AlsahBlog

• 18/7/2006 - AHMET ARİF'LE / TAHİR ABACI

Kategori: Inceleme

Ahmet Arif'le(*)
Tahir Abacı

Ahmed Arif ile, 1974 yılının bahar aylarından birinde, Ankara 'da, felsefeci Tuncer Tuğcu'nun Zafer Çarşısı'nda çalıştırdığı Oğlak Kitabevi'nde buluştuk. Bu önceden planlanmış bir buluşma mıydı, yoksa rastlantısal mıydı, şimdi hatırlamıyorum, ama benimle görüşmek istediğini biliyordum. O sıralar Yarına Doğru dergisini çıkarıyorduk. Yazdığımız yazılarda, örnek alınması gereken şairler olarak, başta Nazım Hikmet olmak üzere, Enver Gökçe ve Ahmed Arif'in adlarını ilk elde anıyorduk. Bir yıl önce, Yeni Adımlar dergisi Enver Gökçe'yi Ahmed Arif'in ustası ve sanki ona bir alternatif olarak sunmuştu. Ahmed Arif, bu sunuluş biçiminden rahatsızdı.

Kitabevinde fazla kalmadık, çıkıp çarşı içindeki çay evine gittik. Orada da fazla oturmadık, Ahmed Arif, tanıdığım öteki "eski tüfek"lerden de alışık olduğum biçimde, az sonra ayağa fırladı ve sohbeti çarşı içinde turlayarak sürdürdük. Ahmed Arif, doğrudan cezaevi günlerini anlatmaya başladı.

"Şubeden cezaevine sevk edildik. Adamın biri kulağımın dibine sokuldu. İkide bir 'Sen benim anamı (...), sen benim anamı (...)' deyip duruyor. Sonunda dayanamadım, kenara çektim, 'Senin ananı nerede gördüm ki ben?' Dedi ki: 'O gün hücrede sıkışmıştım, beni tuvalete çıkarmaları için kapıyı çaldım. Tam o sırada sen kapıyı kırdın. Senin yüzünden benimle ilgilenemediler' Halbuki kapı çürükmüş, ne bileyim, şöyle bir dokundum, devrildi. Herif de o arada altına yapmış."

Anlattıklarına, onun ağzında çiğ kaçmayan, kendine özgü başka nitelemeler de ekliyordu. Başladım Ahmed Arif'in bunları bana neden anlattığını düşünmeye. Sonra fark ettim ki şubedeki olay nedeniyle Ahmed Arif'e tepki gösteren ve aynı davadan yargılanan kişi, bir yıl önce Enver Gökçe'nin şiirlerini yeniden yayınlayan derginin yönetmeniydi. Ahmed Arif, Gökçe'nin karşısına çıkarılışını geçmişteki bu olaya bağlıyordu. Ahmed Arif, Gökçe'ye dair başka şeyler de anlattı. Anlattıkları, yıllar sonra Yalçın Küçük'ün Gökçe hakkında yazdıklarını doğrulayıcı nitelikteydi.

Ahmed Arif'le buluşmamızdan kısa bir süre önce Enver Gökçe'nin köyüne gitmiş, yaşadığı çok zor şartlara tanık olmuş, izlenimlerimi Yarına Doğru'da anlatmıştım. Ketum bir insandı Gökçe, geçmişe dair pek konuşmuyordu. Bir iç hesaplaşma sezinlemiş, o yazımda değil, ama Gökçe'nin ölümünün ardından Sanat Olayı dergisinde çıkan yazımda bu sezgimi örtük biçimde belirtmiştim.

1970'li yıllarda onlar bizim idollerimizdi. Oysa onları yakından tanıdıkça karşıma "üstün insan"lar değil, "insan"lar çıktı. Bir dokunmayla kırılacak hücre kapısı nerede görülmüş? Hikayeyi, Ahmed Arif'le konuşmadan önce de biliyordum. Sadece Aclan Sayılgan'ın yazdıklarından değil, sözüne güvenilir başkalarının anlattıklarından da öğrenmiştim. Ahmed Arif, Birinci Şube'de tutuldukları günlerde ağır bir bunalım geçirmişti. Bir ara kaldığı hücrenin kapısına kafasıyla vurmaya başlamış, ardından kapıyla birlikte dışarıdaki polis memurunun üstüne devrilmişti.

Enver Gökçe ise parti içi konumu gereği, çok daha ağır işkencelerden geçirilmişti. Bu konuyu Rasih Nuri İleri de yazdı, Gökçe hakkında ılımlı bir yaklaşımda bulundu. Bildiğim kadarıyla, diğer dava arkadaşları da "gözaltı tavrı"ndan dolayı Enver Gökçe'yi dışlamadılar. Parti ve dava arkadaşlarından Şevki Akşit'in, mahpusluk sonrası İstanbul'a gelen Gökçe'yi sokaklarda nasıl heyecanla aradığını anlatan coşkulu bir yazısını da hatırlıyorum.

Yine ortak dostları İhsan Atar'ın (Yelfe İhsan), Evrensel Kültür dergisinin 59. sayısında (Kasım 1996) çıkan yazısından öğrendiğimize göre, iki şair cezaevi sonrasında da dostluğu sürdürmüşlerdi. Hatta İhsan Atar, kendisini 1957'de Ahmed Arif'le tanıştıran kişinin de Enver Gökçe olduğunu yazıyor. Gökçe'nin hükümlü bulunduğu yıllarda hasta olan annesiyle ilgilenen, hatta mezarını yaptıran da Ahmed Arif olmuş. Dostluk, 1970'li yıllarda, Enver Gökçe'nin şiirinin dönüşüyle ve ondan da çok, sunuluş biçimiyle bozuluyor.

Aynı yıl, ikisinden de önce şiirini kurmuş olan ve bir bakıma onların şiirini haber veren Niyazi Akıncıoğlu'nun şiirlerini de yeniden yayınladık Yarına Doğru'da. Bu üç şairin şiiri, 1940'lı ve 1950'li yılların öteki "toplumcu" şairlerinden daha farklıydı. Diğer sosyalist şairler, imgesiz şiirler yazmayı seçiyorlardı. Sadece sosyalist düşüncenin değil, demokrasi değerlerinin bile yoğun baskı altında tutulduğu o yoksunluk ve yoksulluk yıllarında, ufukları Nazım Hikmet'in şiiriyle sınırlıydı. Bu üç şairin, yerel öğeler ağırlıklı olarak ama farklı kaynaklardan da etkilenerek yeni söyleyişe yönelmeleri, daha özgün ve daha renkli bir şiir kurmalarını sağlamıştı. O yıllarda dostluk ettiğim aynı kuşaktan diğer şairlerin, açıkça dile getirmeseler de, bizim onlara verdiğimiz öneme biraz bozulduklarını da sezerdim.

Ahmed Arif o gün başka şeyler de anlattı. Örneğin, Aziz Nesin'in Akbaba dergisinde oğlunun adını "Filinta" koyuşunu eleştiren imzasız bir başyazı yayınladığını söyledi. Kuşkusuz bunu da sadece bana anlatmadı, daha birçok kişiye yinelemişti. Aziz Nesin, bu ithama umulmadık bir biçimde ve umulmadık biryerde, Benim Delilerim kitabında cevap verdi.

Ahmed Arif'le şiirler ve türküler üstüne de konuştuk o gün. Hayatı son derece ciddiye aldığını ve her şeye törel bir anlam ve değer verdiğini o zaman fark ettim. Sözgelimi o sıralar taş plak kayıtlarını topladığım Diyarbakırlı ses sanatçısı Celal Güzelses hakkındaki düşüncelerini sormuştum. Ezgilerini severek dinlediğini belirttikten sonra, şöyle bir vurgulama da yaptı: "Değerli bir abimizdir."

***

Ahmet Oktay, Ahmed Arif şiirinin yazıldığı 1950'lerde değil, gün ışığına çıktığı 1970'lerde fraksiyonlarca tüketildiğini yazdı Karanfil ve Pranga adlı kitabında. Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki, Ahmed Arif, anlaşılır nedenlerle Kürt hareketlerince biraz daha fazla öne alınmakla birlikte, hiçbir zaman fraksiyonel bir okumanın konusu olmadı. Bu konuda onun fraksiyonlar üstü bir konumda bulunduğunu söylemek daha doğru olur. Bildiğim kadarıyla kendisi de herhangi bir fraksiyondan yana bir tavır almadı, tam tersine fraksiyonel oluşumları hep kaygıyla izledi. O günkü konuşmalarımız arasında kendi dönemlerinde açığa çıkmış bir gizli ajanın halen İzmir'de faal olduğunu duyduğunu da aktarmış, kuşaklar arası kopukluktan yakınmıştı.

Öte yandan, Ahmed Arif şiirinin sadece 1950'lerin değil, 1970'lerin şiiri açısından da önemli bir düzeyi temsil ettiği rahatlıkla söylenebilir. Onun şiirinin ortaya çıkışının, özellikle yüksek tandanslı sol bir şiir kurmaya çalışan İsmet Özel, Ataol Behramoğlu gibi şairleri nasıl tedirgin ettiğini, Halkın Dostları dergisini izleyenler hatırlar.

Ahmet Oktay'ın değişik bağlantı düzeylerine dikkat çekerek Ahmed Arif'in şiirindeki içeriğe dair yaptığı vurgular, bu şiirin "kırsal " bir üstyapıya göre biçimlenmiş öğeler içerdiği saptaması genel olarak doğru. Ancak bu öğeler çoğu kez reel hayatın, yaşama pratiğinin organik yansımalarıdır. Oysa Ahmed Arif şiirinde evrensel değerlere doğru aşkın bir yöneliş vardır ve başat öğedir. Sözgelimi, görünüşte kırsalda yaşanmış bir "durum"u söyleyen "Otuz Üç Kurşun"un hukuksuzluğa indirdiği darbeyle burjuva düzeninin neresine düştüğünü düşünmek bile yeterli ip ucu verebilir bu konuda. Kırsalın töresinden sosyalizme atlamak niyetinin, onu düpedüz şiir planında gelişmiş bir düzeye ulaştırdığını da görmek gerek. Ahmed Arif şiiri, sadece monotonluğu kıramayan sosyalist şairlere değil, 1970'li yılların modernist şairlerine karşı da güçlü bir seçenek oluşturabildiyse, bundandır. Onun şiiri, aynı yıllarda yoğun biçimde okunan Lorca ve Neruda gibi hem yerel, hem modernist köklerden beslenen şiirler arasında yadırganmadan yer tutabildiyse yine bundandır. Ahmed Arif'te, modern şiirin bir başka mitosunun da neredeyse doğal bir durum olduğunu görüyoruz: özgünlük ve taklit edilemezlik.

Öte yandan, Ahmed Arif gibi şairlere bakarken, " modernizm " adı verilen geç burjuva sanatının sadece kendisiyle açıklanır "saf" sanat anlayışının ötesine geçmek, sanatın "bağlamsal" değerini öne almak gerekir. Çünkü "Döğüşenler de var bu havalarda ". Burada, saldırganlık ya da kaba güç kullanımıyla ilgisi olmayan "döğüşmek" kavramının da sanatı belirleyen ve ancak öyle bir ufuktan okunursa anlamını ele veren kendi ölçüleri vardır. Paylaşılır evrensel değerler ayrı konu, ancak artık-değerden küçük de olsa pay alan küçük burjuvanın savrulduğu bin bir çeşit ruh halini karşılayan kaotik sanata daha fazla estetik değer atfedip, "döğüşenler"in ruh halini karşılayan sanatın yalın " beyaz dil"ini indirgenmiş bir sanat saymak, estetiğe güncel-egemen bakışın yanılsaması olarak kalır .

Ahmed Arif ve Enver Gökçe (ve politik açıdan onlardan daha fazla savrulmuş olan Niyazi Akıncıoğlu), tam kurulamamış, kurulsa da genişleyememiş bir konumun başlangıç örneklerini verdiler. Hayatlarının sonraki evresi, arkasını getirecek soluğu sağlayamadıysa, sadece öznel nedenleri yok bunun. Şiir üretecek
zeminden ayrı düşmelerinde daha bir dizi neden rol oynadı.

Baskıları geçtim, sözgelimi yazıp da yayınlayamamanın zaman içinde yazma konusunda da ne tür bir motivasyon eksikliği doğuracağını kestirmek zor değil. Bir de, "şiir içi", hatta öznel bir neden; bidayette kurdukları sağlam şiir bile, anılan şartların etkisiyle aşılmaz handikap olarak dikildi önlerine. O aslında tamamlanmamış, ama kabuk bağladığı için kırılmaz kesilmiş yapıya bir daha geri dönememek de tökezletti onları. "Mağlup mu desem, mahçup mu? / Ama ikisi de değil..." (A. Arif).

Bizim günah payımız yok mu? Onları idol olarak kalmaya zorladık. İdol'ün şiirini yazmaya. Gündelik hayata sokulan şiirler yazmalarını istemedik. Oysa onlar insandı...

***

Tuncer Tuğcu, Ahmed Arif'in kitabında yer almayan " Kalbim, Dinamit Kuyusu" şiirinden bir bölümü afiş yapacaktı, bir yanlışlık olmasın diye şiiri ona el yazısıyla yazdırmıştı. İşi bitince de bana armağan etmişti. Alttaki el yazısı şiir, işte o şiir.


* Tahir Abacı tarafından kaleme alınan bu yazı Varlık Dergisinin Temmuz 2000 tarihli sayısından alındı.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
Yorum yaz! :: Arkadaşa gönder!

Hakkımda

Türk Şiiri, Şairler üzerine inceleme, eleştiri ve değerlendirme yazıları, şiirimizden örnekler...

Son yazılar

5. Avrupa Şiir Yarışması Sona Erdi
Konur Sokak Uçarı / Bekir KOÇAK
Bu Festivale Emek Verdik
'Yeni şiirin adresi: Şiir Defteri 2009'
V.Uluslararası İzmir Şiir Buluşması 20-22 Mart 2009 / Foto Albüm
ŞİİRLE DOLU, ŞİİR GİBİ 3 GÜNÜN ARDINDAN / ALİ ŞAHİN
V.Uluslararası İzmir Şiir Buluşması 20-22 Mart 2009 / (PEN-Konak Belediyesi)
Birkaç Şiiriyle Sevda Zeynep Karadağ
Aynalı Düşler Çarşısı / Sevda Zeynep Karadağ
İzmir'de ‘21 Mart Dünya Şiir Günü’
BAHARIMIZ SENSİN/ BEKİR KOÇAK
BAHAR ÖRNEĞİ GÜLÜŞÜN/ BEKİR KOÇAK
Arsiv: AlsahBlog/Şiirler-Şairler 2005
BİR KAÇ ŞİİR/ BEKİR KOÇAK
“ŞİİR YAŞASIN”
Şiire Verilmiş Bir Ömür: Melisa Gürpınar...
Türk Edebiyatı: Şiir Kitapları 2004/ Ali ŞAHİN
''ENVER GÖKÇE'' YARIM KALANLAR
63. Yıl Yunus Nadi ödülleri 2009
Savcıya
HASRETİNDEN PRANGALAR ESKİTTİM / METİN CELAL
İlköğretime Erotik Şiir Kitabı
Eskimeyen prangalar
"Şiirin Ölümsüz Kadınları - I" | Erdoğan Alkan*
Sevgili Hasan Hüseyin'in anısına saygıyla...

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Blog RSS
DersimizEdebiyat 2
Taşköprü'den Bakış
Kastamonu Net 2
Güldeste: En Güzel Atatürk Şiirleri/ Seçki
Öyküler & Öykücüler
Yedinci Sanat
EdebiyatGündemi
Roman Yazıları
Şiirler & Şairler
Edebiyat
Edebiyat Dünyası
Öykü
Yeniden Dergi
Kastamonu Net 3
Gökırmak
Esintiler
Taşköprü'den Esintiler
Taşköprü'nün Sesi
Taşköprü Yazıhamit Köyü
Gerçeğin Sesi
Güncem'den
Edebiyat 2005
Yeni Dergi
Ali Şahin'in Not Defteri
Yeniden Dergi (OnPunto)
Çocuk ve Edebiyatı
DersimizEdebiyat 2
Alsah Blog Yazıları Seçkisi
GünDem
AlsahBlogYazılarıSeçkisi OnPunto)
Alsah Edebiyat Günlüğü
Dersimiz: Edebiyat
E- Edebiyat
Sanat ve Toplum
YeniDergi
YenidenDergi (OnPunto)
Yeniden Edebiyat
YeniGündem
E-EdebiyatBenimBlog
EdebiyatDünyasından
Esintiler'den...
GünCem
KastamonuNet1
SarıYazma
TarihVeToplum
ToplumVeTarih
UmudaYolculuk
UzunİnceBirYol
* TaşköprüdenSesleniş
* TaşköprüTaşköprü
* Taşköprü'nün Taş-köprüsü

Kategoriler

  • Ali ŞAHİN (a.alsah) Yazilari
  • Anma
  • Arastirma
  • Duyuru
  • Edebiyat Tarihimizden
  • Elestiri
  • Etkinlik
  • Haber
  • Inceleme
  • Kitap
  • Odul
  • Siir
  • Siir Inceleme
  • Siir Tahlilleri
  • Soylesi
  • Suclanan Siirler
  • Tartisma
  • Yorum
  • Arkadaşlar

    yildizlarvegece
    yazihamit
    ile
    nimo
    alisahin37
    Guldeste
    kastamonunet
    oyhanhasan
    oykuleroykuculer
    yedincisanat
    yeniedebiyat
    romanyazilari
    ilhanM
    yildizim
    derlemeler
    yildizca
    sabahYILDIZI
    oya
    ehicran
    cocukca
    Hasan37
    muzaffererdem
    rumpeltsiskin
    sophia
    hamitakcay
    iremnur
    NEVAAY
    korgul07
    senpazarinsesi
    muratkulcuoglu
    yesilim
    lalecik
    POLYANNA
    huznunyuzueylul
    emekliogretmenler
    ferideozmat
    eyferu
    begonya35
    misket
    gulcanca
    dertligarip
    miranda
    ahmetturanaltunsu
    bereket
    geda
    sahinsah
    esevcanca
    UmitZeynep
    kastamonum
    maviadam
    ankaralieczanesi
    sevdasiirleri
    berfinhazal
    ANDAY
    yust
    eyust
    senpazarli
    yust1
    yildizagaci
    ordubeyi
    ceylanceren
    lepidoptera
    kastamonuluyuz
    nsahin
    TheLostHighway
    canandansiirler
    spil
    tulaybilgin
    gorseldil
    ogretbensen
    kaylule
    SariYazma
    suzu
    inky
    hazanmevsimi
    poem
    nehir35
    aysunsay
    berrinsulari
    HandanGokcek2
    mayinhatti
    Mansur
    karayagiz
    emeginsanati
    siiryarismasi
    kunar
    AlsahIndex
    vedat1987
    ideadersler
    YeniGuneTurku
    yagmurtuana
    benhaladeliyim
    dilsizmutercim
    passions00
    erginbay
    alsah
    AlsahBloklariIndexi
    cideli
    duvak
    bizimada

    http://alsahblog.blogcu.com/ Kayıt Güncel Sayfa: Toplam:
    Son Sayfa | Sonraki Sayfa