Konur Sokak Uçarı / Bekir KOÇAK

26/4/2009 · Kategori: Siir

Konur Sokak Uçarı

 

konur sokakta bir güvercin

kopardı beni zamandan

gülen en gülendi

                         zamana hançer

bağdaş kurmuş betona

ağıt rezilliğinde yüzü

ötesi bir sigara içimlik

yalnızlık kanadında

kuşluk vakti şimdi

 

           susamlı bir dünya

           yarısı simit yarısı açlık

           yaşam bu işte

           zehir zıkkım tadında

 

konur sokak uçarı

güvercinler ürkek

yolun ortasında

           bir kız bir erkek

           adam asılır saçlarından

           kahkahalar(ı) ağız taşkını

           gazete başlıklarından habersiz

           dudağı dudağında

                                 yaşıyorken aşkını

 

marmara pusuda

kaynar tan yeri suda

kalp kırgınlığı salkım saçak

fısıldar yaprağına ağacın

ter basar utancı

soframız karabasan

gam değil tsunami

ömrün kıyıları vurulduğum

gözler beyaz köpük

             eller deniz mavisi

 

             kıyamet ezgisi namus

             bıçak yarası

             ucu karanlık galeride

             ay ölüsü sancı

             yalnızlığımız

             susmak ve susmak şimdi


Bekir Koçak
(Ekin Sanat, Sayı: 27, Haziran 2008 )


ANKARA DÜŞER YÜREGİME

 

1

dikenli teller içinde mayıs

gülkurusu haziranlar

tenim sonsuz akan ırmak

sol yanım ışkın

kovulmuş eylüller inceden ince

arzular alıngan günbe gün

seviştiğim ne dal ne yaprak

hesaba katılmaz bir düş dünyası

sancılı sıcak

ankara düşer yüreğime

aynaları kırılır ömrümün

 

 

yanı başımızda sardunyalar

kapılar kırk kanatlı bilmece

x artı y diyemem

emek ter beden

ten sorgular tini

hangi suikasttan kurtuldu

hangi barikata direndi bilemem

canımıza can katan rüzgar

 

2

suskun kalma

sesin sesimden kalabalık

onaran varsa yaranı

konuş dinlesin uzaklar

yakına sözünü geçir

kanıyorsa yaşamın yüzü

seninle gelir bu kente

süzülen bulut okunan şiir

fırında köz

demirde nar

incir dilli aydın

tütün saçlı akhisar

 

3

karadeniz poyraz öper

lodos patlar akdeniz

ağını dişler balıklar

bırak deme zoru bana

takası tayfası naçar

şahdamarı delinir elbet

kulaklara kaçınca kar

 

elleri yüzbin baca

gözleri yer altı ocak

tamiri imkansız ne var ki

düşü akşam serinliği

sıcak somun oğul uşak

bir adım ötesi mayıs

tutarsa dalları tomurcuk

uçurtmalar uçuracak

 

4

çıkar gözlerinden

aşkın yücesini

zehrine ne demeli

kitabı kurşun

haykırışı olmalı

düz, ün yokuşun

yeşili bırakıp kar sularında

okşa iki yüzünden birini

kavrul sıcağında yurdumun

alnımıza yazı değil kahrolmak

"ecele faydası yoktur korkunun"

 

5

ne var ki kolay olan

bak döl Emziren şu toprak

yalazlanır her yerinde

buğulanır yedi rengi

dur durak bilmez inan

alkış tutar gidenlere

cengaver kesilir

kınındaki kör bıçak

 

Bekir KOÇAK (Ekin Sanat, Sayı: 4, Mayıs 2005 )

Hasret Sevdanın Kendisi

 

can bedeni vurdu

ölümü soğudu zaman

aklımda çocukluğum

sevgi masumu göründükçe

göçebesi oldum kentlerin

kayboldum

 

elleri günaydın güneşi okşar

sorgular gizini yaşamın

hasret sevdanın kendisi

aşar arsızlıkları

sevgiye koşar

 

aklın düşünde yaşamak

bu meydan bu tren bu ray

dal uçları gün aydınlığı

uzağı yürek bungusu

 

                   olmazlanır kadim ayrılık

                   öfke işe yarar

                   ağırdan alır türküler

                   başlangıcı muştulu haber

                   gizlidern ses verir

                   yazar günlüğünü acıların

                   tanıktır zamana dört duvar

 

sen dokundukça

                  saçlarım düğüm

                  çözümü güç sorunlar için

                  sevda nedir ki öldüğüm

                  alfabeden bir yaprak

                  aşkın "a"sıyla acının "a"sı yan yana

                 dili tutulur baharın

                 deşilir yarası uçurumların

                 dağ doruğu buzullar

                 akar ateşine umudun

                 kül ve kömür bana kalır

 

acının yumağında her soru

yanıtı sabırda saklı

 

                   eylemin sabra direnci

                   uzatma diyor yılları

                   saati gücendirme

                   kuyuları kazarken iğne ile

                  aklında olan yenilik

                  zoru gülümseyen gece

                  kılı kıpırdamaz delilik

                       yol uzatır düşürür ağa

                      sen ben sözcükler

                                   düştükçe tuzağa

                      çocuklar daha çok ağlar

 

bozduğumuz oyunlarda

şiirin ince dili

ayların adı önemli değil

"yükte hafif pahada ağır".

Yükle yüreğine ne varsı

Hoşça kala uzak dur

Tut elinden yürü

                          Aldırma soğuğa sıcağa

 

Bekir Koçak (Ekin Sanat, Sayı: 30, Ağustos 2008 )


HER ÖLÜM FİDAN DALI

 

                                    kazım koyuncu'ya

 

ağırlanmak kutsal yontularda

yıkarken deniz köpüğünü

alışkın değilse de karadeniz

radyasyon lekeli çay yeşili toprakta

düşünmeden dölüne ihaneti

titreyen bir gülümseme

                                 gencecik ince

hangi makamdan şimdiki fırtınalar

kim olduğunu bilmiş gibi

                                 çağrılı çağrısız

yola çıkılmış bir kere

nereye nasıl varılır bilmiyoruz

kona göçe bu zaman diliminde

tut kollarını kapıların

çalmadan yarını deli rüzgar

kaç bin kez kaç bin güvercin

çiçeklerken yanağımızı

içimizde bin bir sızı

sor kurtuluşu mustafa suphi'ye

aklın süzgecinde çağın

bunca illeti saklar niye

çernobil bulutları

bir batar bir çıkar

umuda ısmarlanmış ne varsa

karabataklar suların boşluğunda

titrek yürekli bebecikler

bırakmış ellerini anaların

emmiş derdi derman diye anzer balı

sunağında gençliğimiz ölümün

"her ölüm erken ölüm"

                                     her ölüm fidan dalı

 

Bekir KOÇAK (Ankara Edebiyat, Sayı: 7, Ağustos 2005)

 

Birkaç Şiiriyle Sevda Zeynep Karadağ

19/3/2009 · Kategori: Siir

ADAK

I
geceyi aralık bırakın
birazdan öleceğim
benim içindir şehirler
cadı kazanı her sokak
ve şu çenesi düşük evler

cümle aleme ibret için
sözün zinasında basıldım
renkli beyaz demeden
bir güzel kaynadım
toplanıp gitti odalar
ardında kirli duvarlar bırakarak

II
babama göre eksik eteğim
çingene pembesi fırfırlı
anama göre sevmeli bir heykeli-ölesiye-
içkisi yok
kumarı yok
kocamalı bir yastıkda
taştan huzur oymalı

aşk dediğin nedir ki zaten
bir kaç kuru öpüş
bir kaç ayıp söz
-heykeller yalan söylemez madem-


III
kötü bir kadın olmanın
en kolay yoluydu belki
ciğerlerimde bekleşen
şu yerli tütün telaşı
ve sefil bir kirlinin
günahkar adanmışlığı

vaktiyle dediydi
bir dost-vefalı-
sakla günahlarını
boya yüzünü
sofraya öyle otur


IV
biraz pudra
biraz allık
şuraya bir ben
alnıma bir tutam perçem
-maaş alınca ilk iş
röfleyi siyaha boyatmalı-

baktı beğendi ayna
bütün lekelerim kapandı
çok güzel oldum
çok da ahlaklı
önümde dize geldi kapılar
mana tamamlandı


V
şekilsiz şekil
küflü dal
geçmişi anımsatan
işgüzar şarkılar
-kapattım-
münasebetsiz bir yığın fotograf
-yaktım-
ve tövbe etti
kirpiğimin ucunda ziyan
durup son kez aynaya baktım

her yolun sonu
kadına biçilmiş infaz
dinledim
babamın dili paslı giyotin
yeniden
yeniden
yeniden kanatarak anlattı


VI
sustum sustum
sustum da boğuldum
hünerliydi anamın su yoğuran elleri
sabrıyla bana bir ben daha doğurdu

gece yağan kar
gibiydi zaman
sessiz ve
hilekar
öl dediler öldüm
sol elimde araf
ince
dar
yirmiiki ayar


VII
dilime kefen
dilime mühür
bileklerime burma kelepçe
günah yiyen açlığıma
beşi bir yerdeler
çok zenginim şimdi
söyleyin o da ölsün


"gamzedeyim deva bulmam"

kim demiş çok üzgün
çok mutsuzum
zaten hiç sevmedim
çoktan unuttum ben onu
- şarkı mı ? -
öylesine dilime dolandı


VIII
kadındım
bir adama
oğul ağacından adak
bir keresinde başka bir heykeli öptüydüm
adağı hiçe sayarak

babalar

 

kocalar
kocaman yasak aşklar
gün ortası ay vaktiyim
geç kalınmış cenaze

birazdan öleceğim
geceyi aralık bırakın


Sevda Zeynep Karadağ

 

 

CAMDAN MASAL

tozlu bir yoldan şehre dönmekte evler

kapılarında yükü dünyanın kırk yamalı yalancıdır bahar

solmuş çiçekleriyle her öğün sofra bezinde açar

çelimsiz müritlerdir çocuklar duvar dibi sararmış eşyaların

kuru ekmeğe secde eden inançları tastamam

adamlar döner çeyrek adalardan

yüzlerinde kırık halka izleri

tek yaşam belirtisi sürünen eksik adımlar

 

 

 

biri çakı bulmuş çingene sevinci

öfkesi eşikten atlar ötekinin

kiminin küflüdür zikirleri fikirsiz dervişler gibi

ağızlarında şükürlü sakız korkudan nasiplenir

zaman gözlerde arpacık henüz çipil

umut oyalı mendildir her evin sandığında kendine zimmetli

nemden sızlayan yataklarda boğaza bakan düşler görülür en çok

her sabah erguvan kokusu karşıdan

iki yakası bir araya gelir o vakit şehrin

camdan bir masalda kaybolmuş gibidir kadınlar

sırtlarında yedi tepeli hürmüz

denizden yıldız toplanır evde kalmış kızlara çeyiz

hayat hep aynı yokuşta kendini yorar

kuşlar siyaha çalar yoklar hep aynı

avluda bir akşam namazı zaman geri sayar akrebi

pazar

cuma

cumartesi

üç

iki

bir

gibi

 

Sevda Zeynep Karadağ

 

 

 

Kar Davası

sivas'ın yollarına aynanın anlattığıdır

çıkıp gelmişiz pusudan hepimiz ağacız o vakit
çam çınar söğüdüz salkımsız
yürüdük azalan orman değil
bir parça zaman avuçlarımızda bir parçacık ar

gelmeler gitmeler usulca eksilen kelimeler
tarifsiz içimi burkan sona yanmalar
hem herkesin dilinde bir telaş
yüzümüz foyası dökülen duvar

canhıraş boşlukta çırayız her şey oyuna dahil
kusursuz ve asırlardır oynanan
eski bir temmuz ayazı isli bir şehirden dönüyor
kandan adam yapan çocuklar
yeni bir sevda kazımalı şimdi her sokak başına
beyaz

külün bildiğidir yüzün kızardığı

hayat dediğin ikircikli tavırmış ne tuhaf
ölümden öte köymüş mühür bozulsun
belki bir şiir daha üşür dağılıp tutuşmuş mevsiminden
eskikitaplar arasında tütsüdür belki rengini böyle düşürür gül
başlar yaz ortasında korkak bir kardavası
elinde çakmak piyondur tekbir dizeler yarıya çekilir

katil evin kedisidir hepimizin bildiği
şimdi bütün gemileri tek tek...

Sevda Zeynep Karadağ

 

Koridor dergisi

 

 

 

 

Telvin

kapayınca şehir ışıklarını dizinde yorgun evler uyutup
esmerdir usulca çekilir gecenin sürgüsü
yarım kalan bir dudak kendine bükülür
sen şeytana uyarsın uluorta
ben sana yürürüm arınmış adımlarımla güpegündüz
kör olur gözünden düşeriz dünyanın
anlık bir ölümü bölüşür iki ruh bir beden
aşk karanlık bir sokağın çatı katı
ve uzak kadınlar derininde kırılır aynalarım

suretim hiçlik
hevesim yüzümden düşen bin parça

su deniz olur deniz somurtkan bir adam
sabaha karşı iki sefil dize düşer gizli bahçemdeki nar ağacından
tanelerini toplarım bir adam bir adam daha...
iğne deliğinde süzülen ışık ilk harf ressamın dilinde telvin
başı önde günahlar gibi kara bir tendir hibe edilir
arınsın diye nar lekeli kadınlar

başımız yağmur kuşları
başımız nemli bir masal hiç inanmadığımız
adını ben koyarım renkler ve sen barışır

su boğulur ve beden ve hürmüz ve ehrimen

Sevda Zeynep Karadağ

 

Taflan dergisi.

 

 

 

Temmuz İhtimali

anneme söyleyemediklerim

baharmış silmek istiyorum anne
boşluğuma açılan şu komşu pencereleri
girmeseler çiçeğe durmuş ıhlamurla arama
korkuluğuma kuşlar yuvalansalar

kapımda sahipsiz ne çok kilit
balkonda üşüyen bu kedi kimin
küskünlüğüm kendime anne
dolaşıyorum içimde sahaflar
okunmuş hayatlar alıyorum seni anımsadıkça
gelişigüzel raflara diziyorum
en üstte anası gorki’nin yanında benimkisi

aynada siyah beyaz bir film filmde birkaç tane ben
bölünüyor bendeki yüzler sırlarım sızıyor küplerimden
başrolde kelepirciler esas oğlan bizi terk etmiş
boş çelenkleriyle bir eskici dükkan açıyor ortasında yüzümün
ben tükenip azaldıkça ucuz aşklar satıyor hepsi az kullanılmış temiz
taşralı anılar takas ettim anne üç beş şehirli mandala
burada mandallar renkli

baharmış temmuz ihtimaline yağmur topluyorum anne
gizlemekten yorgunum aşk sandığım ne varsa
uyanmadan akşamdan kalma şehir kalkıp çitilesem diyorum sokak başını
belki bu sabah gelirsin anne kenarı sökük terlik seslerinle
yalnızca bir sezgi: sen dağınıklığı sevmezsin

 

Sevda Zeynep Karadağ

Hakkında Yazılanlar:

(Nasıl yeryüzü şekilleri, oluşumları, süreçleri varsa tıpkı onlar gibi bir Sevda Zeynep Karadağ oluş var. O sürece, oluşuma bakıyorsunuz Aynalı Düşler Çarşısı'nı okurken. 'Tutun ki bir nehir akıyor', su, suyun taşıdıkları, suyun yatağını oya oya akışı... Şiir akıştır, her ne kadar durağan kütleler olarak görünseler de akmaya devam ederler ve oluşları ancak belli bir üslupla anlatabiliriz. Öyledir, Zeynep oluşan bir üsluptur: "Yurtsuz bir su damlası". Zaten yurdu da budur suyun.
Uluer Aydoğdu)

denizsuyukasesi /şubat 2009

 

ŞİİRLER,ŞAİRLER,KİTAPLAR-14

 

                                                                                                                            Bülent GÜLDAL

 

“bir avuntu sebepsiz

eski bir yaz durup dururken

yavru bir kedi sıkışmış gibi iki duvar arasındaymışım

küçükmüşüm yazmışım taflan tadında

şümde taze süt kokusu cümleler

şümde eliften bozma ortancalar

 

temmuz geleli çok olmuş az olmuş tarlalarda ekinler

azalmışım da görmemişim

nasırlıymış umacının elleri düşünce alevden saçıma zülfikar

hasedinden çatlamamış aynalar taa kökünden

bir taşra cinneti doğmuş içime şefkat

ben bilmezmişim öyle dediler

paslı yollar demirden evler geçer gibi

geçirmişler beni yanan son trenin içinden

 

yanan bir trenin içinde babam

eski bir uzun havaymış da unutulmuş

uzanmış kopuk bir sazın koynunda üzgün

dalıp gitmiş kendi kadar yaşlı bir uykuya

şünde dane işi başak ve eski bir kasaba

 

saz dilinde sevdaymış ucu yanık

mem ü zin imiş kim çalar kim söylerdi unuttum

 

tut ki uçurtma olmuşum şimdi

ya da kanadı kızıl laçin

serçe parmağındaymışım çelimsiz çocukların

 

ipsiz bir düş aramızda durup dururken

 

                                                    Sevda Zeynep KARADAĞ

                                                                      (Aynalı Düşler Çarşısı’ndan,sf.82-83)

 

 

      İnsanın yapıp etmelerine,gelenek ve göreneğin yaşamı zehir zıkkım eden dayatmalarına yabancılaştığımız oranda artıyor yalnızlığımız.Çevremize şöyle bir bakınalım; tapınanların sadece kendilerini ilgilendiren sarhoşluğunu,tanrı tanımayanların arayışlarını,tepeden tırnağa akıl geçinenlerin ille de ‘aşk aşk’ diyerek attıkları naraları,avarelerin sularına kapılacakları dümenler aramalarını,kirli siyaseti kuşanarak topluma kılavuz olanların yeni uçurumlar yaratmalarını ilgiyle ve hergün biraz daha yalnızlaşarak izliyoruz.

      Erginliğe ulaşmamış insanın ıssızlığını bir kenara bırakarak,yetişkinlerin derinlerinden gün yüzüne çıkan yalnızlığı tanımlamaya çalışalım:Octavıo Paz’a göre ‘yalnızlık,insan duygusunun en gizlisinde bulunan gerçek’miş.İnsanın özlem ve kavuşmak olgularını öne sürerek,tüm yaşamın bu doğrultuda bir arayış olduğunu vurguluyor.’Çağdaş dünyanın yalnızlığı,dünyanın çıkmazını yansıtan bir aynadır’derken,masalların,anıların,tarihin ve şiirin layıkıyla kavranılmalarından sonra yaşamanın insana ilginç geleceğini,yalnızlık duygusunun yok olacağını belirtiyor.

      Bu dünyanın kendilerini anlayamadıklarını,geceyi gündüzü ve zamanı yitirdiklerini,öncesiz ve sonrasız bir yolun yolcusu olduklarını söyleyenler öylesine çok ki…Bana göre sonsuzun ve sınırsızın etrafında dolaşan Baudelaıre,bu konuda bakın ne diyor: “Çocukluğumdan beri bir yalnızlık duygusu var içimde.Ailem,özellikle arkadaşlarım arasında olduğum anlarda bile,alınyazımın öncesiz bir yalnızlık olduğunu duyarım.” V.Woolf ise “Yaşamak neden böyle içler acısı,neden bir uçurumun yanıbaşından geçen daracık bir yol gibi” diyerek yalnızlığını dile getirir.Bizim insanımız olan Orhan Duru ;”kötülükler,baskılar,eşitsizliklerle dolu bir dünyada yaşıyoruz.Bizim işimiz ne burada?” söylemiyle dünya sahnesinde oynanan trajediye dikkat çeker.

      Şair Sevda Zeynep Karadağ’ın şiirlerini okurken yalnızlığın ne demek olduğunu bir kez daha anladım.Aynalı Düşler Çarşısı bir ilk kitap.Hayal Yayınları tarafından Ocak 2009’da pırıl pırıl baskısıyla okura sunulmuş.Yedinci sayfasından doksan üçüncü sayfasına kadar şiirle dolu.Kalabalık içinde yalnız bir öznenin (şairin),gördüklerini,işittiklerini,duyumsadıklarını çözümleyip bütünleyerek,incecik deyişlere yüklediğini görüyoruz.Her şiir şairin yaşamına dahildir.Yani onun sokaklarından,kentinden, etrafını kuşatan insandan izler taşır.Bu bağlamda Sevda Zeynep Karadağ’ın Aynalı düşler Çarşısı ismini verdiği kitabında destansı bir hava egemen.Kendi yaşamından yola çıkarak şiirleştirdiği görüntüler bir film şeridi gibi akıyor.Kitabın ilk şiirinin iki bölümünün altına,son sayfadaki dizeleri getirdiğimizde ne demek istediğimi anlayacaksınız:

     

      “tut ki ömürdür geçerken bize uğramış/zaman uykuda avunan açlık kemiren kendini günaşırı/yeni bir doğum için ay yüklenip bahtını şehre taşınmış/orda denizin ortasındaymış diyar/ince yaralar açılan yerde biz//

        cennete kaçar gibi cehennemden harabeydik ani’den beter/kara bir trene bindik ardımız hısım eşraf ardımız hevesli ayrılıklar/bir iki kaz birkaç koyun-adı mendil olan benim kuzum-/kalanlara emanet taşlı tarla bir de şu doğulu istasyon//

                                                                            (yaralı göz,sf.7)

 

       yüzlerce düş/yüzlerce yüz/yüzlerce dua/en onulmaz anda gitmektir/vazgeçmek dedikleri/hem adettendir gidenin ardından el sallamak/haydi/elini ürkek alıştırma/bu yağmur kalanlar için”

                                                                            (yağmur,sf.93)

 

      Sevda Zeynep Karadağ’ın şiirlerini okurdum dergilerde.Doğrusu okuturdu kendini.Titiz ve bilge bir kimlik olduğunu düşünürdüm.Şiirlerini kitap oylumunda okuduğumda,yanılmadığımı anladım.Kendinden yola çıkarak gözümüzün önüne serdiği dünya sahnesinin oyuncuları bir bir önümüzden geçiyor.Onların yapıp etmelerinin yakın tanıkları oluyoruz:

 

        “canhıraş boşlukta çırayız her şey oyuna dahil/kusursuz ve asırlardır oynanan/eski bir temmuz ayazı isli bir şehirden dönüyor/kandan adam yapan çocuklar/yeni bir sevda kazımalı/yeni sokak başlarına bu defa beyaz//

         külün bildiğidir dağın kızarıp utandığı kalıbından”

                                                                                            (kar davası,sf.16)

 

      Yalnızlık izleğinin egemenliğiyle başlamıştım söze; Sevda Zeynep’in Husumet isimli şiirini okuyunca,dünyanın içler acısı hali karşısında yapayalnız olduğunu,şiirle çoğaldığını iyice anladım.

 

         “benim yalnız bana kilitli kapılarım var/hepsi buzdan hepsi iğneli/fırlatıp atasım gelir kendimi kendimden/bir türlü elim varmaz/gidesim tutar/o rahimsel karanlığa dönesim/ve gömülesim/nasıl anlatsam bilmem/aklım hep bir uçurtma/rüzgârın ardında kalbini kovalayan/kendimle aramda eski bir husumet var/doğru söze ne denir” (sf.33)

 

       Aynalı Düşler Çarşısı’da bir yol gezinin.Beğeneceksiniz.

 

2009 mart/ şehir dergisi

 

Aynalı Düşler Çarşısı

Sevda Zeynep KARADAĞ

Hayal Yayınları

kaç üzüm tanesi kadar yaşanırdı ömür

kaç sarı yolda yasaklandı yine ayna kırığı

dağbozumundan evvel

Hayat dediğimiz nedir ki? Bir nedenle doğup içine düştüğümüz karmaşa. Sevmektir hayat, sevilmektir. Bir yandan düşe durmak, diğer yandan acılar biriktirmektir. Umut etmek, çok uzaklarda olsa da mutlulukları beklemektir. Aslında hepimizin bildiği, ama adını bir türlü koyamadığımız ve belli bir tanıma sığdıramadığımız, değişken bir süreçtir. Bir somun ekmektir bazen, uğruna türlü bir mücadeleler verilen. Bir çocuğun yüzündeki gülümseme, bir çiçeğin açması, ya da bir kelebeğin kozasından çıkmasıdır. “kısa bir öyküdür hayat/uğruna upuzun acılar çektiğimiz/ kısa bir türküdür/bir kez daha söylemek için delirdiğimiz”. Acılar ve mutlulukların birbirlerini besleyerek biriktirilen öyküler toplamıdır. Yılmaz Odabaşı’ nın da söylediği gibi “uğruna upuzun acılar çekilen kısa bir türküdür”. Sevda Zeynep Karadağ’da çocuk yaşta bir başına erken düştüğü bu karmaşada, yaşadıklarından ve yaşanılanlardan biriktirdiklerini ilk şiir kitabı olan “AYNALI DÜŞLER ÇARŞISI”n da toplayıp okuyucularla buluşturmuştur.

hayat dediğin ikircikli tavırmış ne tuhaf/ölümden öte köymüş mühür bozulsun/belki bir şiir daha üşür dağılıp tutuşmuş mevsiminden/eski kitaplar arasında tütsüdür belki rengini böyle düşürür gül

Çocukluğundan itibaren yaşadığı acılar ikircikli yapmıştır onu. Erken düştüğü yaşam karmaşasının içinde sevgisiz kalmış bir çocuk, her öğün sevgiye muhtaç. Aynı saat dilimi içinde yaşanılan ve bir zaman sonra sona eren, değişik anlamlardan oluşan halklar topluluğudur. Yani kısır bir döngü olan yaşadıklarımız ve hayatın, bir yanından tutunup dimdik yan yana olmak ister Sevda Zeynep Karadağ. Her ne kadar iç burukluklarını şiirleriyle dışa vursa da.

Gerçek ve düşlerin iç içe geçtiği şiirlerinde, duygularını hiç üşenmeden sık sık temize çekiyor. Anne kucağından erken düşüşü onu erken olgunlaştırsa da, yaşayamadığı anne sıcaklığı ve çocukluğuna olan özlemini, “anneme söyleyemediklerim” ve devamı “okunmuş hayatlar alıyorum seni anımsadıkça/gelişigüzel raflara diziyorum/en üstte anası gorki’nin yanında benimkisi” dizleriyle insanın kalbini buran imgelerle duyumsatıyor okuyucusuna.

Yine çocuk yanını kullanarak, kendine özgü anlatımıyla biçimlendirdiği bu ilk şiir kitabının ilk sayfasına düşürdüğü;

kirli çocuklar gördüm aynada

aynaya küskün kirli çocuklar

çocuk değildim,

bir vakitler ben de kirliydim, aynalı düşler çarşısında

küskündüm fazlasıyla

Şiirlerinin genelinde çocuksu bakıyor hayata, biraz da sorgular gibi ve çocuk gözüyle ölçüp biçiyor her ilişkiyi yaşamla ilgili her ne varsa. Acı, sevgisizlik, yalnızlık ve düş kırıklıklarını aynaya yansımaları ile dile getiriyor.

Şiirlerdeki dizeleri okurken insanın yüzüne sıcak bir gülümseme yerine, daha çok acı bir tebessüm yerleşiyor. Her dizesi ve her dörtlüğü yaşamdan farklı acıklı öyküler anlatır gibi. Dizelerin her birinde anlatılanlar insanın derinlerine dokunuyor ve hüzünlü, sonsuz düşünceler denizinde buluveriyor insan kendini.

med ve cezir arasında kambur bir köprüydü ömür

akıllar nasihatler efendi ollar

acıyı neden severse insan ne denli uzak olursa bal

o kadar zehrolmuşluğum var

“Hiç bir şey acıdan daha hızlı gelemez” der Bailey. Acımıdır insanı seven, yoksa insan mı acıyı sever bilinmez. Sevda Zeynep Karadağ’ın da söylediği gibi “kambur bir köprü olan ömür” de, acılar bir şekilde her insanı yoklar. “nabzımdan sürgün ömür/araftan dönenleri anlatırmış hikaye anlatsın/hayat yitirdiğimiz zayıf bir kıvılcım/öylesine geçerken şehrin birinden/ölümün özrü yok yakalandık”. Hayatta her türlü eziyet çekilir. Açlıkla boğuşulur zira yoklukla da. Bu sıkıntılara bir de ölüm eklenince hayat bir anda anlamını yitirir. Sevda Zeynep Karadağ’a yaşanılanlar hayata olan direncini ve umutlarını biraz kaybettiriyor. Bu hal şiirlerindeki bazı dizelerinin yalnızlaşıp kabuğuna çekilmesine neden oluyor.

-düş name-

geçtiğim dar kapı dar sokak durdukça daralan açı

yaşamak bir kaçamak çan sesi

ay değilse de aykırı

o kadar dedim sana geceye gül dikme dikeni bana batar

en çocuk yerimden acıdım fayda etmedi fi zaman

çürüyen gövdemden ince bir dal daha kanattım

Yine bu dizelerinde de çocuk yanlarını kanatıyor. Kendine has yalın ve içsel bir anlatımla görmezden gelinen gerçekleri şair duyarlılığı ile süzüp önümüze getiriyor.

Toplumsal olaylara duyarsız kalamaz şair. Acı da olsa, yaşadıkça hatırlanan, hatırlandıkça insanın içini kor gibi yakan.”eski bir temmuz ayazı isli bir şehirden dönüyor/kandan adam yapan çocuklar” Sivas’ın semalarında alevler içinde dolaşan çığlık çığlığa öfkedir dizelerinden dökülen. Yaşama hakları ellerinden alınmış, hiç bir yere sığmayan bu insanlık ayıbını,

Sivas’ın yollarına aynanın anlattığıdır

çıkıp gelmişiz pusudan hepimiz ağacız o vakit

çam çınar söğüdüz salkımız

yürüdük azalan orman değil Yorum (1) Yorum yaz!

BAHARIMIZ SENSİN/ BEKİR KOÇAK

20/2/2009 · Kategori: Siir

BAHARIMIZ SENSİN

 

                        Torunum Salih Ege YÜKSEL’E

seni de karşıladım oğul, seni de

ölmeden önce

bir serinlik bahçemde gülüşün

sabah rüzgarlarına karşı

üşümüş bedenim

                     değince dudakların sıcacık

                     kuş kanadınca masum

                     kuş uçmalarınca ince

 

seni de karşıladım oğul, seni de

hoş geldin Ege Salih

                    demek ne kadar güzel

                    ne kadar kolay

seninle mutlandı yuvamız

seninle çoğaldı

                    baban Özgür annen İlkay

onların gülümsemelerinde

                                        seni kucaklamak

cemre sıcaklığınca kutsal

bahar tazeliğimce berrak

düşmek kirpiklerine damla damla

gözpınarlarına acıdan uzak

niyetim ve düşümü

oğul hoş geldin

                      ellerin ellerimde minnacık

yüreğimiz nevruz ateşi

mevsimler değişti bak

baharımız artık sensin

sen Salih Ege bebeğim

                              ne de güzelsin

                                            ne de güzelsin…

 

                                           Bekir KOÇAK

                                           03–05/08/ 2006

(Bu Şiiri bana gelen dergilerinin arasında buldum Bekir Koçak’ın… Bir izlek birliği içerdiği için hoşgörüsüne sığınarak buraya aldım. Torunun birine yazıp da birine yazmamak olur mu diyerek… A.Ş)

BAHAR ÖRNEĞİ GÜLÜŞÜN/ BEKİR KOÇAK

20/2/2009 · Kategori: Siir

BAHAR ÖRNEĞİ GÜLÜŞÜN

 

                                                 torumum berkcan’a

 

ömrümün ellinci yılı, ödülüm

canların canıdır, çiçeğim, gülüm

hayatımın tadı berkcan'ım geldi

haneye can katan aslanım geldi

 

gönlümün esriyen en ince yanı

görünce insanın kaynıyor kanı

tasanı, hüznünü ve de sevdanı

seninle birlikte yaşarım oğul

 

inan ki yetiyor bana gülüşün

seninle başlayan en güzel düşün

vız gelir zorluğu baharın, kışın

beraber engeller aşalım oğul

 

bütün güzellikler olsun seninle

her güçlük yenilir senin sevginle

dilerim yarına güzelliğinle

birlikte sel olup coşalım oğul

 

isteğim ermendir her muradına

bunca iyilikler senin adına

takılsın gözlerin kuş kanadına

göğün maviliğine uçalım oğul

 

sarmış çevremizi hayatın ağı

oğul, sakın yorma sen de koçağı

aşılmaz sanılan çok yüce dağı

seninle beraber aşalım oğul

 

                                   Bekir KOÇAK

(Gizemi Temmuzda Saklı, 2000, s. 32)

BİR KAÇ ŞİİR/ BEKİR KOÇAK

9/2/2009 · Kategori: Siir

BEKİR KOÇAK (*) / ŞİİRLER
___________________________

 

Dokun Sıcaklığınla

 

aynı göğün mavisini giyindik

bin fidan verdik

                     suyuna

ne sırtımızdaki yük

ne gözlerimizdeki fer

kendi başımıza bıraktı bizi

katlanmak kolay olsa

haydi neyse bir sefer

               atlayıp geçeceğiz tuzakları

               nerde arkamızda ağıtlar

               arkamızda dinmez fırtına

nasıl gidilir yalnız

nasıl susulur şafağa karşı

gizleyecek neyimiz var ki

bakmayın sessizliğimize

el elden tutar 

                 göz göze bakar

aldanıyoruz çocuklar

                   dersimiz

                         ateşle su

                          sonra gök gürlemesi

                          sonra ıssızlık

bunu elbet kitaplar yazar

dokun sıcaklığınla  

               kim ne derse desin

               bozulacak tuzaklar

               pusulacak çiçeklenecek

               o yüzden bu yaygara

 

                                        Bekir KOÇAK

 

 

Haziran Dendi Bize

 

bırakıp gittiniz

suların hırsında bizi

üstümüzde kaldı gözleriniz

mavi boncuk sabrı sabahlar

kahve telvesinde hüzün fısıldar

kulaklarımıza "dağlarımıza

gelince bahar" susar çanları

şehrin

 

 

bırakıp gittiniz camlarda

kaldı adımız haziran

dendi bize okunan

romanlardık

                             siyah beyaz resimler

aşk namustu terde

sonsuzluk isyanı ateş

zaman bizimle tutsak

gönlümüz asi

rüzgar diner bulut eser

kahrolmak aczi midir kuşun

uçmak yalansız günlere

güzelliği olmalı kurtuluşun

 

 

bırakıp gittiniz

evlerimizde barut kokusu huzur ne

susar ne söz dinler

uçar gelinböceği

kanadı kanlı bulut

parmak ucu dal ~eğil

gün görmüş derler önce

ömre çekilir sur

söylenenler duyulmaz

bıçak sırtı çizgide

 

                              Bekir Koçak

 

Seni Ağlamak

                      Sevgili Adnan Yücel'in anısına,

teneke damlarında altındağı'nın
pas kokar is kokar şarap kokardı
kaçamak takılırdı o zaman gecelere
tek sözcükte aranırdı kurtluş/nerdesin
savrulan rüzgardı saçların
bulutsuz gürlerdi sesin

AŞTIM YAĞMURU SELİ
BAHAR SANDIM KARA DÜŞTÜM

acının resmini basarken gazeteler
gözlerin dostluğun saklandığı yerdi
yıba çarşısında 'ayko'da
taylan türküleri çalıp söylerdin
külüne düşman kesilirdi ateş
bir elin hasan hüseyin'de
özgen'deydi bir elin

YOLA VURDUM SENİ ERKEN
YOL UZADI ZORA DÜŞTÜM

kapılar şimdi kapandı işte
yokluğuna dayanılmaz
sensiz nasıl gidilir uzaklara
'acıya kurşun işlemez' belki
bir temmuz sabahında kanadı yara

UÇUP GİTTİN GÜN YURDUNA
TURUNCUDAN MORA DÜŞTÜM

ozan sözü doğrudur elbet
nasılsa olacak birgün
'yeryüzü aşkın yüzü'
çaresizliğin imgeleri düşecek dillerden
kolay düşmeyecek balıklar ağa
sırrına meydan okunacak zamanın
sevgin işlenecek doğaya
çökececek 'saraylar saltanatlar'
neresinde olursa olsun dünyanın

Bekir KOÇAK

 

 

 

SESİNİ TANIYAN RÜZGÂR

-Doğankent beldesi halkına sevgilerle
Göz göze benziyor
sevgi uzak
taşra tafrası fırtına
töre deyince
inci düşünce
toplumsal onulmazlık
kahrın saklandığı mekân
ışkın sürmez bağrı yanık
ot koynunda kertenkele
sesini tanıyan rüzgâr
dalga yorgunu deniz
kutsal ayaklarda iz
-batı-
taş taş üstünde kalmasa da
tarihin elinde tanrı
öfkesi yalın kılıç
süt aklığında yontular
zaman hicran karası
-doğu-
unutmak kolay değil
sadi’yi acem halılarını
ay şavkı ruh-i ilahi
yıldız kırpar ehli bozkır
dili derya
anlamlı muştu takvimde yaprak
bağdat’ı basra’yı geçer
nefes dergâh-ı anadolu
sevdayı donanır
gönül evi
sürer aşkın atını zamana
ahmet yesevi
gün döner, mevlana döner
secdesinde arşı zemin
som altından bir eşik
evvel ezeli
tacı tahtı nar
bektaşi veli
kıta aynı kıta mı
dostluğa dair
yunus-u pir
bahçede gül
düğmesi alev aslı
sevdası külde kerem
lalezara ahu figan
“bir hoş sada” şimdi
dünden bugüne kalan

Bekir Koçak

 

 

Utancın Güzelliği Yok

karasız insanlar dünyasındayız
geç kalmış ihbarlar sürülen izde
sen ben çoğalan giz derken
vurdumduymaz sorular bize kalan
zorlanan korku zamansız telaş
yanıtlara öncelik yok nedense

bir masalın lacivert sularına
güzellikleri taşıdı nabzın
unutkan bir şiirin ağına isyan
gözleri tanıdık bizimle yaşıt
akranı kalmamış göçebe tutkular
yabancısı değilse bu masal bu dağın
nasıl varmışız niye varmışız bilmeden
sözcükler ülkesine yorgun argın

durulmuş bir öfkeydi sendeki
yaşlı ya da kimsesiz
bir de yüzün vardı tanış
çıkarsız dostluğa değer veren

gençliği bıçaklanmış kasırgalar vardı
yaşam hükmeden yörüngede
kangren akşamlara tanık
toz pembe hücrelerde tek başına
büyüdükçe büyüdü kahrolası yalnızlık

devri âlem bir dünya
almış yürümüş densizlik
ne insanlar gelip geçti dili zehir/dili bal
ah çeken yenik sayıldı
ürkek yanımıza vurup geçti fırtınalar
hayali yarım kalan kesik kol
bedensiz iki büklüm
toprağa belenmiş/acıya döl olmuş türküm

geç kalmaya gelmez
ölümün sesini gizliyor perdeler
ellerim seyiriyor ben yokum
kimliği sensin seni arayan sesin
kan bağlamış kemendine çakallar
çoğalmış çağrılara kurulan pusu
üzgünüm utancın güzelliği yok
hava gibi su gibi doğrusu
Formun Üstü

Bekir KOÇAK  (Damar Dergisi; Ekim 2000)

 

 

Yıldız Yavrusu


Yıldız Yavrusu
ok yaydan çıktı
söz ağızdan
toplayıp getirmek zor
izlenen bunca rezillik
güzellik teri yüzünde
nefesi kesik


göremeyecek bizi
sesi ayıbından ağır
sayfalara dökmüş geçmişini
geçmişi karanlık
kuşaktan kuşağa düştü kederimiz
yansıyan ışığını aynaların
çoğalan yaz sandık

yaşam ağacı öksüz
yaprakları erken sarı
kısıs üzre budanan acı
düşer üstümüze
yorgun güvercinler göz göze
uçar sonsuzluğa


sinsi bir intiharın
koynunda bulduk seni
başucunda gece
gülüşün acemi
başına buyruk
gülümser yıldız yavrusu
ay ikize gebe


nöbete durmuş töre
alışkın yakmaya saçı
kınası haramdır
hızma üstü gölge
ele güne karşı
tutsaklıktır zaman
gözbebeğinde çölün
perişan küheylan


akan sular durur
üç damla yaş yanağında
sevgi sabırlı ana
alır başını gider ıslık
üç yerimde mermi
beyaz giymese iyi olu
yetimdir ecele karşı
ne kimse tanır
ne hesabı sorulur


Bekir Koçak

 

___________

(*) Bekir KOÇAK: Yozgat 1946 doğumlu. Şair. 1978'de Gazi Eğitim Enstitüsü Türkçe Bölümünü bitirdi. O dönemin zor öğrencilik yıllarında şiirlerinde "Savaş CANOĞUL" adını kullandı.

YAPITLARI: Özgürlüğün Elleri (Şiirler, 1975), Gizemi Temmuzda Saklı (Şiirler, 2000)



*****     *****     *****
DERGİLERDE ŞİİR ( 28 ŞİİR )

 

 

 

 

Ad Olduk Aydınlığa, (Ekin Sanat, Sayı: 35, Ocak 2009 )

Ankara Düşer Yüreğime, (Ekin Sanat, Sayı: 4, Mayıs 2005 )

Aşkın Eli Tufan, (Damar, Sayı: 193, Nisan 2007)

Bu Gece Dinamit Lokumu Gibi Yüreğim, (Yeni Toplum, Sayı: 15, Şubat 1977 (*)

Bunları Yazmaya “Mecburum”, (Ekin Sanat, Sayı: 10, Kasım 2005 )

Çığlık Küskünlüğü, (Ekin Sanat, Sayı: 13, Şubat 2006 )

Dağ Esintisi Gelincik, (Ankara Edebiyat, Sayı: 5, Şubat 2008 )

Gözle Yürek Arası Susmak, (Ekin Sanat, Sayı: 26, Nisan 2008 )

Hasret Sevdanın Kendisi, (Ekin Sanat, Sayı: 30, Ağustos 2008 )

Haziran Dendi Bize, (Ekin Sanat, Sayı: 27, Mayıs 2008 )

Her Ölüm Fidan Dalı, (Ankara Edebiyat, Sayı: 7, Ağustos 2005)

İşsizim Anne, (Ekin Sanat, Sayı: 31, Eylül 2008 )

Kaçıncı Bapta Musa ve Davut, (Ankara Edebiyat, Sayı: 7, Nisan 2008 )

Konur Sokak Uçarı, (Ekin Sanat, Sayı: 27, Haziran 2008 )

Küfür ve İnkâr, (Ankara Edebiyat, Sayı: 9, Haziran 2008 )

Oynuyor Yürekleri Otomatik Silahların, (Yeni Toplum, Sayı: 19, Haziran 1977 (*)

Ölümü Ertelemek, (Ekin Sanat, Sayı: 23, Ocak 2008 )

Sav Evecen Bulutları, (Ekin Sanat, Sayı: 34, Aralık 2008 )

Selam Olsun O Canlara, (Yeni Toplum, Sayı: 12, Kasım 1976 (*)

Sisli Deniz Ufku, (Ankara Edebiyat, Sayı: 10, Temmuz 2008 )

Sunaklar Suskun, (Ekin Sanat, Sayı: 29, Temmuz 2008 )

Susmalı Gece, (Ankara Edebiyat, Sayı: 13, Ekim 2008 )

Şehrin Ozanları, (Ankara Edebiyat, Sayı: 12, Eylül 2008 )

Utancın Güzelliği Yok, (Damar, Ekim 2000)

Yarının Gül Çığlığı, (Ekin Sanat, Sayı: 25, Mart 2008 )

Yeter ki Temmuz Olmasın, (Ekin Sanat, Sayı: 6, Temmuz 2005)

Yıldız Yavrusu, (Ekin Sanat, Sayı: 32, Ekim 2008 )

Yurt İçin Sevdalıyız Ölüme, (Yeni Toplum, Sayı: 12, Kasım 1976 (*)

 

________________________________________________________

 (*): Savaş CANOĞUL İmzası ile Yayımlanan Şiirler

 

Daha

4/6/2008 · Kategori: Siir

Daha

Ali Püsküllüoğlu


Gece daha gece olmadan
yola çıkalım, ulaşırız
gergin tele, içimizdeki. Hüzünlü bir bulut
sanki alçalan, dağılan.

Olmadan gece yola çıkalım, şaşırırız
yolu değil, geceyi hiç değil, kendimizi
günlerce. Unuturuz
artık unutmak yaraşır her şeyi, değil mi?
Bir deniz kıyısı, kumlukta, ayak izlerimizi iyice
silmek gerekir, sileriz.

Yaşadık, öyle diyelim. Günlerimizi, iyi kötü,
kimse yadsımasın. Soluruz
bir süre daha, yaşamak bu nasılsa. Kırlar, gökyüzü
işte uzanıp gidiyor şurada, önümüzde,
gece olmadan daha, Ay doğmadan.

Daha!

Taş Parçaları

22/12/2007 · Kategori: Siir

Taş Parçaları

Birhan Keskin


III
Madem arkandan ağlamamı bile çok gördün bana
Al bu taşlar senin olsun… O halde ve bundan böyle
Bütün davullar vursun, telleri kopsun sazların
boşluğa bağırsınlar, birlikte;
Kan kusacağız.
Kan kusacağız.
Madem dünya bunca zalim
Madem yakışmıyor kalbimize.

Bütün davullar gümlesin
Boşluktan gelen, boşluğu dolduranı
Boşluğa böğüreni
Vursunnnn.

Bak! nasıl kan kusuyor külde uyuyan
Dünya görrrrsün.

IV
Her kezim ben
Küle ne öğretebilirse hayat, ancak
Onu öğretti bana da.

(Ama…)
Ben külün içinde çok uyumuşum.
Ben külün içinde çok uyudum.
Ben külün içinde çok uyudum.

II
İçerde tıkanan çığlık dışarda inliyor
Sabaha karşı
Uyku kabul etmiyor beni
Dışardan bir yerden uzuuuuunnnnuzun
Bir inilti kopuyor.
İçimde zulümün duvarları.
Uykuuuuuuuu
alsana beni koynuna.

Kalktığımda,
banyoya seyirttiğimde gözümden sesler boşanıyor.
İçerde,
sonra bu sessizce akan yaşlar senin, diyor. İçimin duvarlarında
bu taşlar oturuyor,
çıkaramadığım bir ses var, benden onu çıkarıyor,
Taşın sessizliğinde:
Kalın, ilkel, boşluğa doğru, gecenin kovuğundan
dışşşşarı doğğğruuuu:

Seni bu yalan dünyaya saldıııııııııııımmmmmmmmmmmm sonunda
acıyor çoooooookkkkkkkkkkkkk,

VI
Ben seni hep sevgilim ben seni hepppp
yüzünden geçen dalgalardan okudum.
Gözlerine sevgi okudum ellerine şefkat okudum
Annen seni inkâr etmişti
Aldım etime dokuduuuuuuuuum.

V
Yanmamı bekleme benden
Ben ne çok yandım, biliyorsun.
Yanamam ben yanamam
yanamam küllerim uçuyor.
Rüyamda sapladığın jiletler etimde
Kanamıyor acımıyor.
Acımıyor
Bu dünya buz, bu buzzzzz
zzzzzzzzzzzda
Hiçbir şey acımıyor.

Bunlar yalan,
Yalan söylediklerim
Yalan söylediklerin
Bunlar ancak dünyaya yakışıyor.

Küldüm ben zaten
Küldüm zaten küldüm zaaaateeeen
Kalmışsa eğer
Külün içinde şimdi insanım
uyanıyor.

Dünya görsün şimdi.
Bembeyazzzz
dünyaaaaaaaaaaaa
Yoluna baş koyup buzzzdaaaaaaa
Kan kusanı.

I
Tek tek dururken onlar
Öbürü henüz yanına gelmemiş olanı çağırıyor:
O ikisi yan yana, alt alta geldiklerinde
Dünya böylece daha geniş oluyor
Biri ötekine ateş sunuyor
ve eski kitaptan çıkıp başka bir anlam
oldukları gibi oluşlarını da beraberlerinde taşıyarak
Çoook eski bir kitapta, ısınsın diye
masalı tetikliyor
ama yine de olduklarının ötesine taşan bir başka masal oluyor
Öbürü, henüz yanına gelmemiş olanı çağırıyor:
Büyü böylece büyü oluyor
Öbürü henüz yanına gelmemiş olanı çağırıyor:
masal mıydılar, soruyor…
Maaaasssssssaaaaallllllllllllllll…

VII
Dünya ne ki sevgilim?
Benim sana yaptığım kubbe yanında.
Düşsün, olsun, bırak,
içinde yıldızlar patlıyor.
Kolaydır inanmak kadar inanmamak da.
İster sal kendini dünyaya, ister kal yanımda
Her şeyden öte öyle sevdim ki ben seni
Yoluna baş koymak diyoruz
Biz barbarlar buna.

Sekiz
Kırdımsa ben o yalan mekânı kırdım
Çıksın diye ortaya
Çırrrrrrrıııllçıpplaaaaaaak:

Sen benim yuvamsın
Yuvanım ben senin.

Ses-Gölge / Gülten Akın

15/9/2007 · Kategori: Siir

Ses-Gölge

Gülten Akın


elimdeki doğuştan kâse –bildim–
bir şey beklemeye değildi.
AŞKtı mekâna sığmazdı kâseyi attım
AŞKın şavkıdığı dünyayı istedim

bir bile değildim, hiç oldum
ne utanç kaldı ne korku ne bağ
AŞKı istedim
öyle yürekten istedim, yürek eridi

kaygan biçimlere tutuldum
biçim kaygım en kırık yanımdı
AŞKı sesten olmuş bir gölgeye yükledim

ten ayrı ve uzak durdu
hayat koşum takımları düzgün
gündelik talika
ten alındı götürüldü dışarıdan baktım
o kendini yaşadı
ben AŞK diye ses-gölgeyle kaldım

KARŞIYAKA SAHİLİ / ŞEBNEM ÖZERDEM

31/3/2007 · Kategori: Siir

KARŞIYAKA SAHİLİ

             Akıp giden günün geceye başlayacağı ilk anlarda denizin, kış güneşine veda edişini yakalamak. Koyu mavilerin, soğuk grimsi dalgalarının üstünde uçan birkaç martının hüzünden mi, özlemden mi, mutluluktan mı acaba diyerek kanat çırpınışlarına kulak verdiğiniz anda, inanılmaz kıpkırmızılığına bürünmüş güneşin, her ton portakal tonuna dönüşerek adım adım batışını izlemek, Karşıyaka sahilinde…
             Ve aniden keskin bir bıçak gibi yüzünü kesen, gözlerinizden sessizce akacak birkaç damla yaş oluşturan rüzgara karşın, öyle başkadır ki, İzmir körfezine veda eden güneşin batışı yakalamak, Karşıyaka’nın eşsiz sahilinde…

Gün renkleri,
Yok olsa da,
Yavaş yavaş.
Rüzgar üşütse de
Tenini.
Yok olsa da,
Martıların
Her birisi.
Yanmaya başlar,lambalar
Bir bir,
Karşıyaka sahilinde…
Birbirine sarılmış,
İki sevgili.
Yürüyen herhangi birinin,
Tebessümü.
Yosun kokusunun güzelliği
Bir duble rakıya
Eşlik eden
Kömürde balığın kokusu
Buzlu bademin
Dudağın ucundaki
Lezizliği…
Ve yüreğimizdeki
Sevgisi ile
Karşıyaka sahili
Geceye başlar,
Usulca…

Annabel Lee / Şiir/ Edgar Allan Poe

13/2/2007 · Kategori: Siir

Sevgililer gününüz Hiç Bitmesin

 

Edgar Allan Poe (1809-1849)

 

Annabel Lee

 
Seneler,seneler evveldi;
Bir deniz ülkesinde
Yaşayan bir kız vardı,bileceksiniz
İsmi Annabel Lee;
Hiçbir şey düşünmezdi sevilmekten
Sevmekden başka beni.
 
O çocuk ben çocuk,memleketimiz
O deniz ülkesiydi,
Sevdalı değil karasevdalıydık
Ben ve Annabel Lee;
Göklerde uçan melekler bile
Kıskanırdı bizi.
 
Bir gün işte bu yüzden göze geldi,
O deniz ülkesinde,
Üşüdü rüzgarından bir bulutun
Güzelim Annabel Lee;
Götürdüler el üstünde
Koyup gittiler beni,
Mezarı ordadır şimdi,
O deniz ülkesinde.
 
Biz daha bahtiyardık meleklerden
Onlar kıskandı bizi,_
Evet!_bu yüzden (şahidimdir herkes
Ve o deniz ülkesi)
Bir gece bulutun rüzgarından
Üşüdü gitti Annabel Lee.
 
Sevdadan yana ,kim olursa olsun,
Yaşça başca ileri
Geçemezlerdi bizi;
Ne yedi kat gökdeki melekler,
Ne deniz dibi cinleri,
Hiçbiri ayıramaz beni senden
Güzelim Annabel Lee.
 
Ay gelip ışır hayalin eşirir
Güzelim Annabel Lee;
Bu yıldızlar gözlerin gibi parlar
Güzelim Annabel Lee;
Orda gecelerim,uzanır beklerim
Sevgilim,sevgilim,hayatım,gelinim
O azgın sahildeki,
Yattığın yerde seni .
 
(Çev.:Melih Cevdet Anday)

 

 

 

Düş Ülkesi

 

Kötülük meleklerini konuk eden

Karanlık ve ıpıssız bir yoldan 

Kara tahtından, GECE adlı Hayalin

Yönettiği bu topraklara yeni geldim

Dünyanın öteki ucundan geldim

Karanlık bir ülkesinden kuzeyin

-Uzamın, Zamanın dışında görkemle

Uzanan yabanıl ve gizemli bir ülke-

 

Dipsiz vadiler ve engin denizler,

Uçurumlar, Titan ormanları, inler

Ve o ormanlarda, çiyin altında 

Ne olduğu bilinmeyen nice şey daha

Her an yıkılacakmış gibi dağlar

Kıyısız denizlere doğru yatmışlar

Denizde dalga yerinde duramıyor

Ateşten göğe yükselmek istiyor

Taşıyor hep, taşıyor gölün suları

Gölün sessiz suları -sessiz ve ölü

Gölün durgun suları -durgun, üşümüş

Üzerine zambakların karı düşmüş

 

Böylece taşar hep gölün suları 

Gölün sessiz suları, ölü suları

Gölün üzgün suları, üzgün, üşümüş

Çünkü zambakların karları düşmüş

Böylece ırmağın yanında dağlar

Uğuldar, sabah akşam uğuldar

Kurbağalar, semenderlerle dolu

Bataklıklar ve griye çalan koru

Cinlerin perilerin yaşadığı

Kasvetli gölcükler, su yatakları

Her noktası ayrı ayrı kötü olan

Her köşesinden hüzünler saçan

Burada, dehşet içinde yolcular

 

Geçmişin anılarıyla karşılaşırlar

Kefenler içinde ürkek gölgeler

İç çekerek yanınızdan geçerler

Eski dostlardır bunlar, yeryüzüne

Acı çekmeye gönderilen -ve göğe

 

Huzurlu, rahat bir yerdir burası

Herşeyden büyükse kişinin acısı

Gölgede yürüyen ruhlar için

Eldorado'dur, ah neden olmasın?

Fakat buradan gelip geçenler

Ona dikkatle bakmayabilirler

O da sırlarını açmaz böylece

Bakmayı bilmeyen kapalı göze

Böyle buyurmuştur kralın yasası

Yasaktır kapalı gözleri açması

Kederli ruhlar görür yalnızca 

Karanlık camların ardından o da.

 

Kötülük meleklerini konuk eden

Karanlık ve ıpıssız bir yoldan 

Kara tahtından, GECE adlı hayalin

Yönettiği topraklardan evime geldim

Dünyanın öteki ucundan geldim

Bu karanlık ülkesinden kuzeyin

 

 

 

Şarkı

 

Gelin olduğun gün gördüm seni

   Yüzünde alevden bir pembe

Oysa mutluluk sarmıştı çevreni,

   Bütün dünya bütün aşklar önünde

 

Ve gözlerindeki yakıcı ışık

   (Artık o şey her ne idiyse)

Sancılı gözlerimin güzellik adına

   Görebileceği herşeydi yeryüzünde

 

O pembelik belki kızlık utancındı

   Yani geçip gidebilir zamanla

Ama coşkulu bir ateş yarattı

   Yazık! evlendiğin adamın bağrında

 

Gelin olduğun gün kim gördü seni

   Yüzüne inerken o derin pembe

Oysa mutluluk sarmıştı çevreni,

   Bütün dünya bütün aşklar önünde

 

 

Düş İçinde Bir Düş

 

Bir öpücük kondurayım alnına

Ayrılırken seninle şu anda

Açıklıyorum işte sana

Haklıydın, evet, günlerim bir düşten

Başka bir şey değildi gerçekten

Ancak umut çekip de gitmişse

Bir günde veya bir gecede

Bir düşte, hiçbir şeyde ya da

Umut nedir ki gidenler arasında

Tüm gördüğümüz, göründüğümüz

Yalnızca düş içinde bir düş

 

Dalgaların dövdüğü bir kıyının

Uğultuları arasında duruyorum

Avuçlarımın içinde altın

Gibi kum taneleri tutuyorum

Ne kadar azlar, kayıyorlar nasıl da

Parmaklarımın arasında uçuruma

Gözyaşlarım dökülürken usulca

Daha bir sıksam avucumu, Tanrım!

Onları elimde tutamaz mıyım?

Acımasız dalgaların elinden

Birini olsun kurtaramaz mıyım?

Göründüğümüz veya gördüğümüz her şey

Düş içinde bir düş değil de ne?

 

(Çev.:Tozan Alkan)

 

Şiir Penceresi'ndeb Alıntılanmıştır

« Önceki :: Sonraki »