi. Dizelerin her birinde anlatılanlar insanın derinlerine dokunuyor ve hüzünlü, sonsuz düşünceler denizinde buluveriyor insan kendini.

med ve cezir arasında kambur bir köprüydü ömür

akıllar nasihatler efendi ollar

acıyı neden severse insan ne denli uzak olursa bal

o kadar zehrolmuşluğum var

“Hiç bir şey acıdan daha hızlı gelemez” der Bailey. Acımıdır insanı seven, yoksa insan mı acıyı sever bilinmez. Sevda Zeynep Karadağ’ın da söylediği gibi “kambur bir köprü olan ömür” de, acılar bir şekilde her insanı yoklar. “nabzımdan sürgün ömür/araftan dönenleri anlatırmış hikaye anlatsın/hayat yitirdiğimiz zayıf bir kıvılcım/öylesine geçerken şehrin birinden/ölümün özrü yok yakalandık”. Hayatta her türlü eziyet çekilir. Açlıkla boğuşulur zira yoklukla da. Bu sıkıntılara bir de ölüm eklenince hayat bir anda anlamını yitirir. Sevda Zeynep Karadağ’a yaşanılanlar hayata olan direncini ve umutlarını biraz kaybettiriyor. Bu hal şiirlerindeki bazı dizelerinin yalnızlaşıp kabuğuna çekilmesine neden oluyor.

-düş name-

geçtiğim dar kapı dar sokak durdukça daralan açı

yaşamak bir kaçamak çan sesi

ay değilse de aykırı

o kadar dedim sana geceye gül dikme dikeni bana batar

en çocuk yerimden acıdım fayda etmedi fi zaman

çürüyen gövdemden ince bir dal daha kanattım

Yine bu dizelerinde de çocuk yanlarını kanatıyor. Kendine has yalın ve içsel bir anlatımla görmezden gelinen gerçekleri şair duyarlılığı ile süzüp önümüze getiriyor.

Toplumsal olaylara duyarsız kalamaz şair. Acı da olsa, yaşadıkça hatırlanan, hatırlandıkça insanın içini kor gibi yakan.”eski bir temmuz ayazı isli bir şehirden dönüyor/kandan adam yapan çocuklar” Sivas’ın semalarında alevler içinde dolaşan çığlık çığlığa öfkedir dizelerinden dökülen. Yaşama hakları ellerinden alınmış, hiç bir yere sığmayan bu insanlık ayıbını,

Sivas’ın yollarına aynanın anlattığıdır

çıkıp gelmişiz pusudan hepimiz ağacız o vakit

çam çınar söğüdüz salkımız

yürüdük azalan orman değil

bir parça zaman avuçlarımızda bir parça ar

yetim ve isli dizelerinden oluşan “kar davası” şiiri dile getiriyor.

Hüzün ve acı şairin vazgeçilmezidir. Karşılıklı çatışma halinde olsalar da birbirlerinden çokça beslenirler. Şair her zaman kendi yaşadıklarını yansıtmaz şiirlerine, sezgilerini kullanarak bizim yani okuyucunun yaşadıklarını da düşünür. Böylece okuyucularını şiirlerindeki duygu yüklü kıyılarına çekmeyi başarır.

Sevda Zeynep Karadağ duygularını dışa vururken sıkça imgeler kullanmayı seçer. “söyledim kırık bir neyi neylesin nefes/hangi nehre bıraksın sesindeki çirkini” Derinden yaralıdır ve kabuk bağlayan bu yarasını kimsenin görmesini istemez şair ve Ney sesiyle acısını örtmek ister. Kesik kesik, derinden ürperti veren o sesle.

ince bir nakşın arkasındayım

kör ustalar sabrımda sen

anlam ferahfezade ney imiş

çoğul bir hüznün ortasında gül: görkem

tutuşan su yürüyen alev

bizmişiz yağmur boşaltan yarım bardak inceden

İnsanın içini burkan, hüzünlendiren o ses. Sesteki ruhtur aslında her nefeste kalpten hayata soluk veren, sesteki giz dir büyüleyen. Bazen içimizi acıtan, bazen de sevindiren. Ne kadar saklamak istese de içindeki yaraları, o gizemli ses şairi ele verir.

Hayat bazen zehretse de ömrü, insan ayaklarını yerden kesen mutlu bir aşkla yaşama daha bir sıkı bağlanır. Aşk insanın gözünü büyüler ve her şeyin güzel görünmesini sağlar. Sevda Zeynep Karadağ’da aşk gibi güzel duyguyu;

plansız bir cinayet planlıyorum/bedenin cinnet vakti evler uykuda/sağ elim fail/kiralık hain/kurban sol yanıdır göğsümün/savunmasız pek masum/farzet kendime doğrultmuşum aşkı/dayamış şakağıma o an vurulmuşum”

şiirinde “cinayet” kavramı ile yan yana tutar. Aşk denilince neden ilk önce acı gelir ki akıllara. Oysa yaşamı anlamlı kılan en mutlu anlardır. Bu yüzden Mecnun Leyla’sını bulmak için çöllere, Kerem Aslı’sını bulmak için yollara düşmesinin nedeni derinden duyulan ”aşk” değimli dir ki?

Şiirlerinin çoğu bölümlerinde ki dizeler hayatın(ın) çetin ve sıkıntılı geçen dönemle(re)rine bakar gibi. Yaşamı ve yaşananların bıraktığı derin izleri ve aşkı rahat ve samimi savurur dizelerde. Şiirlerinde biçime yönelik hassasiyeti, sıkça kullandığı sözcükler, imgeler ve mısra dizilişleri tasavvuf ve felsefi kültüründen etkilenmiş hissini veriyor okuyucusuna. Sevda Zeynep Karadağ şiirlerinde ki duyguları ifade ederken yalın ama kendine özgü geliştirdiği bir dil kullanmayı tercih ediyor bu ilk şiir kitabında.

Yaşamın ona gösterdiği tüm olumsuz yanlarına rağmen, zaman zaman isyankâr ve sorgulayıcı da olsa şiirlerinde ne hayata, ne de yaşadıklarına sırt çevirmiyor. Yaşamın ona sunduğu olumlu olumsuz her şeyi kabullenip kucaklıyor.

Şair için şiir yazmak bir hayattır. Bazen alaya alır hayatı, bazen de alaylı bakışları ciddiye. Yunanlı şiir ustası Yannis Ritos’a göre “karanlıkta gören insan”dır. Şiir ise Edebiyatın en rafine halidir.

şiir

bir bakarsın yaran çocuğun olmuş

onu da basar bağrına sebepsiz seversin

büyür

büyür

büyür içinde

ve sana şiir öğretir.

Sevda Zeynep Karadağ şiirin nasıl beslenip oluştuğunu ve dışa vuruş şeklini bu dizeleri ile anlatıyor. İçini dökme, çıkış yolu bulma, bir terapi yöntemidir belki de. İnsanın gizemli yanlarını gün ışığına çıkarmaktır. Her ikisinin de kesiştiği noktada “insan” duruyor. İşte kırk dokuz şiir ve işte “Aynalı Düşler Çarşısı”. Başka söze gerek varmı?

03/2009

Meral Ulusoy

ereğli78/ nisan

************************************************************

ŞİİRLER,ŞAİRLER,KİTAPLAR-14

 

                                                                                                                            Bülent GÜLDAL

 

“bir avuntu sebepsiz

eski bir yaz durup dururken

yavru bir kedi sıkışmış gibi iki duvar arasındaymışım

küçükmüşüm yazmışım taflan tadında

şümde taze süt kokusu cümleler

şümde eliften bozma ortancalar

 

temmuz geleli çok olmuş az olmuş tarlalarda ekinler

azalmışım da görmemişim

nasırlıymış umacının elleri düşünce alevden saçıma zülfikar

hasedinden çatlamamış aynalar taa kökünden

bir taşra cinneti doğmuş içime şefkat

ben bilmezmişim öyle dediler

paslı yollar demirden evler geçer gibi

geçirmişler beni yanan son trenin içinden

 

yanan bir trenin içinde babam

eski bir uzun havaymış da unutulmuş

uzanmış kopuk bir sazın koynunda üzgün

dalıp gitmiş kendi kadar yaşlı bir uykuya

şünde dane işi başak ve eski bir kasaba

 

saz dilinde sevdaymış ucu yanık

mem ü zin imiş kim çalar kim söylerdi unuttum

 

tut ki uçurtma olmuşum şimdi

ya da kanadı kızıl laçin

serçe parmağındaymışım çelimsiz çocukların

 

ipsiz bir düş aramızda durup dururken

 

                                                    Sevda Zeynep KARADAĞ

                                                                      (Aynalı Düşler Çarşısı’ndan,sf.82-83)

 

 

      İnsanın yapıp etmelerine,gelenek ve göreneğin yaşamı zehir zıkkım eden dayatmalarına yabancılaştığımız oranda artıyor yalnızlığımız.Çevremize şöyle bir bakınalım; tapınanların sadece kendilerini ilgilendiren sarhoşluğunu,tanrı tanımayanların arayışlarını,tepeden tırnağa akıl geçinenlerin ille de ‘aşk aşk’ diyerek attıkları naraları,avarelerin sularına kapılacakları dümenler aramalarını,kirli siyaseti kuşanarak topluma kılavuz olanların yeni uçurumlar yaratmalarını ilgiyle ve hergün biraz daha yalnızlaşarak izliyoruz.

      Erginliğe ulaşmamış insanın ıssızlığını bir kenara bırakarak,yetişkinlerin derinlerinden gün yüzüne çıkan yalnızlığı tanımlamaya çalışalım:Octavıo Paz’a göre ‘yalnızlık,insan duygusunun en gizlisinde bulunan gerçek’miş.İnsanın özlem ve kavuşmak olgularını öne sürerek,tüm yaşamın bu doğrultuda bir arayış olduğunu vurguluyor.’Çağdaş dünyanın yalnızlığı,dünyanın çıkmazını yansıtan bir aynadır’derken,masalların,anıların,tarihin ve şiirin layıkıyla kavranılmalarından sonra yaşamanın insana ilginç geleceğini,yalnızlık duygusunun yok olacağını belirtiyor.

      Bu dünyanın kendilerini anlayamadıklarını,geceyi gündüzü ve zamanı yitirdiklerini,öncesiz ve sonrasız bir yolun yolcusu olduklarını söyleyenler öylesine çok ki…Bana göre sonsuzun ve sınırsızın etrafında dolaşan Baudelaıre,bu konuda bakın ne diyor: “Çocukluğumdan beri bir yalnızlık duygusu var içimde.Ailem,özellikle arkadaşlarım arasında olduğum anlarda bile,alınyazımın öncesiz bir yalnızlık olduğunu duyarım.” V.Woolf ise “Yaşamak neden böyle içler acısı,neden bir uçurumun yanıbaşından geçen daracık bir yol gibi” diyerek yalnızlığını dile getirir.Bizim insanımız olan Orhan Duru ;”kötülükler,baskılar,eşitsizliklerle dolu bir dünyada yaşıyoruz.Bizim işimiz ne burada?” söylemiyle dünya sahnesinde oynanan trajediye dikkat çeker.

      Şair Sevda Zeynep Karadağ’ın şiirlerini okurken yalnızlığın ne demek olduğunu bir kez daha anladım.Aynalı Düşler Çarşısı bir ilk kitap.Hayal Yayınları tarafından Ocak 2009’da pırıl pırıl baskısıyla okura sunulmuş.Yedinci sayfasından doksan üçüncü sayfasına kadar şiirle dolu.Kalabalık içinde yalnız bir öznenin (şairin),gördüklerini,işittiklerini,duyumsadıklarını çözümleyip bütünleyerek,incecik deyişlere yüklediğini görüyoruz.Her şiir şairin yaşamına dahildir.Yani onun sokaklarından,kentinden, etrafını kuşatan insandan izler taşır.Bu bağlamda Sevda Zeynep Karadağ’ın Aynalı düşler Çarşısı ismini verdiği kitabında destansı bir hava egemen.Kendi yaşamından yola çıkarak şiirleştirdiği görüntüler bir film şeridi gibi akıyor.Kitabın ilk şiirinin iki bölümünün altına,son sayfadaki dizeleri getirdiğimizde ne demek istediğimi anlayacaksınız:

     

      “tut ki ömürdür geçerken bize uğramış/zaman uykuda avunan açlık kemiren kendini günaşırı/yeni bir doğum için ay yüklenip bahtını şehre taşınmış/orda denizin ortasındaymış diyar/ince yaralar açılan yerde biz//

        cennete kaçar gibi cehennemden harabeydik ani’den beter/kara bir trene bindik ardımız hısım eşraf ardımız hevesli ayrılıklar/bir iki kaz birkaç koyun-adı mendil olan benim kuzum-/kalanlara emanet taşlı tarla bir de şu doğulu istasyon//

                                                                            (yaralı göz,sf.7)

 

       yüzlerce düş/yüzlerce yüz/yüzlerce dua/en onulmaz anda gitmektir/vazgeçmek dedikleri/hem adettendir gidenin ardından el sallamak/haydi/elini ürkek alıştırma/bu yağmur kalanlar için”

                                                                            (yağmur,sf.93)

 

      Sevda Zeynep Karadağ’ın şiirlerini okurdum dergilerde.Doğrusu okuturdu kendini.Titiz ve bilge bir kimlik olduğunu düşünürdüm.Şiirlerini kitap oylumunda okuduğumda,yanılmadığımı anladım.Kendinden yola çıkarak gözümüzün önüne serdiği dünya sahnesinin oyuncuları bir bir önümüzden geçiyor.Onların yapıp etmelerinin yakın tanıkları oluyoruz:

 

        “canhıraş boşlukta çırayız her şey oyuna dahil/kusursuz ve asırlardır oynanan/eski bir temmuz ayazı isli bir şehirden dönüyor/kandan adam yapan çocuklar/yeni bir sevda kazımalı/yeni sokak başlarına bu defa beyaz//

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

0 yorum yazılmıştır

« Önceki :: Sonraki »