23 09 2009

ABİDİN ÖZKAN’I ANMAK... / Arif OKAY

Ali Şahin kardeşim;
 
Yazmakta geciktiğim için özür dilerim.
 
Ekte bazı yazılar bulacaksın. Umarım ilgini çeker.
 
Fotoğraf ta gönderebilirim.
 
Arif Okay


Ölümünün 12. yılında

Antakyalı hikayeci, yazar, siyasetçi

 

ABİDİN ÖZKAN’I ANMAK...

 

            Abidin Özkan’ın ölüm tarihi 4 ağustos 1993. Bu yazıyı ağustos ayı için planlamıştım. Ancak şair, yazar Şükran Kurdakul’un 15 aralık 2004 günü ölümüyle birlikte bu yazı güncellik kazandı. Gerçekten yarım asrı aşkın bir süre önce kader birliği eden bu iki sosyalist yazarı birlikte anmak gerekiyor.

 

            ABİDİN ÖZKAN KİMDİR?

 

            Abidin Özkan 1926 yılında Antakya’da doğdu. Ömer Efendi ile Hatice Hanımın 6 çocuğundan ikincisiydi. İlkokulu Antakya’da Köprü Mektebinde bitirdi. Ortaokul ve liseyi Antakya Erkek Lisesinde okudu. Lise çağlarında edebiyata merak saldı, toplumcu düşüncenin temellerini kavradı. Sosyalist dünya görüşüyle delikanlılık çağlarında tanıştı. Liseyi bitirdikten sonra İstanbul’da Hukuk Fakültesine başladı. Edebiyatla üniversitede öğrenciyken de ilgilendi. 1958 yılında fakülteyi bitirdi avukat olarak çalışmaya başladı. 1960 lı yılların başlarında T.İ.P. içinde çalışarak siyaset ile ilgisini sürdürdü.

            1993 yılında hastalığa yenik düşerek aramızdan ayrıldı.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

SAADET ORMANLAR (ÖZKAN)

 

            Yağışlı bir pazar günü Abidin Özkan’ın kızkardeşi Saadet Özkan Ormanlar’ın evine gittim. Eşi Naci Bey tarafından ince bir biçimde karşılandım. Saadet hanım da hastalığına karşın beni ayakta karşıladı.

            Saadet Hanım ve Naci Bey, Abidin Özkan’ın demokrat kişiliğini ve sosyalist dünya görüşünü ölünceye dek taşıdığını anlattılar. Onun okumaya ve yazmaya ilgisini anlattılar. Verdikleri bilgiler arasında Lisedeyken bir duvar gazetesi çıkardığı dikkat çekiciydi (1).

            Elimde fotokopisi bulunan Yeryüzü Dergisine birlikte göz attık. Saadet ve Naci Ormanlar bu derginin öyküsünü şöyle aktardılar:

 

            “Abidin’in bu dergiyi çıkardığını iyi anımsarız. O, Yeryüzü Dergisinin sahibi ve yazı işleri müdürüydü. Üniversitede okurken bu dergiyi çıkardı. Elinde kağıtlar, dergiler, yazılar ile hamal gibi uğraşır, koşturur dururdu.

            Saadet Hanım abisinin zorluklar içinde hukuk fakültesinde okuduğunu anlattı:

 

            “St. George Avusturya Lisesinde kalorifercilik yaparak okudu. Hem üniversiteye gider, hem çalışırdı. Babam çiftçiydi. Annemin Hatay’da Keferabit köyü taraflarında arazisi vardı. Ancak biz beş kardeştik, babam abime para göndermekte güçlükler çekiyordu. Bu nedenle abim Abidin çalışmak zorunda kalıyordu. Hanımı da ütü yaparak geçimlerine katkıda bulunurdu. St. George Avusturya Lisesinin hastanesi de vardı. Asiye hanım hastaneden gelen örtüleri, çarşafları ütülerdi.

            Abidin abim Fransızca da bilirdi.”

 

            Saadet ve Naci Ormanlar, Abidin Özkan’ın lisede öğrenci iken gözaltına alınışını şöyle anlattı:

 

            “Bir gün bir arkadaşı ona Nazım Hikmet’ in bir şiirini vereceğini söylemiş. O zamanlar Nazım Hikmet’ in şiirini bulundurmak, okumak şöyle dursun, adını bile anmak büyük suçtu. Kışlaya varmadan sağ tarafta bir kahvenin önünde buluşmak üzere anlaşmışlar. Oraya gittiğinde Abidin arkadaşından şiiri alırken aniden polisler ortaya çıkmış ve onu arabaya atıp götürmüşler. Meğer bu bir tertipmiş, adam bu tuzağı kurmuş. Abidin o zamanlar Antakya Erkek Lisesinde 10. sınıftaydı. Ardından gelip evi aramışlar, birkaç kitap bulmuşlar. Bunun üzerine Abidin 3 ay yattı. Daha sonra çıktı.”(2)

           

            Abidin Özkan’ı ben 3-4 kez gördüm. Babam (Süleyman Okay) her İstanbul’a gelişinde mutlaka ona uğrardı. Bu ziyaretlerin birkaçında ben de bulundum. Onu Sultanahmet’te setüstündeki bürosunda ve Yeşilyurt’taki evinde ziyaret ettim. Uzun boylu, esmer, ince bıyıklı, zayıf fiziği ve ciddi görünümü hala gözlerimin önünde.

Abidin Özkan’ın sosyalist dünya görüşü ile ilgisi 1940’lı yılların başında lisede başlar. Hatta onun bu paylaşımcı özelliğinin babasından geldiği söylenir. Ömer Efendi iyi günlerinde ekonomik olanaklarını başkalarıyla paylaştığı, sıkıntılı günlerinde ise yardım ettiği kişilerden destek gördüğü anlatılmaktadır.

            Okumaya çok meraklı olan Özkan’ın bu alışkanlığını o zamanlar yakın arkadaşlarından biri olan Ahmet Miskioğlu onu şöyle anlatır:

 

            “Antakya Lisesinde okurken Belediye kitaplığına giderdik. Bu kitaplık, Antakya’da kiliseden sonra, sağ tarafta köşede bir yerdeydi (3). Hiç unutmuyorum, Abidin ‘Sosyalizmin ve Sosyal Mücadelelerin Tarihi’ adlı kitabı okuyordu. Dikkat ettim, günlerce elinden bırakmadan satır, satır okurdu. Okur, okur sonra akşam olunca kaldığı yere bir kağıt işaret koyarak kitabı geri verir, ertesi gün yeniden alırdı. Bak, düşünebiliyor musun, böyle bir kitabı o zamanlar okudu.”

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

            Ahmet Miskioğlu da Abidin Özkan’ın hapiste geçen günlerini anımsıyor:

“Abidin Özkan hapsedildi. Uzun zaman ortada yok. Lise yıllarında. Okuldan atıldı. O zaman Naci Alev müdürdü. Abidin sınıf arkadaşımdı. O zamanlar Nazım Hikmet’ in şiiri gizlice elden ele dolaşırdı. Bizler de okur, kimi zaman kopya ederdik ve bir başka arkadaşımıza verirdik.  Bu şiirleri sanıyorum ki Kemal Sülker okula getirirdi. Abidin’ in Nazım’ ın şiirleriyle ilgili olarak alındığını sanıyorum. Bir hayli bir zaman sonra Abidin geldi. Yıpranmış, rengi sapsarı epey sıkıntı çektiği belliydi. Kimse onunla konuşmak istemedi. Bırakın şu komünisti falan dediler. Ben onu karşıladım, hoş geldin dedim. Çektiği sıkıntıları, polisler tarafından nasıl dövüldüğünü anlattı. Hiç unutmuyorum, anlattığı bir olay halâ aklımda. Polisin biri ona sigara ikram etmiş. Abidin sigarayı dudaklarına koymuş, polis sigarayı yakmak için uzanırken birden şiddetli bir tokat atmış. O zamanlar korkunç bir baskı vardı, sürekli izlenir ve sıkıştırılırdık.

Antakya Lisesinin müdürü Naci Alev, çok disiplinli bir müdürdü. Abidin’i yanına çağırdı, ‘sınıfına git, derslerine çalış’ dedi. Okuldan ilişiği kesilmesine karşın, bir yolunu bulup, onu okula geri aldı, ona moral verdi ve Abidin böylece liseyi bitirdi. Daha sonra Hukuk Fakültesini de bitirdi. Burada Naci Alev’ in bu tavrını unutmamak gerek. İsterse okula almayabilirdi.”

 

YERYÜZÜ DERGİSİ HAKKINDA

 

Abidin Özkan’dan geriye kalan önemli kültür mirası YERYÜZÜ dergisidir. Derginin ilk sayısı 15 eylül 1951 tarihinde çıkmıştır. Gerçekten çok nitelikli bir dergi olan Yeryüzü sosyal sorunlara eğilen bir edebiyat ve siyaset dergisidir. Derginin yaşam süreci 11 sayı sürmüştür. Dergide birbirinden seçkin şair ve yazarlar yer almıştır. Şükran Kurdakul, Arif Barikat (Damar), Mehmet Fuat, Melih Cevdet Anday, Orhan Veli Kanık, Limasollu Naci, Sabahattin Eyüboğlu, Suat Taşer, Rıfat Ilgaz, Halikarnas Balıkçısı, Tahsin Yücel, Talip Apaydın, Ahmet Arif, Federico Garcia Lorca, Orhan Veli, Ahmet Muhip Dranas, Cahit Irgat, Oktay Rifat, İlhan Tarus, A. Kadir, İlhan Berk, Orhan Kemal yazı, öykü ve şiirleriyle yer almıştır. Abidin Dino ve Nuri İyem resimleriyle görülmüşlerdir.

İşte derginin sayısının başlığı ve künyesi. Künyeden Özkan’ın tam adının Mehmet Abidin Özkan olduğu anlaşılmaktadır.

 

 

 

(DERGİNİN BAŞLIĞI ve KÜNYESİ)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Limasollu Naci tarafından yazılan, Filistin ve Irak halkının çektiği acıları, onlara uygulanan zulüm ve katliamı çağrıştıran “Ahremiyeliler” adlı şiiri buraya almadan geçemeyeceğim:

 

Ahremiyeliler

 

El Kamer barışın kapısında

Vuruldu Muhammet Ali

Vuruldu Hassan

Vuruldu Attasi

Vuruldu bütün Ahremiye halkı

....................

Ahremiyeliler kendilerini bildi bileli

Viski istemediler, kürk istemediler

Başkalarından bir karış toprak istemediler

Ama saat altı sularında Ahremiyeliler

Bütün Milletlerin gözü önünde

Birer birer öldürüldüler...

 

                        (Sayı 10, 1 mart 1952)

 

Derginin kim tarafından çıkarıldığı bir tartışma konusu yapıldı. Abidin Özkan’ı ve Yeryüzü dergisini iyi tanıyan Ahmet Miskioğlu bunu şöylece açıkladı.

 

“Yeryüzü dergisini Abidin hukuk fakültesinde öğrenciyken çıkardı. Görüştüğümüzde bana bir dergi verirdi. Hiç unutmam dergiyi çıkardığında ‘Ataç’ın çizgisinde yürüyoruz’ demişti.

Derginin kim tarafından çıkarıldığı da zaman zaman tartışıldı. Dergi kesinlikle onun eseri.”

 

            Derginin çıkarılmasında Şükran Kurdakul, Arif Damar ve Metin Özek’in kuruluşunda ise Suavi Barutçu’nun emeklerinin olduğu biliniyor. Ancak şu gerçeği açıklıkla söylemek gerek: Abidin Özkan yazma yeteneğine sahip, okuyan, yüksek okula giden biriydi. Derginin çıkmasında başrolün kendisine ait olduğu bir gerçek. Dergide Abidin Özkan’ın iki öykü, dört inceleme yazısını görüyoruz. Şükran Kurdakul’un altı şiiri yayınlanmıştır. Arif Damar’ın ise dergide Arif Barikat imzasıyla üç şiiri çıkmıştır. 1951 yılında Arif Damar’ ın gözaltına alınmasına karşın dergi çıkmaya devam etmiştir.

Yeri gelmişken Şükran Kurdakul üstadı saygıyla anarak bu dergide çıkan, Kubilay üzerine yazılmış bir şiirini vermek istiyorum. Şiir onun gençlik döneminden bir örnek:

 

............................

Her yeniyi sinesinde büyütüp

Geliştiren bir hayat

Ve bir Kubilay

İrticaın karşısına dikilip çıkan

Unutmayasın ki dava büyük

Dava büyük ve kanlı

Zaman olur böyle yeşil

Zaman olur böyle kapkara bayraklı adamlar

Seni çelmek için yolundan

Karşına çıkacaklar

Ve bu adamlar yirmi yıl evvelinde bu gecenin

Bire beş yüz kuvvetleriyle bıçaklarını

Kubilay’ın gölgesinde

İnkılabın göğsüne fırlattılar:

Dava büyük

Dava büyük ve kanlı

Zaman olur böyle yeşil

Zaman olur böyle kapkara bayraklı adamlar

Seni çelmek için yolundan

Karşına çıkacaklar

 

                                   (sayı 6, 1 ocak 1952)

 

Abidin Özkan politik görüşlerinin yaşam bulacağına inandığı için 1960ların önemli partisi olan T.İ.P. içinde çalışmalar yapar. Bu çalışmalarında eski dostu olan Halit Çelenk, Yahya Kanbolat, Yalçın Ergönül, Süleyman Okay gibi arkadaşlarıyla birlikte çalışır. Ancak daha sonraki ayrışma sırasında partiden kopar.

Edebiyatla ilgisine gelince avukatlık mesleği ve yaşam savaşı nedeniyle bir daha yazmayacak, ancak okuyarak ilgisini sürdürecektir.

Abidin Özkan’ın dergide çıkan “Çocuklu Köylü Misafirler” ve “Yoksulluk” adlı öyküleri gerçekten güzeldir. Diğer yandan çingeneleri anlatan “Yaşayışın Etkisi” adlı kısa makalesini çok ilginç olduğundan burada vermek gerekecektir:

 

“Dünyada Yahudilerden daha çileli bir millet vardır: Çingeneler. Bir söylentiye göre onlar beşinci yüzyılda Hindistan’dan batıya göç etmişlerdir. Diğer bir söylentiye göre Fenikelilerin çocuklarıdır.

Bütün hayatları yoksulluk ve acı içinde geçmiştir. Orta çağda Fransa’da, İsviçre’de sınır dışı edilmişlerdir. İspanya’da engizisyon tarafından odunlar üzerinde yakılmışlardır. İngiltere’de kraliçe Elizabeth emri ile öldürülmüşlerdir. Hollanda’ da Utrecht Sarayı adalet bakanının isteğile kırbaçlanmışlar ve boğulmuşlardır. İkinci Dünya Savaşından az önce naziler onları aşağı ırktan insanlar sayıp 60.000 tanesini Auschwitz kampına atmışlardır. Oradan ancak birkaç yüz tanesi sağ çıkabilmiştir.

Çingenelerin kendi yaşayışlarına uygun çok meraklı bir edebiyatları vardır. Dualarından birinde, Allahtan kolayca hırsızlık yapabilmeleri için çok karanlık bir gece isterler. Dua şöyle biter:

 

Ve ahırdan iki semiz at çalıp

Pazara gideceğim hemen

Ve içi çil çil paralarla dolu

Bir kasketle döneceğim.

 

Güya onlar Golgota eteklerinde İsa’yı çarmıha germeğe kullanılacak çivi torbasını çalmışlar. Bu sebeple çok yerde hırsızlıkları olağan karşılanmıştır. İşin tuhafı buna onların da inanmış olmalarıdır. Bu çeşit inançlarını şarkılarında, dualarında işlemişlerdir. Fakat en güzeli acılarını, yoksulluklarını anlatanlardır. Bunlar çingene edebiyatında çok önemli bir yer tutar. Burada bir örnek veriyoruz:

 

Ah çocuklar, can çocuklar

Türküler yakın bizler için

Yoksulluğumuza, acılarımıza

Bir son, bir kurtuluş isteyin.

 

Yol kenarında taşlar sıra sıra

Hergün onları ağlar da geçerim

İri siyah gözlerimden yaş değil,

Kan akar kan.

 

Murgat canım Murgat’ım,

Ne kadar da ağır iştesin

Ama çocukların var işte cıvıl cıvıl

Işıklı, şen günler için...”

 

                                   (sayı 10, 15 mart 1952)

 

Dergide Antakyalı şair İsmet Yalazkan’ın tek şiiri yayınlanmıştır. Doktor olan Yalazkan görev gereği bulunduğu Tunceli’nin o zamanki yoksul, geri kalmış durumunu şiirinde vurgulamış. Tunceli’de 50 yıl sonra bile hiçbir şeyin değişmediği ortaya çıkmaktadır:

 

TUNCELİNDEN

 

205
0
0
Yorum Yaz