26/4/2009 · Kategori: Siir
Konur Sokak Uçarı
konur sokakta bir güvercin
kopardı beni zamandan
gülen en gülendi
zamana hançer
bağdaş kurmuş betona
ağıt rezilliğinde yüzü
ötesi bir sigara içimlik
yalnızlık kanadında
kuşluk vakti şimdi
susamlı bir dünya
yarısı simit yarısı açlık
yaşam bu işte
zehir zıkkım tadında
konur sokak uçarı
güvercinler ürkek
yolun ortasında
bir kız bir erkek
adam asılır saçlarından
kahkahalar(ı) ağız taşkını
gazete başlıklarından habersiz
dudağı dudağında
yaşıyorken aşkını
marmara pusuda
kaynar tan yeri suda
kalp kırgınlığı salkım saçak
fısıldar yaprağına ağacın
ter basar utancı
soframız karabasan
gam değil tsunami
ömrün kıyıları vurulduğum
gözler beyaz köpük
eller deniz mavisi
kıyamet ezgisi namus
bıçak yarası
ucu karanlık galeride
ay ölüsü sancı
yalnızlığımız
susmak ve susmak şimdi
Bekir Koçak (Ekin Sanat, Sayı: 27, Haziran 2008 )
ANKARA DÜŞER YÜREGİME
1
dikenli teller içinde mayıs
gülkurusu haziranlar
tenim sonsuz akan ırmak
sol yanım ışkın
kovulmuş eylüller inceden ince
arzular alıngan günbe gün
seviştiğim ne dal ne yaprak
hesaba katılmaz bir düş dünyası
sancılı sıcak
ankara düşer yüreğime
aynaları kırılır ömrümün
yanı başımızda sardunyalar
kapılar kırk kanatlı bilmece
x artı y diyemem
emek ter beden
ten sorgular tini
hangi suikasttan kurtuldu
hangi barikata direndi bilemem
canımıza can katan rüzgar
2
suskun kalma
sesin sesimden kalabalık
onaran varsa yaranı
konuş dinlesin uzaklar
yakına sözünü geçir
kanıyorsa yaşamın yüzü
seninle gelir bu kente
süzülen bulut okunan şiir
fırında köz
demirde nar
incir dilli aydın
tütün saçlı akhisar
3
karadeniz poyraz öper
lodos patlar akdeniz
ağını dişler balıklar
bırak deme zoru bana
takası tayfası naçar
şahdamarı delinir elbet
kulaklara kaçınca kar
elleri yüzbin baca
gözleri yer altı ocak
tamiri imkansız ne var ki
düşü akşam serinliği
sıcak somun oğul uşak
bir adım ötesi mayıs
tutarsa dalları tomurcuk
uçurtmalar uçuracak
4
çıkar gözlerinden
aşkın yücesini
zehrine ne demeli
kitabı kurşun
haykırışı olmalı
düz, ün yokuşun
yeşili bırakıp kar sularında
okşa iki yüzünden birini
kavrul sıcağında yurdumun
alnımıza yazı değil kahrolmak
"ecele faydası yoktur korkunun"
5
ne var ki kolay olan
bak döl Emziren şu toprak
yalazlanır her yerinde
buğulanır yedi rengi
dur durak bilmez inan
alkış tutar gidenlere
cengaver kesilir
kınındaki kör bıçak
Bekir KOÇAK (Ekin Sanat, Sayı: 4, Mayıs 2005 )
Hasret Sevdanın Kendisi
can bedeni vurdu
ölümü soğudu zaman
aklımda çocukluğum
sevgi masumu göründükçe
göçebesi oldum kentlerin
kayboldum
elleri günaydın güneşi okşar
sorgular gizini yaşamın
hasret sevdanın kendisi
aşar arsızlıkları
sevgiye koşar
aklın düşünde yaşamak
bu meydan bu tren bu ray
dal uçları gün aydınlığı
uzağı yürek bungusu
olmazlanır kadim ayrılık
öfke işe yarar
ağırdan alır türküler
başlangıcı muştulu haber
gizlidern ses verir
yazar günlüğünü acıların
tanıktır zamana dört duvar
sen dokundukça
saçlarım düğüm
çözümü güç sorunlar için
sevda nedir ki öldüğüm
alfabeden bir yaprak
aşkın "a"sıyla acının "a"sı yan yana
dili tutulur baharın
deşilir yarası uçurumların
dağ doruğu buzullar
akar ateşine umudun
kül ve kömür bana kalır
acının yumağında her soru
yanıtı sabırda saklı
eylemin sabra direnci
uzatma diyor yılları
saati gücendirme
kuyuları kazarken iğne ile
aklında olan yenilik
zoru gülümseyen gece
kılı kıpırdamaz delilik
yol uzatır düşürür ağa
sen ben sözcükler
düştükçe tuzağa
çocuklar daha çok ağlar
bozduğumuz oyunlarda
şiirin ince dili
ayların adı önemli değil
"yükte hafif pahada ağır".
Yükle yüreğine ne varsı
Hoşça kala uzak dur
Tut elinden yürü
Aldırma soğuğa sıcağa
Bekir Koçak (Ekin Sanat, Sayı: 30, Ağustos 2008 )
HER ÖLÜM FİDAN DALI
kazım koyuncu'ya
ağırlanmak kutsal yontularda
yıkarken deniz köpüğünü
alışkın değilse de karadeniz
radyasyon lekeli çay yeşili toprakta
düşünmeden dölüne ihaneti
titreyen bir gülümseme
gencecik ince
hangi makamdan şimdiki fırtınalar
kim olduğunu bilmiş gibi
çağrılı çağrısız
yola çıkılmış bir kere
nereye nasıl varılır bilmiyoruz
kona göçe bu zaman diliminde
tut kollarını kapıların
çalmadan yarını deli rüzgar
kaç bin kez kaç bin güvercin
çiçeklerken yanağımızı
içimizde bin bir sızı
sor kurtuluşu mustafa suphi'ye
aklın süzgecinde çağın
bunca illeti saklar niye
çernobil bulutları
bir batar bir çıkar
umuda ısmarlanmış ne varsa
karabataklar suların boşluğunda
titrek yürekli bebecikler
bırakmış ellerini anaların
emmiş derdi derman diye anzer balı
sunağında gençliğimiz ölümün
"her ölüm erken ölüm"
her ölüm fidan dalı
Bekir KOÇAK (Ankara Edebiyat, Sayı: 7, Ağustos 2005)
19/3/2009 · Kategori: Siir
ADAK
I
geceyi aralık bırakın
birazdan öleceğim
benim içindir şehirler
cadı kazanı her sokak
ve şu çenesi düşük evler
cümle aleme ibret için
sözün zinasında basıldım
renkli beyaz demeden
bir güzel kaynadım
toplanıp gitti odalar
ardında kirli duvarlar bırakarak
II
babama göre eksik eteğim
çingene pembesi fırfırlı
anama göre sevmeli bir heykeli-ölesiye-
içkisi yok
kumarı yok
kocamalı bir yastıkda
taştan huzur oymalı
aşk dediğin nedir ki zaten
bir kaç kuru öpüş
bir kaç ayıp söz
-heykeller yalan söylemez madem-
III
kötü bir kadın olmanın
en kolay yoluydu belki
ciğerlerimde bekleşen
şu yerli tütün telaşı
ve sefil bir kirlinin
günahkar adanmışlığı
vaktiyle dediydi
bir dost-vefalı-
sakla günahlarını
boya yüzünü
sofraya öyle otur
IV
biraz pudra
biraz allık
şuraya bir ben
alnıma bir tutam perçem
-maaş alınca ilk iş
röfleyi siyaha boyatmalı-
baktı beğendi ayna
bütün lekelerim kapandı
çok güzel oldum
çok da ahlaklı
önümde dize geldi kapılar
mana tamamlandı
V
şekilsiz şekil
küflü dal
geçmişi anımsatan
işgüzar şarkılar
-kapattım-
münasebetsiz bir yığın fotograf
-yaktım-
ve tövbe etti
kirpiğimin ucunda ziyan
durup son kez aynaya baktım
her yolun sonu
kadına biçilmiş infaz
dinledim
babamın dili paslı giyotin
yeniden
yeniden
yeniden kanatarak anlattı
VI
sustum sustum
sustum da boğuldum
hünerliydi anamın su yoğuran elleri
sabrıyla bana bir ben daha doğurdu
gece yağan kar
gibiydi zaman
sessiz ve
hilekar
öl dediler öldüm
sol elimde araf
ince
dar
yirmiiki ayar
VII
dilime kefen
dilime mühür
bileklerime burma kelepçe
günah yiyen açlığıma
beşi bir yerdeler
çok zenginim şimdi
söyleyin o da ölsün
"gamzedeyim deva bulmam"
kim demiş çok üzgün
çok mutsuzum
zaten hiç sevmedim
çoktan unuttum ben onu
- şarkı mı ? -
öylesine dilime dolandı
VIII
kadındım
bir adama
oğul ağacından adak
bir keresinde başka bir heykeli öptüydüm
adağı hiçe sayarak
babalar
kocalar
kocaman yasak aşklar
gün ortası ay vaktiyim
geç kalınmış cenaze
birazdan öleceğim
geceyi aralık bırakın
Sevda Zeynep Karadağ
CAMDAN MASAL
tozlu bir yoldan şehre dönmekte evler
kapılarında yükü dünyanın kırk yamalı yalancıdır bahar
solmuş çiçekleriyle her öğün sofra bezinde açar
çelimsiz müritlerdir çocuklar duvar dibi sararmış eşyaların
kuru ekmeğe secde eden inançları tastamam
adamlar döner çeyrek adalardan
yüzlerinde kırık halka izleri
tek yaşam belirtisi sürünen eksik adımlar
biri çakı bulmuş çingene sevinci
öfkesi eşikten atlar ötekinin
kiminin küflüdür zikirleri fikirsiz dervişler gibi
ağızlarında şükürlü sakız korkudan nasiplenir
zaman gözlerde arpacık henüz çipil
umut oyalı mendildir her evin sandığında kendine zimmetli
nemden sızlayan yataklarda boğaza bakan düşler görülür en çok
her sabah erguvan kokusu karşıdan
iki yakası bir araya gelir o vakit şehrin
camdan bir masalda kaybolmuş gibidir kadınlar
sırtlarında yedi tepeli hürmüz
denizden yıldız toplanır evde kalmış kızlara çeyiz
hayat hep aynı yokuşta kendini yorar
kuşlar siyaha çalar yoklar hep aynı
avluda bir akşam namazı zaman geri sayar akrebi
pazar
cuma
cumartesi
üç
iki
bir
gibi
Sevda Zeynep Karadağ
Kar Davası
sivas'ın yollarına aynanın anlattığıdır
çıkıp gelmişiz pusudan hepimiz ağacız o vakit
çam çınar söğüdüz salkımsız
yürüdük azalan orman değil
bir parça zaman avuçlarımızda bir parçacık ar
gelmeler gitmeler usulca eksilen kelimeler
tarifsiz içimi burkan sona yanmalar
hem herkesin dilinde bir telaş
yüzümüz foyası dökülen duvar
canhıraş boşlukta çırayız her şey oyuna dahil
kusursuz ve asırlardır oynanan
eski bir temmuz ayazı isli bir şehirden dönüyor
kandan adam yapan çocuklar
yeni bir sevda kazımalı şimdi her sokak başına
beyaz
külün bildiğidir yüzün kızardığı
hayat dediğin ikircikli tavırmış ne tuhaf
ölümden öte köymüş mühür bozulsun
belki bir şiir daha üşür dağılıp tutuşmuş mevsiminden
eskikitaplar arasında tütsüdür belki rengini böyle düşürür gül
başlar yaz ortasında korkak bir kardavası
elinde çakmak piyondur tekbir dizeler yarıya çekilir
katil evin kedisidir hepimizin bildiği
şimdi bütün gemileri tek tek...
Sevda Zeynep Karadağ
Koridor dergisi
Telvin
kapayınca şehir ışıklarını dizinde yorgun evler uyutup
esmerdir usulca çekilir gecenin sürgüsü
yarım kalan bir dudak kendine bükülür
sen şeytana uyarsın uluorta
ben sana yürürüm arınmış adımlarımla güpegündüz
kör olur gözünden düşeriz dünyanın
anlık bir ölümü bölüşür iki ruh bir beden
aşk karanlık bir sokağın çatı katı
ve uzak kadınlar derininde kırılır aynalarım
suretim hiçlik
hevesim yüzümden düşen bin parça
su deniz olur deniz somurtkan bir adam
sabaha karşı iki sefil dize düşer gizli bahçemdeki nar ağacından
tanelerini toplarım bir adam bir adam daha...
iğne deliğinde süzülen ışık ilk harf ressamın dilinde telvin
başı önde günahlar gibi kara bir tendir hibe edilir
arınsın diye nar lekeli kadınlar
başımız yağmur kuşları
başımız nemli bir masal hiç inanmadığımız
adını ben koyarım renkler ve sen barışır
su boğulur ve beden ve hürmüz ve ehrimen
Sevda Zeynep Karadağ
Taflan dergisi.
Temmuz İhtimali
anneme söyleyemediklerim
baharmış silmek istiyorum anne
boşluğuma açılan şu komşu pencereleri
girmeseler çiçeğe durmuş ıhlamurla arama
korkuluğuma kuşlar yuvalansalar
kapımda sahipsiz ne çok kilit
balkonda üşüyen bu kedi kimin
küskünlüğüm kendime anne
dolaşıyorum içimde sahaflar
okunmuş hayatlar alıyorum seni anımsadıkça
gelişigüzel raflara diziyorum
en üstte anası gorki’nin yanında benimkisi
aynada siyah beyaz bir film filmde birkaç tane ben
bölünüyor bendeki yüzler sırlarım sızıyor küplerimden
başrolde kelepirciler esas oğlan bizi terk etmiş
boş çelenkleriyle bir eskici dükkan açıyor ortasında yüzümün
ben tükenip azaldıkça ucuz aşklar satıyor hepsi az kullanılmış temiz
taşralı anılar takas ettim anne üç beş şehirli mandala
burada mandallar renkli
baharmış temmuz ihtimaline yağmur topluyorum anne
gizlemekten yorgunum aşk sandığım ne varsa
uyanmadan akşamdan kalma şehir kalkıp çitilesem diyorum sokak başını
belki bu sabah gelirsin anne kenarı sökük terlik seslerinle
yalnızca bir sezgi: sen dağınıklığı sevmezsin
Sevda Zeynep Karadağ
Hakkında Yazılanlar:
(Nasıl yeryüzü şekilleri, oluşumları, süreçleri varsa tıpkı onlar gibi bir Sevda Zeynep Karadağ oluş var. O sürece, oluşuma bakıyorsunuz Aynalı Düşler Çarşısı'nı okurken. 'Tutun ki bir nehir akıyor', su, suyun taşıdıkları, suyun yatağını oya oya akışı... Şiir akıştır, her ne kadar durağan kütleler olarak görünseler de akmaya devam ederler ve oluşları ancak belli bir üslupla anlatabiliriz. Öyledir, Zeynep oluşan bir üsluptur: "Yurtsuz bir su damlası". Zaten yurdu da budur suyun.
Uluer Aydoğdu)
denizsuyukasesi /şubat 2009
ŞİİRLER,ŞAİRLER,KİTAPLAR-14
Bülent GÜLDAL
“bir avuntu sebepsiz
eski bir yaz durup dururken
yavru bir kedi sıkışmış gibi iki duvar arasındaymışım
küçükmüşüm yazmışım taflan tadında
düşümde taze süt kokusu cümleler
düşümde eliften bozma ortancalar
temmuz geleli çok olmuş az olmuş tarlalarda ekinler
azalmışım da görmemişim
nasırlıymış umacının elleri düşünce alevden saçıma zülfikar
hasedinden çatlamamış aynalar taa kökünden
bir taşra cinneti doğmuş içime şefkat
ben bilmezmişim öyle dediler
paslı yollar demirden evler geçer gibi
geçirmişler beni yanan son trenin içinden
yanan bir trenin içinde babam
eski bir uzun havaymış da unutulmuş
uzanmış kopuk bir sazın koynunda üzgün
dalıp gitmiş kendi kadar yaşlı bir uykuya
düşünde dane işi başak ve eski bir kasaba
saz dilinde sevdaymış ucu yanık
mem ü zin imiş kim çalar kim söylerdi unuttum
tut ki uçurtma olmuşum şimdi
ya da kanadı kızıl laçin
serçe parmağındaymışım çelimsiz çocukların
ipsiz bir düş aramızda durup dururken
Sevda Zeynep KARADAĞ
(Aynalı Düşler Çarşısı’ndan,sf.82-83)
İnsanın yapıp etmelerine,gelenek ve göreneğin yaşamı zehir zıkkım eden dayatmalarına yabancılaştığımız oranda artıyor yalnızlığımız.Çevremize şöyle bir bakınalım; tapınanların sadece kendilerini ilgilendiren sarhoşluğunu,tanrı tanımayanların arayışlarını,tepeden tırnağa akıl geçinenlerin ille de ‘aşk aşk’ diyerek attıkları naraları,avarelerin sularına kapılacakları dümenler aramalarını,kirli siyaseti kuşanarak topluma kılavuz olanların yeni uçurumlar yaratmalarını ilgiyle ve hergün biraz daha yalnızlaşarak izliyoruz.
Erginliğe ulaşmamış insanın ıssızlığını bir kenara bırakarak,yetişkinlerin derinlerinden gün yüzüne çıkan yalnızlığı tanımlamaya çalışalım:Octavıo Paz’a göre ‘yalnızlık,insan duygusunun en gizlisinde bulunan gerçek’miş.İnsanın özlem ve kavuşmak olgularını öne sürerek,tüm yaşamın bu doğrultuda bir arayış olduğunu vurguluyor.’Çağdaş dünyanın yalnızlığı,dünyanın çıkmazını yansıtan bir aynadır’derken,masalların,anıların,tarihin ve şiirin layıkıyla kavranılmalarından sonra yaşamanın insana ilginç geleceğini,yalnızlık duygusunun yok olacağını belirtiyor.
Bu dünyanın kendilerini anlayamadıklarını,geceyi gündüzü ve zamanı yitirdiklerini,öncesiz ve sonrasız bir yolun yolcusu olduklarını söyleyenler öylesine çok ki…Bana göre sonsuzun ve sınırsızın etrafında dolaşan Baudelaıre,bu konuda bakın ne diyor: “Çocukluğumdan beri bir yalnızlık duygusu var içimde.Ailem,özellikle arkadaşlarım arasında olduğum anlarda bile,alınyazımın öncesiz bir yalnızlık olduğunu duyarım.” V.Woolf ise “Yaşamak neden böyle içler acısı,neden bir uçurumun yanıbaşından geçen daracık bir yol gibi” diyerek yalnızlığını dile getirir.Bizim insanımız olan Orhan Duru ;”kötülükler,baskılar,eşitsizliklerle dolu bir dünyada yaşıyoruz.Bizim işimiz ne burada?” söylemiyle dünya sahnesinde oynanan trajediye dikkat çeker.
Şair Sevda Zeynep Karadağ’ın şiirlerini okurken yalnızlığın ne demek olduğunu bir kez daha anladım.Aynalı Düşler Çarşısı bir ilk kitap.Hayal Yayınları tarafından Ocak 2009’da pırıl pırıl baskısıyla okura sunulmuş.Yedinci sayfasından doksan üçüncü sayfasına kadar şiirle dolu.Kalabalık içinde yalnız bir öznenin (şairin),gördüklerini,işittiklerini,duyumsadıklarını çözümleyip bütünleyerek,incecik deyişlere yüklediğini görüyoruz.Her şiir şairin yaşamına dahildir.Yani onun sokaklarından,kentinden, etrafını kuşatan insandan izler taşır.Bu bağlamda Sevda Zeynep Karadağ’ın Aynalı düşler Çarşısı ismini verdiği kitabında destansı bir hava egemen.Kendi yaşamından yola çıkarak şiirleştirdiği görüntüler bir film şeridi gibi akıyor.Kitabın ilk şiirinin iki bölümünün altına,son sayfadaki dizeleri getirdiğimizde ne demek istediğimi anlayacaksınız:
“tut ki ömürdür geçerken bize uğramış/zaman uykuda avunan açlık kemiren kendini günaşırı/yeni bir doğum için ay yüklenip bahtını şehre taşınmış/orda denizin ortasındaymış diyar/ince yaralar açılan yerde biz//
cennete kaçar gibi cehennemden harabeydik ani’den beter/kara bir trene bindik ardımız hısım eşraf ardımız hevesli ayrılıklar/bir iki kaz birkaç koyun-adı mendil olan benim kuzum-/kalanlara emanet taşlı tarla bir de şu doğulu istasyon//
(yaralı göz,sf.7)
yüzlerce düş/yüzlerce yüz/yüzlerce dua/en onulmaz anda gitmektir/vazgeçmek dedikleri/hem adettendir gidenin ardından el sallamak/haydi/elini ürkek alıştırma/bu yağmur kalanlar için”
(yağmur,sf.93)
Sevda Zeynep Karadağ’ın şiirlerini okurdum dergilerde.Doğrusu okuturdu kendini.Titiz ve bilge bir kimlik olduğunu düşünürdüm.Şiirlerini kitap oylumunda okuduğumda,yanılmadığımı anladım.Kendinden yola çıkarak gözümüzün önüne serdiği dünya sahnesinin oyuncuları bir bir önümüzden geçiyor.Onların yapıp etmelerinin yakın tanıkları oluyoruz:
“canhıraş boşlukta çırayız her şey oyuna dahil/kusursuz ve asırlardır oynanan/eski bir temmuz ayazı isli bir şehirden dönüyor/kandan adam yapan çocuklar/yeni bir sevda kazımalı/yeni sokak başlarına bu defa beyaz//
külün bildiğidir dağın kızarıp utandığı kalıbından”
(kar davası,sf.16)
Yalnızlık izleğinin egemenliğiyle başlamıştım söze; Sevda Zeynep’in Husumet isimli şiirini okuyunca,dünyanın içler acısı hali karşısında yapayalnız olduğunu,şiirle çoğaldığını iyice anladım.
“benim yalnız bana kilitli kapılarım var/hepsi buzdan hepsi iğneli/fırlatıp atasım gelir kendimi kendimden/bir türlü elim varmaz/gidesim tutar/o rahimsel karanlığa dönesim/ve gömülesim/nasıl anlatsam bilmem/aklım hep bir uçurtma/rüzgârın ardında kalbini kovalayan/kendimle aramda eski bir husumet var/doğru söze ne denir” (sf.33)
Aynalı Düşler Çarşısı’da bir yol gezinin.Beğeneceksiniz.
2009 mart/ şehir dergisi
Aynalı Düşler Çarşısı
Sevda Zeynep KARADAĞ
Hayal Yayınları
kaç üzüm tanesi kadar yaşanırdı ömür
kaç sarı yolda yasaklandı yine ayna kırığı
dağbozumundan evvel
Hayat dediğimiz nedir ki? Bir nedenle doğup içine düştüğümüz karmaşa. Sevmektir hayat, sevilmektir. Bir yandan düşe durmak, diğer yandan acılar biriktirmektir. Umut etmek, çok uzaklarda olsa da mutlulukları beklemektir. Aslında hepimizin bildiği, ama adını bir türlü koyamadığımız ve belli bir tanıma sığdıramadığımız, değişken bir süreçtir. Bir somun ekmektir bazen, uğruna türlü bir mücadeleler verilen. Bir çocuğun yüzündeki gülümseme, bir çiçeğin açması, ya da bir kelebeğin kozasından çıkmasıdır. “kısa bir öyküdür hayat/uğruna upuzun acılar çektiğimiz/ kısa bir türküdür/bir kez daha söylemek için delirdiğimiz”. Acılar ve mutlulukların birbirlerini besleyerek biriktirilen öyküler toplamıdır. Yılmaz Odabaşı’ nın da söylediği gibi “uğruna upuzun acılar çekilen kısa bir türküdür”. Sevda Zeynep Karadağ’da çocuk yaşta bir başına erken düştüğü bu karmaşada, yaşadıklarından ve yaşanılanlardan biriktirdiklerini ilk şiir kitabı olan “AYNALI DÜŞLER ÇARŞISI”n da toplayıp okuyucularla buluşturmuştur.
hayat dediğin ikircikli tavırmış ne tuhaf/ölümden öte köymüş mühür bozulsun/belki bir şiir daha üşür dağılıp tutuşmuş mevsiminden/eski kitaplar arasında tütsüdür belki rengini böyle düşürür gül
Çocukluğundan itibaren yaşadığı acılar ikircikli yapmıştır onu. Erken düştüğü yaşam karmaşasının içinde sevgisiz kalmış bir çocuk, her öğün sevgiye muhtaç. Aynı saat dilimi içinde yaşanılan ve bir zaman sonra sona eren, değişik anlamlardan oluşan halklar topluluğudur. Yani kısır bir döngü olan yaşadıklarımız ve hayatın, bir yanından tutunup dimdik yan yana olmak ister Sevda Zeynep Karadağ. Her ne kadar iç burukluklarını şiirleriyle dışa vursa da.
Gerçek ve düşlerin iç içe geçtiği şiirlerinde, duygularını hiç üşenmeden sık sık temize çekiyor. Anne kucağından erken düşüşü onu erken olgunlaştırsa da, yaşayamadığı anne sıcaklığı ve çocukluğuna olan özlemini, “anneme söyleyemediklerim” ve devamı “okunmuş hayatlar alıyorum seni anımsadıkça/gelişigüzel raflara diziyorum/en üstte anası gorki’nin yanında benimkisi” dizleriyle insanın kalbini buran imgelerle duyumsatıyor okuyucusuna.
Yine çocuk yanını kullanarak, kendine özgü anlatımıyla biçimlendirdiği bu ilk şiir kitabının ilk sayfasına düşürdüğü;
kirli çocuklar gördüm aynada
aynaya küskün kirli çocuklar
çocuk değildim,
bir vakitler ben de kirliydim, aynalı düşler çarşısında
küskündüm fazlasıyla
Şiirlerinin genelinde çocuksu bakıyor hayata, biraz da sorgular gibi ve çocuk gözüyle ölçüp biçiyor her ilişkiyi yaşamla ilgili her ne varsa. Acı, sevgisizlik, yalnızlık ve düş kırıklıklarını aynaya yansımaları ile dile getiriyor.
Şiirlerdeki dizeleri okurken insanın yüzüne sıcak bir gülümseme yerine, daha çok acı bir tebessüm yerleşiyor. Her dizesi ve her dörtlüğü yaşamdan farklı acıklı öyküler anlatır gibi. Dizelerin her birinde anlatılanlar insanın derinlerine dokunuyor ve hüzünlü, sonsuz düşünceler denizinde buluveriyor insan kendini.
med ve cezir arasında kambur bir köprüydü ömür
akıllar nasihatler efendi ollar
acıyı neden severse insan ne denli uzak olursa bal
o kadar zehrolmuşluğum var
“Hiç bir şey acıdan daha hızlı gelemez” der Bailey. Acımıdır insanı seven, yoksa insan mı acıyı sever bilinmez. Sevda Zeynep Karadağ’ın da söylediği gibi “kambur bir köprü olan ömür” de, acılar bir şekilde her insanı yoklar. “nabzımdan sürgün ömür/araftan dönenleri anlatırmış hikaye anlatsın/hayat yitirdiğimiz zayıf bir kıvılcım/öylesine geçerken şehrin birinden/ölümün özrü yok yakalandık”. Hayatta her türlü eziyet çekilir. Açlıkla boğuşulur zira yoklukla da. Bu sıkıntılara bir de ölüm eklenince hayat bir anda anlamını yitirir. Sevda Zeynep Karadağ’a yaşanılanlar hayata olan direncini ve umutlarını biraz kaybettiriyor. Bu hal şiirlerindeki bazı dizelerinin yalnızlaşıp kabuğuna çekilmesine neden oluyor.
-düş name-
geçtiğim dar kapı dar sokak durdukça daralan açı
yaşamak bir kaçamak çan sesi
ay değilse de aykırı
o kadar dedim sana geceye gül dikme dikeni bana batar
en çocuk yerimden acıdım fayda etmedi fi zaman
çürüyen gövdemden ince bir dal daha kanattım
Yine bu dizelerinde de çocuk yanlarını kanatıyor. Kendine has yalın ve içsel bir anlatımla görmezden gelinen gerçekleri şair duyarlılığı ile süzüp önümüze getiriyor.
Toplumsal olaylara duyarsız kalamaz şair. Acı da olsa, yaşadıkça hatırlanan, hatırlandıkça insanın içini kor gibi yakan.”eski bir temmuz ayazı isli bir şehirden dönüyor/kandan adam yapan çocuklar” Sivas’ın semalarında alevler içinde dolaşan çığlık çığlığa öfkedir dizelerinden dökülen. Yaşama hakları ellerinden alınmış, hiç bir yere sığmayan bu insanlık ayıbını,
Sivas’ı
20/2/2009 · Kategori: Siir
BAHARIMIZ SENSİN
Torunum Salih Ege YÜKSEL’E
seni de karşıladım oğul, seni de
ölmeden önce
bir serinlik bahçemde gülüşün
sabah rüzgarlarına karşı
üşümüş bedenim
değince dudakların sıcacık
kuş kanadınca masum
kuş uçmalarınca ince
seni de karşıladım oğul, seni de
hoş geldin Ege Salih
demek ne kadar güzel
ne kadar kolay
seninle mutlandı yuvamız
seninle çoğaldı
baban Özgür annen İlkay
onların gülümsemelerinde
seni kucaklamak
cemre sıcaklığınca kutsal
bahar tazeliğimce berrak
düşmek kirpiklerine damla damla
gözpınarlarına acıdan uzak
niyetim ve düşümü
oğul hoş geldin
ellerin ellerimde minnacık
yüreğimiz nevruz ateşi
mevsimler değişti bak
baharımız artık sensin
sen Salih Ege bebeğim
ne de güzelsin
ne de güzelsin…
Bekir KOÇAK
03–05/08/ 2006
(Bu Şiiri bana gelen dergilerinin arasında buldum Bekir Koçak’ın… Bir izlek birliği içerdiği için hoşgörüsüne sığınarak buraya aldım. Torunun birine yazıp da birine yazmamak olur mu diyerek… A.Ş)
20/2/2009 · Kategori: Siir
BAHAR ÖRNEĞİ GÜLÜŞÜN
torumum berkcan’a
ömrümün ellinci yılı, ödülüm
canların canıdır, çiçeğim, gülüm
hayatımın tadı berkcan'ım geldi
haneye can katan aslanım geldi
gönlümün esriyen en ince yanı
görünce insanın kaynıyor kanı
tasanı, hüznünü ve de sevdanı
seninle birlikte yaşarım oğul
inan ki yetiyor bana gülüşün
seninle başlayan en güzel düşün
vız gelir zorluğu baharın, kışın
beraber engeller aşalım oğul
bütün güzellikler olsun seninle
her güçlük yenilir senin sevginle
dilerim yarına güzelliğinle
birlikte sel olup coşalım oğul
isteğim ermendir her muradına
bunca iyilikler senin adına
takılsın gözlerin kuş kanadına
göğün maviliğine uçalım oğul
sarmış çevremizi hayatın ağı
oğul, sakın yorma sen de koçağı
aşılmaz sanılan çok yüce dağı
seninle beraber aşalım oğul
Bekir KOÇAK
(Gizemi Temmuzda Saklı, 2000, s. 32)
9/2/2009 · Kategori: Siir
BEKİR KOÇAK (*) / ŞİİRLER
___________________________
Dokun Sıcaklığınla
aynı göğün mavisini giyindik
bin fidan verdik
suyuna
ne sırtımızdaki yük
ne gözlerimizdeki fer
kendi başımıza bıraktı bizi
katlanmak kolay olsa
haydi neyse bir sefer
atlayıp geçeceğiz tuzakları
nerde arkamızda ağıtlar
arkamızda dinmez fırtına
nasıl gidilir yalnız
nasıl susulur şafağa karşı
gizleyecek neyimiz var ki
bakmayın sessizliğimize
el elden tutar
göz göze bakar
aldanıyoruz çocuklar
dersimiz
ateşle su
sonra gök gürlemesi
sonra ıssızlık
bunu elbet kitaplar yazar
dokun sıcaklığınla
kim ne derse desin
bozulacak tuzaklar
pusulacak çiçeklenecek
o yüzden bu yaygara
Bekir KOÇAK
Haziran Dendi Bize
bırakıp gittiniz
suların hırsında bizi
üstümüzde kaldı gözleriniz
mavi boncuk sabrı sabahlar
kahve telvesinde hüzün fısıldar
kulaklarımıza "dağlarımıza
gelince bahar" susar çanları
şehrin
bırakıp gittiniz camlarda
kaldı adımız haziran
dendi bize okunan
romanlardık
siyah beyaz resimler
aşk namustu terde
sonsuzluk isyanı ateş
zaman bizimle tutsak
gönlümüz asi
rüzgar diner bulut eser
kahrolmak aczi midir kuşun
uçmak yalansız günlere
güzelliği olmalı kurtuluşun
bırakıp gittiniz
evlerimizde barut kokusu huzur ne
susar ne söz dinler
uçar gelinböceği
kanadı kanlı bulut
parmak ucu dal ~eğil
gün görmüş derler önce
ömre çekilir sur
söylenenler duyulmaz
bıçak sırtı çizgide
Bekir Koçak
Seni Ağlamak
Sevgili Adnan Yücel'in anısına,
teneke damlarında altındağı'nın
pas kokar is kokar şarap kokardı
kaçamak takılırdı o zaman gecelere
tek sözcükte aranırdı kurtluş/nerdesin
savrulan rüzgardı saçların
bulutsuz gürlerdi sesin
AŞTIM YAĞMURU SELİ
BAHAR SANDIM KARA DÜŞTÜM
acının resmini basarken gazeteler
gözlerin dostluğun saklandığı yerdi
yıba çarşısında 'ayko'da
taylan türküleri çalıp söylerdin
külüne düşman kesilirdi ateş
bir elin hasan hüseyin'de
özgen'deydi bir elin
YOLA VURDUM SENİ ERKEN
YOL UZADI ZORA DÜŞTÜM
kapılar şimdi kapandı işte
yokluğuna dayanılmaz
sensiz nasıl gidilir uzaklara
'acıya kurşun işlemez' belki
bir temmuz sabahında kanadı yara
UÇUP GİTTİN GÜN YURDUNA
TURUNCUDAN MORA DÜŞTÜM
ozan sözü doğrudur elbet
nasılsa olacak birgün
'yeryüzü aşkın yüzü'
çaresizliğin imgeleri düşecek dillerden
kolay düşmeyecek balıklar ağa
sırrına meydan okunacak zamanın
sevgin işlenecek doğaya
çökececek 'saraylar saltanatlar'
neresinde olursa olsun dünyanın
Bekir KOÇAK
SESİNİ TANIYAN RÜZGÂR
-Doğankent beldesi halkına sevgilerle
Göz göze benziyor
sevgi uzak
taşra tafrası fırtına
töre deyince
inci düşünce
toplumsal onulmazlık
kahrın saklandığı mekân
ışkın sürmez bağrı yanık
ot koynunda kertenkele
sesini tanıyan rüzgâr
dalga yorgunu deniz
kutsal ayaklarda iz
-batı-
taş taş üstünde kalmasa da
tarihin elinde tanrı
öfkesi yalın kılıç
süt aklığında yontular
zaman hicran karası
-doğu-
unutmak kolay değil
sadi’yi acem halılarını
ay şavkı ruh-i ilahi
yıldız kırpar ehli bozkır
dili derya
anlamlı muştu takvimde yaprak
bağdat’ı basra’yı geçer
nefes dergâh-ı anadolu
sevdayı donanır
gönül evi
sürer aşkın atını zamana
ahmet yesevi
gün döner, mevlana döner
secdesinde arşı zemin
som altından bir eşik
evvel ezeli
tacı tahtı nar
bektaşi veli
kıta aynı kıta mı
dostluğa dair
yunus-u pir
bahçede gül
düğmesi alev aslı
sevdası külde kerem
lalezara ahu figan
“bir hoş sada” şimdi
dünden bugüne kalan
Bekir Koçak
Utancın Güzelliği Yok
karasız insanlar dünyasındayız
geç kalmış ihbarlar sürülen izde
sen ben çoğalan giz derken
vurdumduymaz sorular bize kalan
zorlanan korku zamansız telaş
yanıtlara öncelik yok nedense
bir masalın lacivert sularına
güzellikleri taşıdı nabzın
unutkan bir şiirin ağına isyan
gözleri tanıdık bizimle yaşıt
akranı kalmamış göçebe tutkular
yabancısı değilse bu masal bu dağın
nasıl varmışız niye varmışız bilmeden
sözcükler ülkesine yorgun argın
durulmuş bir öfkeydi sendeki
yaşlı ya da kimsesiz
bir de yüzün vardı tanış
çıkarsız dostluğa değer veren
gençliği bıçaklanmış kasırgalar vardı
yaşam hükmeden yörüngede
kangren akşamlara tanık
toz pembe hücrelerde tek başına
büyüdükçe büyüdü kahrolası yalnızlık
devri âlem bir dünya
almış yürümüş densizlik
ne insanlar gelip geçti dili zehir/dili bal
ah çeken yenik sayıldı
ürkek yanımıza vurup geçti fırtınalar
hayali yarım kalan kesik kol
bedensiz iki büklüm
toprağa belenmiş/acıya döl olmuş türküm
geç kalmaya gelmez
ölümün sesini gizliyor perdeler
ellerim seyiriyor ben yokum
kimliği sensin seni arayan sesin
kan bağlamış kemendine çakallar
çoğalmış çağrılara kurulan pusu
üzgünüm utancın güzelliği yok
hava gibi su gibi doğrusu
Formun Üstü
Bekir KOÇAK (Damar Dergisi; Ekim 2000)
Yıldız Yavrusu
Yıldız Yavrusu
ok yaydan çıktı
söz ağızdan
toplayıp getirmek zor
izlenen bunca rezillik
güzellik teri yüzünde
nefesi kesik
göremeyecek bizi
sesi ayıbından ağır
sayfalara dökmüş geçmişini
geçmişi karanlık
kuşaktan kuşağa düştü kederimiz
yansıyan ışığını aynaların
çoğalan yaz sandık
yaşam ağacı öksüz
yaprakları erken sarı
kısıs üzre budanan acı
düşer üstümüze
yorgun güvercinler göz göze
uçar sonsuzluğa
sinsi bir intiharın
koynunda bulduk seni
başucunda gece
gülüşün acemi
başına buyruk
gülümser yıldız yavrusu
ay ikize gebe
nöbete durmuş töre
alışkın yakmaya saçı
kınası haramdır
hızma üstü gölge
ele güne karşı
tutsaklıktır zaman
gözbebeğinde çölün
perişan küheylan
akan sular durur
üç damla yaş yanağında
sevgi sabırlı ana
alır başını gider ıslık
üç yerimde mermi
beyaz giymese iyi olu
yetimdir ecele karşı
ne kimse tanır
ne hesabı sorulur
Bekir Koçak
___________
(*) Bekir KOÇAK: Yozgat 1946 doğumlu. Şair. 1978'de Gazi Eğitim Enstitüsü Türkçe Bölümünü bitirdi. O dönemin zor öğrencilik yıllarında şiirlerinde "Savaş CANOĞUL" adını kullandı.
YAPITLARI: Özgürlüğün Elleri (Şiirler, 1975), Gizemi Temmuzda Saklı (Şiirler, 2000)
***** ***** *****
DERGİLERDE ŞİİR ( 28 ŞİİR )
Ad Olduk Aydınlığa, (Ekin Sanat, Sayı: 35, Ocak 2009 )
Ankara Düşer Yüreğime, (Ekin Sanat, Sayı: 4, Mayıs 2005 )
Aşkın Eli Tufan, (Damar, Sayı: 193, Nisan 2007)
Bu Gece Dinamit Lokumu Gibi Yüreğim, (Yeni Toplum, Sayı: 15, Şubat 1977 (*)
Bunları Yazmaya “Mecburum”, (Ekin Sanat, Sayı: 10, Kasım 2005 )
Çığlık Küskünlüğü, (Ekin Sanat, Sayı: 13, Şubat 2006 )
Dağ Esintisi Gelincik, (Ankara Edebiyat, Sayı: 5, Şubat 2008 )
Gözle Yürek Arası Susmak, (Ekin Sanat, Sayı: 26, Nisan 2008 )
Hasret Sevdanın Kendisi, (Ekin Sanat, Sayı: 30, Ağustos 2008 )
Haziran Dendi Bize, (Ekin Sanat, Sayı: 27, Mayıs 2008 )
Her Ölüm Fidan Dalı, (Ankara Edebiyat, Sayı: 7, Ağustos 2005)
İşsizim Anne, (Ekin Sanat, Sayı: 31, Eylül 2008 )
Kaçıncı Bapta Musa ve Davut, (Ankara Edebiyat, Sayı: 7, Nisan 2008 )
Konur Sokak Uçarı, (Ekin Sanat, Sayı: 27, Haziran 2008 )
Küfür ve İnkâr, (Ankara Edebiyat, Sayı: 9, Haziran 2008 )
Oynuyor Yürekleri Otomatik Silahların, (Yeni Toplum, Sayı: 19, Haziran 1977 (*)
Ölümü Ertelemek, (Ekin Sanat, Sayı: 23, Ocak 2008 )
Sav Evecen Bulutları, (Ekin Sanat, Sayı: 34, Aralık 2008 )
Selam Olsun O Canlara, (Yeni Toplum, Sayı: 12, Kasım 1976 (*)
Sisli Deniz Ufku, (Ankara Edebiyat, Sayı: 10, Temmuz 2008 )
Sunaklar Suskun, (Ekin Sanat, Sayı: 29, Temmuz 2008 )
Susmalı Gece, (Ankara Edebiyat, Sayı: 13, Ekim 2008 )
Şehrin Ozanları, (Ankara Edebiyat, Sayı: 12, Eylül 2008 )
Utancın Güzelliği Yok, (Damar, Ekim 2000)
Yarının Gül Çığlığı, (Ekin Sanat, Sayı: 25, Mart 2008 )
Yeter ki Temmuz Olmasın, (Ekin Sanat, Sayı: 6, Temmuz 2005)
Yıldız Yavrusu, (Ekin Sanat, Sayı: 32, Ekim 2008 )
Yurt İçin Sevdalıyız Ölüme, (Yeni Toplum, Sayı: 12, Kasım 1976 (*)
________________________________________________________
(*): Savaş CANOĞUL İmzası ile Yayımlanan Şiirler
4/6/2008 · Kategori: Siir
Gece daha gece olmadan
yola çıkalım, ulaşırız
gergin tele, içimizdeki. Hüzünlü bir bulut
sanki alçalan, dağılan.
Olmadan gece yola çıkalım, şaşırırız
yolu değil, geceyi hiç değil, kendimizi
günlerce. Unuturuz
artık unutmak yaraşır her şeyi, değil mi?
Bir deniz kıyısı, kumlukta, ayak izlerimizi iyice
silmek gerekir, sileriz.
Yaşadık, öyle diyelim. Günlerimizi, iyi kötü,
kimse yadsımasın. Soluruz
bir süre daha, yaşamak bu nasılsa. Kırlar, gökyüzü
işte uzanıp gidiyor şurada, önümüzde,
gece olmadan daha, Ay doğmadan.
Daha!
22/12/2007 · Kategori: Siir
III Madem arkandan ağlamamı bile çok gördün bana Al bu taşlar senin olsun… O halde ve bundan böyle Bütün davullar vursun, telleri kopsun sazların boşluğa bağırsınlar, birlikte; Kan kusacağız. Kan kusacağız. Madem dünya bunca zalim Madem yakışmıyor kalbimize.
Bütün davullar gümlesin Boşluktan gelen, boşluğu dolduranı Boşluğa böğüreni Vursunnnn.
Bak! nasıl kan kusuyor külde uyuyan Dünya görrrrsün.
IV Her kezim ben Küle ne öğretebilirse hayat, ancak Onu öğretti bana da.
(Ama…) Ben külün içinde çok uyumuşum. Ben külün içinde çok uyudum. Ben külün içinde çok uyudum.
II İçerde tıkanan çığlık dışarda inliyor Sabaha karşı Uyku kabul etmiyor beni Dışardan bir yerden uzuuuuunnnnuzun Bir inilti kopuyor. İçimde zulümün duvarları. Uykuuuuuuuu alsana beni koynuna.
Kalktığımda, banyoya seyirttiğimde gözümden sesler boşanıyor. İçerde, sonra bu sessizce akan yaşlar senin, diyor. İçimin duvarlarında bu taşlar oturuyor, çıkaramadığım bir ses var, benden onu çıkarıyor, Taşın sessizliğinde: Kalın, ilkel, boşluğa doğru, gecenin kovuğundan dışşşşarı doğğğruuuu:
Seni bu yalan dünyaya saldıııııııııııımmmmmmmmmmmm sonunda acıyor çoooooookkkkkkkkkkkkk,
VI Ben seni hep sevgilim ben seni hepppp yüzünden geçen dalgalardan okudum. Gözlerine sevgi okudum ellerine şefkat okudum Annen seni inkâr etmişti Aldım etime dokuduuuuuuuuum.
V Yanmamı bekleme benden Ben ne çok yandım, biliyorsun. Yanamam ben yanamam yanamam küllerim uçuyor. Rüyamda sapladığın jiletler etimde Kanamıyor acımıyor. Acımıyor Bu dünya buz, bu buzzzzz zzzzzzzzzzzda Hiçbir şey acımıyor.
Bunlar yalan, Yalan söylediklerim Yalan söylediklerin Bunlar ancak dünyaya yakışıyor.
Küldüm ben zaten Küldüm zaten küldüm zaaaateeeen Kalmışsa eğer Külün içinde şimdi insanım uyanıyor.
Dünya görsün şimdi. Bembeyazzzz dünyaaaaaaaaaaaa Yoluna baş koyup buzzzdaaaaaaa Kan kusanı.
I Tek tek dururken onlar Öbürü henüz yanına gelmemiş olanı çağırıyor: O ikisi yan yana, alt alta geldiklerinde Dünya böylece daha geniş oluyor Biri ötekine ateş sunuyor ve eski kitaptan çıkıp başka bir anlam oldukları gibi oluşlarını da beraberlerinde taşıyarak Çoook eski bir kitapta, ısınsın diye masalı tetikliyor ama yine de olduklarının ötesine taşan bir başka masal oluyor Öbürü, henüz yanına gelmemiş olanı çağırıyor: Büyü böylece büyü oluyor Öbürü henüz yanına gelmemiş olanı çağırıyor: masal mıydılar, soruyor… Maaaasssssssaaaaallllllllllllllll…
VII Dünya ne ki sevgilim? Benim sana yaptığım kubbe yanında. Düşsün, olsun, bırak, içinde yıldızlar patlıyor. Kolaydır inanmak kadar inanmamak da. İster sal kendini dünyaya, ister kal yanımda Her şeyden öte öyle sevdim ki ben seni Yoluna baş koymak diyoruz Biz barbarlar buna.
Sekiz Kırdımsa ben o yalan mekânı kırdım Çıksın diye ortaya Çırrrrrrrıııllçıpplaaaaaaak:
Sen benim yuvamsın Yuvanım ben senin. |
15/9/2007 · Kategori: Siir
elimdeki doğuştan kâse –bildim–
bir şey beklemeye değildi.
AŞKtı mekâna sığmazdı kâseyi attım
AŞKın şavkıdığı dünyayı istedim
bir bile değildim, hiç oldum
ne utanç kaldı ne korku ne bağ
AŞKı istedim
öyle yürekten istedim, yürek eridi
kaygan biçimlere tutuldum
biçim kaygım en kırık yanımdı
AŞKı sesten olmuş bir gölgeye yükledim
ten ayrı ve uzak durdu
hayat koşum takımları düzgün
gündelik talika
ten alındı götürüldü dışarıdan baktım
o kendini yaşadı
ben AŞK diye ses-gölgeyle kaldım
31/3/2007 · Kategori: Siir
KARŞIYAKA SAHİLİ
Akıp giden günün geceye başlayacağı ilk anlarda denizin, kış güneşine veda edişini yakalamak. Koyu mavilerin, soğuk grimsi dalgalarının üstünde uçan birkaç martının hüzünden mi, özlemden mi, mutluluktan mı acaba diyerek kanat çırpınışlarına kulak verdiğiniz anda, inanılmaz kıpkırmızılığına bürünmüş güneşin, her ton portakal tonuna dönüşerek adım adım batışını izlemek, Karşıyaka sahilinde…
Ve aniden keskin bir bıçak gibi yüzünü kesen, gözlerinizden sessizce akacak birkaç damla yaş oluşturan rüzgara karşın, öyle başkadır ki, İzmir körfezine veda eden güneşin batışı yakalamak, Karşıyaka’nın eşsiz sahilinde…
Gün renkleri,
Yok olsa da,
Yavaş yavaş.
Rüzgar üşütse de
Tenini.
Yok olsa da,
Martıların
Her birisi.
Yanmaya başlar,lambalar
Bir bir,
Karşıyaka sahilinde…
Birbirine sarılmış,
İki sevgili.
Yürüyen herhangi birinin,
Tebessümü.
Yosun kokusunun güzelliği
Bir duble rakıya
Eşlik eden
Kömürde balığın kokusu
Buzlu bademin
Dudağın ucundaki
Lezizliği…
Ve yüreğimizdeki
Sevgisi ile
Karşıyaka sahili
Geceye başlar,
Usulca…
13/2/2007 · Kategori: Siir
Sevgililer gününüz Hiç Bitmesin
Edgar Allan Poe (1809-1849)
Annabel Lee
Seneler,seneler evveldi;
Bir deniz ülkesinde
Yaşayan bir kız vardı,bileceksiniz
İsmi Annabel Lee;
Hiçbir şey düşünmezdi sevilmekten
Sevmekden başka beni.
O çocuk ben çocuk,memleketimiz
O deniz ülkesiydi,
Sevdalı değil karasevdalıydık
Ben ve Annabel Lee;
Göklerde uçan melekler bile
Kıskanırdı bizi.
Bir gün işte bu yüzden göze geldi,
O deniz ülkesinde,
Üşüdü rüzgarından bir bulutun
Güzelim Annabel Lee;
Götürdüler el üstünde
Koyup gittiler beni,
Mezarı ordadır şimdi,
O deniz ülkesinde.
Biz daha bahtiyardık meleklerden
Onlar kıskandı bizi,_
Evet!_bu yüzden (şahidimdir herkes
Ve o deniz ülkesi)
Bir gece bulutun rüzgarından
Üşüdü gitti Annabel Lee.
Sevdadan yana ,kim olursa olsun,
Yaşça başca ileri
Geçemezlerdi bizi;
Ne yedi kat gökdeki melekler,
Ne deniz dibi cinleri,
Hiçbiri ayıramaz beni senden
Güzelim Annabel Lee.
Ay gelip ışır hayalin eşirir
Güzelim Annabel Lee;
Bu yıldızlar gözlerin gibi parlar
Güzelim Annabel Lee;
Orda gecelerim,uzanır beklerim
Sevgilim,sevgilim,hayatım,gelinim
O azgın sahildeki,
Yattığın yerde seni .
(Çev.:Melih Cevdet Anday)
Düş Ülkesi
Kötülük meleklerini konuk eden
Karanlık ve ıpıssız bir yoldan
Kara tahtından, GECE adlı Hayalin
Yönettiği bu topraklara yeni geldim
Dünyanın öteki ucundan geldim
Karanlık bir ülkesinden kuzeyin
-Uzamın, Zamanın dışında görkemle
Uzanan yabanıl ve gizemli bir ülke-
Dipsiz vadiler ve engin denizler,
Uçurumlar, Titan ormanları, inler
Ve o ormanlarda, çiyin altında
Ne olduğu bilinmeyen nice şey daha
Her an yıkılacakmış gibi dağlar
Kıyısız denizlere doğru yatmışlar
Denizde dalga yerinde duramıyor
Ateşten göğe yükselmek istiyor
Taşıyor hep, taşıyor gölün suları
Gölün sessiz suları -sessiz ve ölü
Gölün durgun suları -durgun, üşümüş
Üzerine zambakların karı düşmüş
Böylece taşar hep gölün suları
Gölün sessiz suları, ölü suları
Gölün üzgün suları, üzgün, üşümüş
Çünkü zambakların karları düşmüş
Böylece ırmağın yanında dağlar
Uğuldar, sabah akşam uğuldar
Kurbağalar, semenderlerle dolu
Bataklıklar ve griye çalan koru
Cinlerin perilerin yaşadığı
Kasvetli gölcükler, su yatakları
Her noktası ayrı ayrı kötü olan
Her köşesinden hüzünler saçan
Burada, dehşet içinde yolcular
Geçmişin anılarıyla karşılaşırlar
Kefenler içinde ürkek gölgeler
İç çekerek yanınızdan geçerler
Eski dostlardır bunlar, yeryüzüne
Acı çekmeye gönderilen -ve göğe
Huzurlu, rahat bir yerdir burası
Herşeyden büyükse kişinin acısı
Gölgede yürüyen ruhlar için
Eldorado'dur, ah neden olmasın?
Fakat buradan gelip geçenler
Ona dikkatle bakmayabilirler
O da sırlarını açmaz böylece
Bakmayı bilmeyen kapalı göze
Böyle buyurmuştur kralın yasası
Yasaktır kapalı gözleri açması
Kederli ruhlar görür yalnızca
Karanlık camların ardından o da.
Kötülük meleklerini konuk eden
Karanlık ve ıpıssız bir yoldan
Kara tahtından, GECE adlı hayalin
Yönettiği topraklardan evime geldim
Dünyanın öteki ucundan geldim
Bu karanlık ülkesinden kuzeyin
Şarkı
Gelin olduğun gün gördüm seni
Yüzünde alevden bir pembe
Oysa mutluluk sarmıştı çevreni,
Bütün dünya bütün aşklar önünde
Ve gözlerindeki yakıcı ışık
(Artık o şey her ne idiyse)
Sancılı gözlerimin güzellik adına
Görebileceği herşeydi yeryüzünde
O pembelik belki kızlık utancındı
Yani geçip gidebilir zamanla
Ama coşkulu bir ateş yarattı
Yazık! evlendiğin adamın bağrında
Gelin olduğun gün kim gördü seni
Yüzüne inerken o derin pembe
Oysa mutluluk sarmıştı çevreni,
Bütün dünya bütün aşklar önünde
Düş İçinde Bir Düş
Bir öpücük kondurayım alnına
Ayrılırken seninle şu anda
Açıklıyorum işte sana
Haklıydın, evet, günlerim bir düşten
Başka bir şey değildi gerçekten
Ancak umut çekip de gitmişse
Bir günde veya bir gecede
Bir düşte, hiçbir şeyde ya da
Umut nedir ki gidenler arasında
Tüm gördüğümüz, göründüğümüz
Yalnızca düş içinde bir düş
Dalgaların dövdüğü bir kıyının
Uğultuları arasında duruyorum
Avuçlarımın içinde altın
Gibi kum taneleri tutuyorum
Ne kadar azlar, kayıyorlar nasıl da
Parmaklarımın arasında uçuruma
Gözyaşlarım dökülürken usulca
Daha bir sıksam avucumu, Tanrım!
Onları elimde tutamaz mıyım?
Acımasız dalgaların elinden
Birini olsun kurtaramaz mıyım?
Göründüğümüz veya gördüğümüz her şey
Düş içinde bir düş değil de ne?
(Çev.:Tozan Alkan)
Şiir Penceresi'ndeb Alıntılanmıştır
« Önceki ::