5. Avrupa Şiir Yarışması Sona Erdi

13/5/2009 · Kategori: Odul

5. Avrupa Şiir Yarışması sona erdi

Amsterdam / M.Esra Turgut

11 senedir Hollanda'da yayın yapan Platform Dergisi öncülüğünde yapılan Avrupa Şiir Yarışmasının 5.sonuçlandı.Avrupa çapında yapılan yarışmayı bu sene Kadın Dergisi' de destekledi. Yarışmaya Avrupa çapında büyük katılım oldu.Organizeden sorumlu  Platform Dergisi Kültür Sanat editörü H.Kerim Ece dergimize özel açıklamalarda bulundu.

Hem katılımcılara hem de jüri üyeleri Doç. Rıdvan Canım, Ressam/şair Halil Gül ve drs. Hüseyin K. Ece'ye zahmetlerinden ve şiirleri değerlendirdiklerinden dolayı, ayrıca beş yıldan beri bu yarışmayı bir dergi gücüyle devam ettiren Platfom çalışanlarına, özellikle genel yayın yönetmeni Ebubekir Turgut Bey'e ve bu sene yarışmamızı destekleyen Kadın Dergisi yöneticilerine çok teşekkür ediyoruz.

5. Avrupa şiir yarışması başarıyla tamamlandı.

Yarışmaya Nerelerden Katılım oldu?
 Yarışmaya Hollanda başta olmak üzere Almanya, Belçika, İngiltere, Avusturya, Kıbrıs, Amerika Birleşik Devletleri, Kırgızistan, Bulgaristan, Fransa, Danimarka, Yunanistan, Finlandiya,  Kanada ve Japonya'dan 57 şair 123 şiiriyle katıldılar.

Yarışmada neyi dikkate aldınız?
Şiirler, Türkçeyi iyi kullanma, şiiriyet, üslub, ahenk gibi açılardan değerlendirildi. Üç jüri üyesinden en yüksek toplam puanı alan şiirler dereceye girdiler.

Yarışmadaki Amaç Nedir?
Tekrar hatırlatmak gerekir ki şiir yarışması asıl amaç değil, şiire, edebiyata, okuyup yazmaya bir teşviktir.

Değerlendirmeleri Nasıl Yaptınız?
Değerlendirmeler jüri üyelerinin mümkün olduğu kadar objektif bakışıyla yapıldı. Bu konuda matematiksel sonuç beklenmemeli. Derece alan şiirler en iyisi olmadığı gibi, dereceye giremeyenler kötü şiir değil. Sonuçta bir kaç tanesine derece verilmesi gerekiyordu. Jüri kendine göre en iyisini tesbit etmeye çalıştı. Başkaları derece alanla şiirler için, 'bu şiir şu dereceyi almalıydı' denileceği  gibi, 'bu şiir nasıl bu dereceyi aldı' da denilebilir.

Yarışmaların sonucuna itirazlar oluyor mu?
Elbette herkesi memnun etmek mümkün değil. Üstelik herkesin kendine göre bir şiir zevki, beğendiği bir tarz, hoşlandığı biçim vardır.

Türkiye'den katılımcıları neden kabul etmiyorsunuz?
Ülkemizde başka organizelerin olduğu bir gerçek.Buna rağmen Türkiye'den yarışmamıza büyük talep var.. Şair arkadaşlara tekrar tekrar teşekkürler. Şiir yazma bu veya başka yarışmalarla sınırlı kalmamalı. Devam etmeli. Şiir bir nehir akışıdır. Hayat devam ettiği sürece şiir de kendi yatağında akacaktır. Biz Türkiye dışında da güzel şiirlerin yazılmasını, kaliteli şairlerin yetişmesini arzu ediyoruz. Ümit ediyoruz ki bu gibi faaliyetler bu amaca katkı sağlar.

5.Avrupa Şiir Yarışması nasıl sonuçlandı?
Yarışmada;
Birinciliğe: ABDULKADİR İNALTEKİN'in GURBETTEN ANNEME-1 adlı şiiri (Berlin-Almanya)
İkinciliğe: ŞAFAK YOLCU'nun SÖYLE ÇOCUK adlı şiiri (Kıbrıs)
Üçüncülüğe: MURAT ÖZER'in PERİŞANIM AŞKTAN ve ÇİLESİNDEN adlı şiiri ( ABD )

1. Mansiyona:ABDULKADİR İNALTEKİN'in OĞUL adlı şiiri
2. Mansiyona: İ İDRİS GÜNAYDIN KAN SEVGİLİ adlı şiiri
3. Mansiyona AHMET TERLİ YAHYA KEMAL'İ ANIYORUM adlı şiiri
4. Mansiyona: GÜNGÖR ŞENKAL'ın GÜL/DEĞİRMENİ adlı şiiri
5. Mansiyona: GÜLSARI FATMA SELVA SEZEN adlı şiiri layık görüldü.


--------------
Not: Bu sayımızda ilk üçe giren şiirleri önümüzde deki sayılarda da mansiyon alan şiirleri ve beğenilen şiirleri yayınlayacağız.

İyi okumalar dileğiyle.

BİRİNCİ

GURBETTEN ANNEME -1-

Yine hasretinle kaldım baş başa,
Şimdi bir köşeye kuruldum, anne!
Sadece bir serap gurbette, neşe,
Peşinde koşmaktan yoruldum, anne!

Sevdiğim nerede, seven nerede?
Arkamdan methedip, öğen nerede?
İtimat nerede, güven nerede?
En muhkem yerimden kırıldım, anne!

Sır verdim dostuma, aram açıldı,
Derdimi söyledim, yaram açıldı.
Akımı gösterdim, karam açıldı,
Ben, bana gücendim, darıldım, anne!

Her gece kâbusa döner düşlerim,
Figana çevrilir her gülüşlerim.
Ben beni boğazlar, beni şişlerim;
Bu gece çarmıha gerildim, anne!

Adsız şehitlerin yasını tuttum,
Yaşamanın adını da unuttum...
Kurtulayım, diye ölümü yuttum,
Ben kendi ölümde dirildim, anne!

Anne, gurbet değil beni ağlatan.
Neden baştanbaşa garip bu, Vatan?
Her karış toprakta şüheda yatan.
Ben o diyarlardan soruldum, anne!

Tarih boyu ağıt yakan ben oldum,
İki gözü yaşlı bakan ben oldum,
Zulüm gören, boyun büken ben oldum,
Heyhat! Yine hakir görüldüm, anne!

Lübnan'da hedefe diktiler beni,
Keşmir'de odlara yaktılar beni.
Cezayir'de ipe çektiler beni,
Bosna'da anlımdan vuruldum, anne!

Çeçenya'da kanım aktı, sel gibi,
Karabağ'da kopardılar, gül gibi,
Öz yurdumda garip kaldım, el gibi;
Yine öz yurduma sürüldüm, anne!

Dünyaya gözümü açtım, Gazze'de,
Nefes nefes acı içtim, Gazze'de.
Kendi kefenimi biçtim Gazze'de,
Akan kanlar ile yoğruldum, anne!

Kaldı mı yaşamak: gözyaşı, figan?
İnsan avcıları kan kusuyor, kan!
Bir tarafta Irak, bir yanda Afgan!..
Kimin için kurban verildim, anne?

Hayalin ömrüme ziyafet oldu,
Seni, düşte görmek kifayet oldu.
Ömrüm baştanbaşa sefalet oldu,
İtildim, kakıldım, yerildim anne!

Düşüncemde, hayalimde sen varsın,
Beni bu dünyada tek sen anlarsın.
Varlığın ruhumu sımsıcak sarsın,
Yine hasretine sarıldım, anne!
Berlin -1996

AbdulKadir İnaltekin/ Berlin -Almanya




İKİNCİ

SÖYLE ÇOCUK !

Hangisini anlatsam sana çocuk?
Bir keşmekeş ki hüküm sürer içimde
Benim diğer adım; yokluk !

Elimin tersiyle itip bir kenara
Tüm sevda şiirlerimi,
Bugün ilk kez ağlıyorum karşında
Kanatırcasına gözlerimi...

Bak;
Alnımın orta yerinde bir yetim
Göz pınarlarımda titriyor yetmişlik bir nine
Tam ortasında yüreğimin, bağdaş kurdu bu gece
Maaş kuyruğunda can veren Batman'lı bir dede...
Bir yanım sevda, bir yanım yokluk
Utanıyorum çocuk...

Hangisine yanayım şimdi çocuk?
Söyle hangi çerçeveye koymalı şimdi,
Bu vedanın resmini?
El verir mi bu kez ecel bana?
Alır mı beni bu gece kuytularına,
Sarı bir efkar denizi?
Söyle birleştirir mi o sahil, yeniden ellerimizi?
Bir yanda ayrılık, bir yanda yokluk
İçim acıyor çocuk...

Hani yalan dedin ya sözlerime
Hani "öldün artık" dedin
Ötesine geçememişiz demek ki
Boş siyasi söylemlerin...
Şimdi boş bakışlar oturtup gözlerime
Soğuk mevsimler gibi geçiyorum kapından
Geçer gibi, aç bir ulusun coğrafyasından
Bir yanda serçe yüreğim, bir yanda yokluk
Ağır yaralıyım çocuk...

Kimi neye inandırırsın ki çocuk !
Sen bile bana inanmazken
Kardeş kardeşi kırarken
Gömüleceğimiz yer topu topu beş karışken...
Oysa gözümüzü kapayıp, parmağımızı her bastığımızda
Huzur konuşlanmalıydı barış renkli atlaslarımızda
Söyle neden barut kokuyor tüm çiçekler
Filistin'de, Bağdat'ta ?
Hani en adil paylaşımdı mutluluk !
Bir yanda savaşlar, bir yanda yokluk
N'olur susma çocuk...

Ben hangi mevsimi tamamladım ki
Ne yasemin kokulu akşamlar
Ne eylülden kalma yıldızlar
Şimdi ruhumda bir sürü eşkiya
Göğsümde çöreklenmiş bir sonbahar
Başımda esiyor yaman poyrazlar
Bir yanım müfreze sancılar, bir yanım yokluk
Ölüyorum çocuk...

Şafak Yolcu / Kıbrıs


ÜÇÜNCÜ

PERİŞANIM  AŞKDAN VE ÇİLESİNDEN

Aşktır beni böyle yakıp inleten,
           Perişanım aşktan ve çilesinden.

Aşkından bir türlü olamam azat
İsmini kalbime yazmış da Hattat.

Aşkından divane olalı senin,
Ahu gözlerinden ibaret hayat.

Gençlik sevmesini bilmiyor deyip,
Seveni sevmemek ne büyük tezat!

Kalbin taş değilse eritir diye,
Sade gözyaşımdan umarım imdat.

Sen bir kızıl gülsün, bense bir gamlı
Bülbülüm dalında ederim feryat.

Yaramı elinle sarmandan başka
Yokdur bu derdimin çaresi heyhat!

       Aşktır beni böyle yakıp inleten,
               Perişanım aşktan ve çilesinden.

Eskidikçe artar kalbde değeri,
Sevilmeden sevmek aşkın hüneri.

Kalbime verdiği bu ıstırabdan
Yok mudur kalbinin hala haberi?

Yaşadığım artık bir başka alem
Sevdana düştüğüm o günden beri.

Sen kömür sanırsın yanık kalbimi,
Elmasa dönmüştür özü, cevheri.

Elinle yaktığın bir çıra kadar
Kalbimin yanında yok mu değeri?

Aşkımdır, aşkımdır, inan aşkımdır
Derin gözlerinin son şaheseri.

       Aşktır beni böyle yakıp inleten,
           Perişanım aşktan ve çilesinden.

Saçılır kalbimdem, ruhumdan her dem
Semaya mutluluk yerine matem.

Yokmuş bu yangını söndürecek su,
Yanar, kavrulur bu ateşle sinem.

Vuslatın hayali bile çok uzak,
Hicrana razıyım, kaderim madem.

Uzaklardan bana bir nefes üfle,
Serinlenir kalbim olarak meltem.

Çok oldu kalbimde güller solalı,
Kapladı her yeri artik krizantem.

Lutfunu umarken kahrını sundun,
Asla geçmez etmek gönlümden sitem.

Aşktır beni böyle yakıp inleten,
           Perişanım aşktan ve çilesinden.

Kalbde aşk gibi bir mücevher gerek,
Ruhda iman gibi bir cevher gerek.

Gönlünün kapısı niçin açılmaz,
Geri çevirdiğin kaç sefer gerek?

Aşkının elinde ben çaresizim,
Kalbini fethetmeğe ne hüner gerek.

Bir kere solumuş ruhum havanı,
Artık bana ne misk ne amber gerek.

Seninle olmamak için göz göze,
Yazılmaz olası bir kader gerek.

Değil mi ki sana gönül vermişim,
Bana gam ve hüzün ve keder gerek.

Aşktır beni böyle yakıp inleten,
           Perişanım aşktan ve çilesinden.

Murat Özer / ABD

PLATFORM DERGİSİ

İleti İçin Fergun ÖZELLİ'ye Teşekkür Ederim (AlsahBlog)

63. Yıl Yunus Nadi ödülleri 2009

31/10/2008 · Kategori: Odul

63. Yıl Yunus Nadi ödülleri 2009

Yunus Nadi Armağanı Yarışması, 1946’da kuruldu; hem geçmişe hem geleceğe dönük olan anlamı, gazetemizin kurucusu Yunus Nadi’ye saygı ve sevgiden kaynaklanıyor. Yalnız Cumhuriyet gazetesinin değil, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda büyük emeği bulunan Yunus Nadi’nin anısını her yıl tazelemek bizim için bir görev. Devrimci ve demokrat Cumhuriyet’in Ulusal Bağımsızlık Savaşımızla ve Türkiye Cumhuriyeti’yle zamandaş ve eşanlamlı bir kuruluş tarihçesi var. Yunus Nadi, gazetemizin temel taşlarını bu doğrultuda koydu.

TIKLAYIN

Cumhuriyet

İstanbul- Yunus Nadi’nin ölüm yıldönümünü geçmişe dönük bir acı olarak değil, geleceğe yönelik bir kültür olayına dönüştürmek amacıyla bu yarışma düzenlendi.

Yarışmanın ilk düzenlendiği yıllarda Türkiye’de sanat alanında hiçbir özel ödül yoktu; tek parti dönemiydi ve yalnız CHP’nin koyduğu bir şiir ödülü vardı. Aynı dönemde bütün dünyada sanat, bilim ve edebiyat ödülleri ün yapmışlardı. İsveç’te Nobel, ABD’de Pulitzer, Sovyetler’de Lenin, Fransa’da Goncourt ödüllerinin sonuçları Türkiye’de de izleniyordu; ama ülkemiz bu alanda da geç kalmıştı. Cumhuriyet gazetesi bu öncülüğü üstlendi, altmış yıl önce düzenlenen Yunus Nadi Armağanı’yla sanat ve kültür yaşamımızda bir yarışma coşkusu oluşturdu. Daha sonraki yıllarda Türkiye’de de yarışmaların ve ödüllerin sayısı çoğaldı, yirmiyi aştı. Bugün belki ödül enflasyonundan söz açılabilir; eleştirel bir yaklaşımla sakıncaları gündeme getirilebilir, ama yine de kültür, bilim ve sanat konularında yapılan yatırımların çok yararlı olduğu rahatlıkla söylenebilir. Zamanla ödüller arasında ayrımlar ortaya çıkar; bir yarışma kurumsallaştıkça, amacı, nitelikleri, karakteri belirginleşir. Bu arada kimi holdinglerin kendi amaçlarına yönelik yarışmalar düzenlemeleri ve ödüller dağıtmaları da bu alanda kaçınılmaz çoğulculuğu yansıtıyor. Kimi bankaların, şirketlerin, ticari tekellerin reklam amacıyla düzenledikleri yarışmaların ödülleri, parasal açıdan ne kadar büyük olursa olsun; özü, maddi çerçevenin dışındaki anlamda odaklaşıyor. Ödüller, Yunus Nadi Armağanı Yarışması adıyla aralıksız olarak kırk yılı aşkın bir sürede düzenli olarak gerçekleştirildi, kültür ve sanat hayatımıza amaçlanan katkıları yaptı ve etkilerini duyurdu. Daha önce bir dalda yapılan ödüllendirmenin kapsamı 1990 yılından itibaren genişletildi ve Yunus Nadi Ödülleri adıyla sürmeye başladı. Ülkemizin kültür ve sanat yaşamı bütün baltalanmalara ve olumsuz yatırımlara karşın sürekli gelişiyor ve yaygınlaşıyor. Fikir ve sanat özgürlükleri Türkiye’de tam değil; siyasal iktidarın baskıları hâlâ sürüyor ve çağdaş demokratik ortamdan henüz yoksun sayılıyoruz. Buna karşın fikir, sanat, bilim, kültürde çabalar sürüyor. Tarihsel gelişim sürecinde elbette ‘aydınlanma’nın önüne hiçbir güç geçemez. Cumhuriyet, çağdaş uygarlığa giden yolun fikir, sanat, kültür, bilim yolu olduğunu kuruluşundan beri savunan bir gazete. Bu yoldaki çabaları desteklemek ve özendirmekte Yunus Nadi Ödülleri’nin işlevi sürecek. 2009 Yunus Nadi Ödülleri Edebiyat Ana Dalı’nda öykü, roman, şiir; Görsel Sanatlar Ana Dalı’nda karikatür; Bilimsel Araştırma Ana Dalı’nda Sosyal Bilimler Araştırması olarak sürüyor.

Adaylara başarılar diliyoruz.

31 Ekim 2008

Cemal Süreya Şiir Ödülü kazananlar belirlendi!

8/1/2008 · Kategori: Odul

Cemal Süreya Şiir Ödülü kazananlar belirlendi!
25-12-2007 -       Cemal Süreya’nın 18. ölüm yıldönümü olan 9 Ocak 2008 Çarşamba günü Barış Manço Kültür Merkezinde düzenlenecek törenle, ödüller kazananlara sunulacak.

 

Cemal Süreya Kültür Sanat Derneği sunar!..

 

Cemal Süreya Şiir Ödülü kazananlar belirlendi!

 

       Aydın Hatipoğlu, Egemen Berköz, Enver Ercan, Mustafa Öneş ve Refik Durbaş’tan oluşan Seçici Kurul,

  • Şiir kitabı dalında “Gelincikya” adlı kitabıyla Özkan Mert’i,
  • Şiir dosyası dalında “Lalzaman” adlı dosyası ile Eren Aysan’ı,
     
    Cemal Süreya Şiir Ödülü'ne değer gördü.


  • “Şiir Kipleri” adlı çalışması için Hakan Yirik’e
    Özendirme Ödülü verildi.

 

       Cemal Süreya’nın 18. ölüm yıldönümü olan 9 Ocak 2008 Çarşamba günü Barış Manço Kültür Merkezinde düzenlenecek törenle, ödüller kazananlara sunulacak.

 

Cemal Süreya Kültür Sanat Derneği

Karslı Ahmet Caddesi, Başak sokak No:7

İçerenköy- İstanbul

Tel: (542) 506 9658

Cemal Süreya'yı Anma ve Ödül Töreni
29-12-2007 - Yöneten : Uğurtan Atakan

 
Konser Programı için BURAYI tıklatınız...

Cemal Süreya Şiir Ödülü

Vikipedi, özgür ansiklopedi

Git ve: kullan, ara

1990'da hayatını kaybeden şair Cemal Süreya anısına düzenlenen şiir ödülü yarışması.

Ödül, 1991 yılından beri verilmektedir. 2001 yılından sonra 3 yıl ara verilen ödüller, 2004'den beri Cemal Süreyya Kültür ve Sanat Derneği tarafından devam ettirilmektedir. Yayımlanmış Kitap Ödülü ve Yayımlanmamış Dosya Ödülü olmak üzere iki dalda ödül verilir.

  • 2000
    • Yayımlanmış Kitap: Altay Öktem, Şiddet, Elbet
    • Yayımlanmamış Dosya: Bu dalda ödül verilmedi
  • 1998
  • 1996
    • Yayımlanmış Kitap:Erdal Alova, Bitik Kent
    • Yayımlanmamış Dosya: Bu dalda ödül verilmedi.
  • 1995
    • Yayımlanmış Kitap:Hulki Aktunç, Istıraplar Ansiklopedisi
    • Yayımlanmamış Dosya:Hakan Savlı, Unutulmuş Çocuk Eskizleri

Türk Tabipleri Birliği 2 Temmuz 1993’te Sivas’ta yi

28/12/2007 · Kategori: Odul

 

 

“TTB Behçet Aysan 2007 Yılı Şiir Ödülü Salih Bolat’ın !”

 

             Türk Tabipleri Birliği Behçet Aysan 2007 Yılı Şiir Ödülü sahibini buldu. Ödül Seçici Kurulu 6 Kasım 2007 günü yaptığı değerlendirmede, 2007 yılı ödülünün “Kanıt” adlı kitabıyla Salih BOLAT’a  verilmesini kararlaştırdı.

 

             Türk Tabipleri Birliği’nin 2 Temmuz 1993’te Sivas’ta Madımak Yangınında yitirdiğimiz Şair, Doktor Behçet Aysan ve 36 insanımızın anısına verdiği ödülün bu yıl onüçüncüsü veriliyor.

 

             Ödül Seçici Kurulu, Arif Damar, Emin Özdemir, Ahmet Telli, Ali Cengizkan, Doğan Hızlan, Cevat Çapan ve Ataol Behramoğlu’ndan oluşuyor.

 

             Behçet Aysan Şiir Ödül Töreni 13 Aralık 2007 Perşembe günü saat 19:00’da Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezi (Kenndy Cad. No:4 Kavaklıdere-ANKARA)’nde yapılacaktır.

 

             Kamuoyuna sunulur.

 

Türk Tabipleri Birliği 2 Temmuz 1993’te Sivas’ta yitirdiğimiz Şair Doktor Behçet Aysan ve 36 insanımızın anısına Şiir Ödülü vermektedir. Türk Tabipleri Birliği Behçet Aysan Şiir Ödülü’nün bu yıl sekizincisi verilecektir.

 

 Türk Tabipleri Birliği Behçet Aysan Şiir Ödülleri 1995 yılında Adnan Satıcı’nın “Yerçekimine Uyan Portakal Çiçeği” ve Cahit Ökmen’in “Melankolik Masal” adlı yapıtları arasında paylaştırılmıştı.

 

1996 yılında Seçici Kurul katılımcılar arasında hiçbir yapıta ödül vermedi.

 

1997 yılında Devrim M.Dirlikyapan’a “Karla Gelen” adlı yapıtıyla Behçet Aysan Şiir Ödülü verildi.

 

1998 yılında Behçet Aysan Şiir Ödülü “Gidiyorum Adım Unutuluş Olsun Diye” adlı kitabıyla Ünal Ersözlü, “Aşkiya” adlı kitabıyla Fergun Özelli arasında paylaştırıldı.

 

1999  yılı Behçet Aysan Şiir Ödülü “Çerçi Zeus/Bir Çağdaş Mitoloji” Denemesi adlı kitabıyla Yılmaz Gruda’ya verildi.

 

2000 yılı Behçet Aysan Şiir Ödülü “Sevişne” adlı dosyasıyla Özlem Sezer, “Güzel Suç” adlı kitabıyla Veysel Çolak arasında paylaştırıldı. Ayrıca Selma Ağabeyoğlu; “Gecikmiş Bir Çocuk” adlı dosyasıyla, A.Kadir Paksoy, “Öte-Beri” adli kitabıyla övgüye değer bulunmuşlardır.

 

2001 yılı Behçet Aysan Şiir Ödülü “Dip Sevgi” adlı kitabıyla Turgay Fişekçi’ye verildi.

 

2002 yılı Behçet Aysan Şiir Ödülü “Günün Kapıları” adlı dosyasıyla Tevfik Taş’a ve “Aşk Boyu Sürgün” adlı kitabı ile Ahmet Günbaşa’a verildi.

 

2003 yılı Behçet Aysan Şiir Ödülü “Susmalar Kitabı” adlı yapıtıyla Aydın Şimşek’e verilmesini kararlaştırdı. Ayrıca yapılan değerlendirmede; A.Ertan Mısırlı’nın “Ölüm Beyaz Gölge” kitabı ile Orhan Tüleylioğlu’nun “Boşluğun Parçaları” adlı dosyası övgüye değer bulundu.

 

2004 yılı Behçet Aysan Şiir Ödülü “Uzak Zamana Övgü” adlı yapıtıyla Baki Ayhan T.’ye  verilmesini kararlaştırdı. Ayrıca yapılan değerlendirmede; A.Barış Ağır’ın “Gemilerin Uykusu” adlı dosyası ile Ozan Öztepe’nin “Ölüler Bandosu” adlı dosyası övgüye değer bulundu.

 

2005 yılı Behçet Aysan Şiir Ödülü “Bak Hala Çok Güzelsin” adlı kitabıyla Onur CAYMAZ’a  verildi.

 

2006 yılı Behçet Aysan Şiir Ödülü  “Şehirde Bir Yılkı Atı” adlı kitabıyla Ahmet ERHAN’a  verildi.

 

2007 yılı Behçet Aysan Şiir Ödülü  “Kanıt” adlı kitabıyla Salih BOLAT’a  verildi.

 

TÜRK EDEBİYATINDA BAŞLICA ŞİİR ÖDÜLLERİ:

_______________________________________

 

1- Yeditepe Şiir Armağanı
2- TDK Şiir Ödülü
3- Behçet Necatigil Şiir Ödülü
4- Yunus Nadi Şiir Ödülü
5- Arkadaş Z. Özger Şiir Ödülü
6- Sedat Simavi Vakfı Edebiyet
Ödülü
7- Ömer Faruk Toprak Şiir Ödülü
8- Akdeniz Altın Portakal Şiir Ödülü
9- Halil Kocagöz Şiir Ödülü
10-Cemal Süreya Şiir Ödülü
11-Ceyhun Atuf Kansu Şiir Ödülü
12-Akademi Kitapevi Şiir Başarı Ödülü
13-TRT Şiir Ödülü
14-Nevzat Üstün Şiir Ödülü
15-Behçet Aysan Şiir Ödülü
16-Yaşar Nebi Nayır Şiir Ödülü
17-Cevdet Kudret Edebiyat Ödülü
18-Orhan Murat Arıburnu Şiir Ödülü
19-Ali Rıza Ertan Şiir Öülü
20-Gösteri Dergisi Şiir Ödülü
21-Yazko Şiir Ödülü
22-Dionysos Şiir Ödülü
23-Abdi İpekçi Barış
ve Dostluk Ödülü
24-Truva Kültür ve Sanat Ödülü
25-Türkiye Yazarlar Birliği Şiir Ödülü
26-Aydın Doğan Vakfı Şiir Ödülü
27-Dünya Şiir Günü Ödülü
28-Beşparmak Dergisi Şiir Yarışması
29-Rıfat Ilgaz Şiir Ödülü
30-Melih Cevdet Anday Şiir Ödülü
31-Dünya Kitap Şiir Ödülü
32-Özel İsviçre Hastanesi Sanat Edebiyat Ödülleri
33-Kocaeli Yüksek Öğrenim Derneği (KYÖD) Şiir Ödülleri
34-Cahit Zarifoğlu Şiir Ödülü
35- Ferit Oğuz Bayır Düşün ve Sanat Ödülü
36- Damar Dergisi Edebiyat Emek Ödülü
37- ODTÜ Edebiyat Kulübü Ödülü
38- Pir Sultan Abdal Dernekleri Edebiyat Ödülü
39- Oğuzkaan Koleji Yılı Şiir Ustaları Ödülü
40- Behçet Kemal Çağlar Şiir Ödülü
41- Natıroğlu Şiir Ödülü
42- Sabri Altınel Şiir Ödülü
43- Balıkesir Üniversitesi Şiir ve Öykü Ödülü

Altın Portakal Şiir Ödülü'ne layık görülen ikinci kadın şair

27/2/2006 · Kategori: Odul

'Şiirin bir derdi olmalı'

'Şiirin bir derdi olmalı'
Birhan Keskin, Gülten Akın'dan sonra Altın Portakal alan ikinci kadın şair.

 

Bugün Altın Portakal Şiir Ödülü'nü alacak olan Birhan Keskin: Sadece söz yetmez, dil yetmez; parlaklık, buluş, imge yetmez... Şiirin bir derdinin olması gerekir

 

Radikal, 21/03/2006

 

İSTANBUL - Birhan Keskin, "doğayı ve insan doğasını bütün açmazları, sorunları, çatışmalarıyla, tıpkı 'insanın halleri'ni 'yeryüzünün halleri'yle birleştirmede gösterdiği göz alıcı başarı gibi, ürpertici bir şiir diline dönüştürmenin yetkin bir örneğini oluşturduğu" için, 10. Altın Portakal Şiir Ödülü'ne değer görüldü. Birhan Keskin ödülünü, bugün Antalya'da gerçekleştirilecek ödül töreninde alacak. Gülten Akın'dan sonra Altın Portakal Şiir Ödülü'nü alan ikinci kadın şair olan Keskin'le şiiri ve ödülü konuştuk...
Şiir ödülleri hakkında ne düşünüyorsunuz?
Ödüllere çok da sıcak bakmadım şimdiye dek.
Olabildiğince de uzak durdum. Ama bu ödülü sevdim. Antalya Altın Portakal Şiir Ödülü birkaç anlamlı ödülden biridir benim indimde.
"Şiir, gerçeklikten güç alır" diyorsunuz...
Evet, şiirin içinden gerçeklik, insan ruhunun derinliği geçmiyorsa, sadece 'sözde' dolaşırsınız. Oysa sadece söz yetmez, sadece dil yetmez... Parlaklık yetmez, buluş yetmez. İmge yetmez. Bunu ifade etmek istemiştim. Güzel güzel, yan yana sözler yazmak, güzel dizeler kurmak yetmez. Şiirin bir derdinin olması gerekir. "Derdim vardır inilerim" durumu, kısaca.
Türk şiirinin geldiği nokta?
Bu topraklardan gelip gelmiş zengin bir şiir mirası var. Bugünkü şiiri konuşmak için bugünkü yayıncılık ve edebiyat ahlakını konuşmak gerekir!
Şiir, hakiki şair, has şiir hâlâ olduğu yerde, kendi tenhasında oturuyor, kimsenin kafasını çevirip de bakası yok.. Onun da nedense yerinden kalkası yok! Ama çok şiirli bir memleket burası. Bir türkü dinliyorum, şiir. Bir şarkı dinliyorum, şiir. (Kültür Sanat)

Aşk
Aniden. Birdenbire, beklenmedik olandan...
Beklemeyene: Dilegelen bir dünya.
Vahiy gibi, en çok ona benziyor.
Baharın karnını öptüğüm rüya.

O yüzden "ayak"landım, yukarı ağdım.
Sana vardığımda ağlamam bundan...

Adını andığımda sıcak akıyor bütün nehirler
Dünyayı dolduran sözü olduran o.
Ve ben ne desem şimdi, benden değiller.
Hâlâ soruyor musun bana, aşk ne demek:
O en "bir" ve "tam" olana yürümek.

Durup durup geçmesin içinden ağlamak
Dur, neden ağlıyorsun ca'nım,
yetmez mi ikimize bir sağanak...

Birhan KESKİN

Kültür/Sanat 


Altın Portakal ikinci kez kadın şairin oldu'BA' kitabıyla 10. Altın Portakal Şiir Ödülü'nü kazanan Birhan keskin'in yeni kitabı yakında Metis Yayınları'ndan çıkacak.
Altın Portakal ikinci kez kadın şairin oldu

 

Radikal,

27/02/2006

 

AA - ANTALYA - Bu yıl 10'uncusu düzenlenen Altın Portakal Şiir Ödülü'nün Birhan Keskin'e verilmesi kararlaştırıldı. Mehmet H. Doğan, Yücel Kayıran, Haydar Ergülen, Hüseyin Ferhad ve Cevat Çapan'dan oluşan seçici kurul, Birhan Keskin'i 'BA' adlı şiir kitabıyla ödüle değer gördü. Seçici kurul ödül gerekçesinde "Doğayı ve insan doğasını bütün açmazları, sorunları, çatışmalarıyla, tıpkı 'insanın halleri'ni, 'yeryüzünün halleri'yle birleştirmede gösterdiği gözalıcı başarı gibi, ürpertici bir şiir diline dönüştürmenin yetkin bir örneğini oluşturduğu için, ödüle değer görüldü" ifadesine yer verdi. Gülten Akın'dan sonra Altın Portakal Şiir Ödülü'nü kazanan ikinci kadın şair olan Keskin ödülünü 21 Mart Dünya Şiir Günü'nde düzenlenecek törende alacak.
1963'te Kırklareli'nde doğan Birhan Keskin, İstanbul Üniversitesi Sosyoloji mezunu. 1995-98 arası arkadaşlarıyla birlikte Göçebe dergisini çıkaran Keskin, çeşitli yayınevlerinde editör olarak çalıştı. 1991- 2002 arasında sırasıyla 'Delilirikler', 'Bakarsın Üzgün Dönerim', 'Cinayet Kışı¨+İki Mektup', '20 Lak Tablet + Yolcunun Siyah Bavulu' ve 'Yeryüzü Halleri' isimli kitapları yayımlandı. Şairin ilk beş kitabı 2005 yılında Metis Yayınları'nca 'Kim Bağışlayacak Beni' adıyla tek ciltte toplandı. Bu ciltle eşzamanlı olarak şairin yeni kitabı 'BA' da okurla buluştu. Birhan Keskin'in 'Y'ol' adını taşıyan yeni şiir kitabı da önümüzdeki günlerde Metis Yayınları'ndan çıkacak.

 

************************                                 *************************

 

Altın Portakal Şiir Ödülü'ne layık görülen ikinci kadın şair Birhan Keskin oldu

Ürperten şiirlere 'Portakal'

ANTALYA (Cumhuriyet Bürosu) - Antalya Büyükşehir Belediyesi'nin desteğiyle, Antalya Kültür Sanat Vakfı'nca düzenlenen '9. Altın Portakal Şiir Ödülü Sempozyumu' yapıldı. Sempozyumun ardından toplanan seçici kurul 10. Altın Portakal Şiir Ödülü 'ne bu yıl Birhan Keskin'i değer gördü. Keskin, Gülten Akın 'dan sonra Altın Portakal Şiir Ödülü'nü alan ikinci kadın şair oldu.

Geçen yıl '9. Altın Portakal Şiir Ödülü' nü kazanan Yücel Kayıran şiiri üzerine düzenelen 'Yücel Kayıran Şiiri ve Beni Hiç Göremezsin' başlıklı sempozyum üç oturum halinde yapıldı. Necmiye Alpay 'ın onur konuğu olduğu sempozyumda, Prof. Dr. Mustafa Durak , Mustafa Koç , Yaşar Güneş , Mehmet Can Doğan , İbrahim Oluklu , Gökhan Cengizhan , Yrd. Doç.Dr. Mahmut Babacan bildiri sundular. Yücel Kayıran, sempozyumun bitiş konuşmasında ''şiirin öldüğünün söylendiği bir zamanda Antalya Kültür Sanat Vakfı ve Büyükşehir Belediye Başkanı Menderes Türel 'in şiire verdiği destek için'' teşekkür etti.

Şiir ödülünün seçici kurulu, eleştirmen Mehmet H. Doğan , 9. Altın Portakal Şiir Ödülü Sahibi Yücel Kayıran, 2. Altın Portakal Şiir Ödülü Sahibi Haydar Ergülen , 5. Altın Portakal Şiir Ödülü sahibi Hüseyin Ferhad ve şair Cevat Çapan' dan oluştu.

Birhan Keskin, ödülü ''BA'' isimli kitabıyla aldı. Gülten Akın'dan sonra Altın Portakal Şiir Ödülü'nü alan ikinci kadın şair olan Birhan Keskin'le ilgili ''Doğayı ve insan doğasını bütün açmazları, sorunları, çatışmalarıyla, tıpkı 'insanın halleri' ni, 'yeryüzünün halleri 'yle birleştirmede gösterdiği göz alıcı başarı gibi, ürpertici bir şiir diline dönüştürmenin yetkin bir örneğini oluşturduğu için ödüle değer görülmüştür'' denildi. Birhan Keskin, ödülünü 21 Mart Dünya Şiir Günü'nde düzenlenecek törenle alacak.

 

42 yaşa beş kitap sığdırdı

Birhan Keskin, 22 Aralık 1963'te Kırklareli'de doğdu. 1986'da İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü'nü bitirdi. İlk şiirini 1984'te yayımladı. Keskin, 1995-1998 yılları arasında arkadaşlarıyla birlikte Göçebe dergisini çıkardı. Şairin ilk beş kitabı 2005'te Metis Yayınları'nca Kim Bağışlayacak Beni adıyla tek ciltte toplandı. Bu ciltle eşzamanlı olarak şairin yeni kitabı "Ba" da okurla buluştu. Birhan Keskin'in "Y'ol" adını taşıyan yeni şiir kitabı da önümüzdeki günlerde Metis Yayınları'ndan çıkacak.

Cumhuriyet 27.02.2006

Cemal Süreya ödülü Ergülen’in

6/1/2006 · Kategori: Odul

Cemal Süreya ödülü Ergülen’in

Şair, yazar Haydar Ergülen’in ‘Keder Gibi Ödünç’ü, Yayımlanmış Kitap dalında Cemal Süreya Şiir Ödülü’ne değer görüldü. Ödül 9 Ocak'ta sahibine verilecek.



Cemal Süreya Derneği’nin düzenlediği ödüller 9 Ocak’ta Kadıköy Halk Eğitim Merkezi’ndeki gecede sahiplerine verilecek.

Veysel Çolak, Refik Durbaş, Enver Ercan, Aydın Hatipoğlu ve Mustafa Öneş’ten oluşan seçici kurul Murathan Çarboğa’nın ‘Yağmalanmış Hayat’ını da Kitap Bütünlüğü Taşıyan Dosya dalında birinci seçti.





  Kaynak : www.internethaber.com
  Tarih : 16.12.2005

Adam / Haydar Ergülen

                                -idil'e-

O şehre davrandığın gibi davran bana da
O şehre gittiğin gibi bana da git uçarak
bana da in, bana da kon ve el salla geride
bıraktığına: Elveda benim küçük adamım!
ufacıktan bir şehri nasıl adam ettinse,
Sevdinse adam gibi, beni de o şehir gibi
sev! Korkma sakın, adam etmez aşk beni,
geç benden, benim de köprülerim var,
aşkı seyret oradan, dalgın günüm geçiyor,
benim de gecelerim var, danset, eteklerin
fırdönsün, sen bana dön, bana eşlik et,
benim de sabahlarım var, uyanmaya ne saat,
ne telefon, ne kapı: bisikletin zilini
dizlerini kanatan bir deli kız çalsın yeter ki!
Benim de parklarım var, uzanıver salkımsaçak
üstüme, dalımdan tut, benim de yapraklarım var
güneşli gövdene müjde eli kulağında bahar,
benim de şiirlerim var, aşk konulu, senin
o şehri sevmene benziyor, seni sevmeye
benziyor adamakıllı serserin olana kadar

Bir şehri kıskanıyorum, benim böyle neyim var?

 

Şiir ile Ankara / Haydar Ergülen

İstanbul'un kapısı hala Haydarpaşa'dır. Bir şehir nereye kapı açar, bir şehrin
neresinde kapı açılır diye aklınıza getiriyorsanız, Haydarpaşa'da akrar
kılmanız kaçınılmaz olacaktır. Trenden inersiniz, gar binasından geçersiniz ve
merdivenlerde bir an durup bakarsınız, işte o an kapıda geçtiğiniz andır, size
uzaktan baka biri, bu şehre kaçıncı kez geldiğinizi, kaçıncı kez o kapının
hayatınızın bir sınırı olarak ardınızdan kapandığını anlayabilir. O kapının
ardında birçok şehir duruyorsa da, onların arasında biri var ki, bu şehre
kaptırdıklarınızı kolay kolay geri alamaz. Fakat kahrından da yıkılmaz, bir
anne gibi kızlarını ve oğullarını gurbete göndererek yaşayacağını bilir,
bağrına taş basar, oturur. Ankara Ankara Güzel Ankara dedikleri o anne
şehridir, şehirlerin annesidir. İstanbul'la yarışı baştan kaybetmiştir demek
ona haksızlık olur. Ankara, yerini bilen şehirlerin başında gelir. Ankara'nın
İstanbul'la bilinen hiçbir mes'elesi yoktur, mes'ele çıkaran her zaman olduğu
gibi İstanbul'dur.

        Bir şehrin kapısı her zaman hatıralara açılır, hatıralara kapanır.
Şehirler; hatıralar dükkanıdır ya. Hatıralar uzun zaman o kapının ardında
unutulur, şehirler gibi. Bir dükkanın kapısına kilit vurup açmamak gibi.
Üstümüze kapanan ne varsa biraz da yokluğumuzdur. Yokluğu çoğalta çoğalta
yaşadığınız bir yeni şehir ise, sizin eskiliğinizi gün be gün yüzünüze vurur.
Gün gelir, o yokluğun kapısını bir kez daha açmayı göze alırsınız. Gözünüzün
açtığı kapı, yokluğun kapısıdır, unutma kapısıdır, açılır bakarsınız dükkan
yeni mallarla tepeleme doludur. Kendinize ordan bula bula belki bir mendil
bulursunuz, hani olur a, gözyaşlarınız içinize akmasın diye, aksa ne olur
akmasa ne, bulduğunuz bir kağıt mendildir. Buradan açınız.

        Ankara'ya başka türlü giremem, insan ardına bakmdan çıktığı bir şehre
hiçbir şey olmamış gibi, aradan neredeyse 15 yıl geçtikten sonra, bir kez
için bile olsa, yüreği titremeden girebilir mi? Gizlice girebilir ama, şehri
bulabilir mi? Bu yazı güzel olursa belki Ankara beni bağışlar ya da bu yazıyı
yazmamın tek sebebi, Ankara'ya tıpkı eskisi gibi gidebilmek içindir, çok var
ki Ankara için övgüden başka bir şey gelmiyor aklıma, hem Ankara, işime yarar
tek şeyin bir kağıt mendil olduğu o dükkan değildir, Ankara kendine mahsustur,
eskiye mahsustur, eski çocuklara mahsustur. Ankara'da vefa diye bir semt
yoktur, Ankara baştan aşağı bir vefa semtidir, onda vefa vardır, bizde vefa
yoktur. Hem vefa böyle bir şey değil midir, aşk gibi, birimizin aşkı ikimize
de yeter de, gün gelir insan yorulur. Ankara'nın yorulduğunu sanmıyorum. Vefa
aşktan da beterdir, aşkın bile bir sonu varken, vefa'nın hiç sonu yoktur,
vefasızlar oldukça vefanın sonu olmayacak!

        İzmir. İzmir için yazabilir miyim bilmiyorum ama, İzmirliler için
mutlaka yazmalıyım. İzmirli olmak bilinmeyen bir şeydir benim için, hala.
Ankaralıların ortak özellikleri var mıdır, bunu da bilmiyorum, ama İzmirliler
için ortak özellikten bol bir şey yoktur. Fakat en ortak ve mühim özellikleri,
İstanbul'a yerleşen İzmirliler'in İstanbul'a yerleşen Ankaralılar'a "taşralı"
gözüyle bakmasıdır. Bu inanılmaz gelebilir ama, İzmirliler'de inanılmaz önemli
bir özelliktir. Çünkü İzmir sadece bir şehir değil, sanki Ege'nin başkenti
gibidir ve Ege'nin başka şehirlerinde oturanlar da İstanbul'a geldiklerinde
İzmir'i temsil ederler, Ankara'ya karşı İstanbul'un yanında saf tutarlar.
Fakat takdir etmek gerekir ki "kentlilik bilinci" İzmirlilerde pek yüksektir,
İstanbul'un geçmişine sahip çıkarak bize bir İstanbul nostaljisini yaşatanlar
arasında İzmirliler önemli bir yer tutar. Ankara'ya yüz vermemelerini ise
anlamak zor değildir. Çünkü hedef İstanbul'dur. Ankaralılarınsa böyle bir
hedefi olduğu söylenemez, onlar çoğunlukla "gelmiş bulunmuş"lardır. Anlaşılan
bu sözleri açmak ve açıklamak için bir İzmir yazısı şart oluyor, burda keselim
ve Ankara'ya dönelim.

        İstanbul, Ankaralılar için bir buluşma yeri değildir. ankara,
İstanbul'a gönderdiği herkesi ayrı semtlere, ayrı kaderlere yerleştirmekle
vazifelidir sanki. Aynı trene bindirse de, yolculuk beraber geçse de, tren
Haydarpaşa'ya geldiğinde sanki herkes başka Ankara'dan geliyormuş gibi kendi
İstanbul'una doğru tek başına yürür. Onları Ankara'da buluşturan, birleştiren,
bir arada tutan şey neyse, tıpkı sudan çıkmış bir balık gibi, o şey İstanbul'a
kadar dayanır ve İstanbul'da alçı dağılır, Ankara paydos, burası İstanbul
olur.

        Bu bir şehir yazısı değil, beni İstanbul'a gönderen benim Ankara'mın
yazısı. Ben öyle yazıyorum, Ankaralılar nasıl okur, İstanbullular ne der,
İzmirliler ne düşünür, bilemem. Hem bilinecek ne var anlatıyorum işte,
anlatabilme ümidiyle. Söylemiştim, Ankaralılar anlata/bilmeyi isterler,
anlamayı/bilmek üzre. Yoksa çok kırılarlar! Yok, o kadar da değil, Ankaralılar
da Ankara gibi yaralarını sarmayı, karanlıklarını saklmayı, onarmayı bilirler.
Ankara duyarlıdır, duygucu değil! Ne de olsa her şeyin bir mesaisi vardır,
şimdi yazı vakti, İstanbul'da da olunsa yazı vaktidir. Öyleyse bir pazar öğle
sonunu Ankara'da yazıya ayırır gibi yazma vaktidir. Ankara görünüşte ihmal
edilebilir, Ankara hakkında uzun süre susabilirsiniz, Ankara yok gibi
davranabilirsiniz, ama Ankara'yı gönlünüzün haritasından çıkaramazsınız.
"İnsan Yüreğinin Haritası" filmindeki eskimolu çocuk gibi, kurtulmak üzre
kaçarsanız, gider düşlerinizi gerçekleştirirsiniz, oysa en güzel düş
kurtulduğunuzu sandığınız yerdedir ve ir gün veya sonunda sakinliğin orada
olduğunu anlar, dönersiniz. Bu bir keşif değildir, olağan bir şeydir, sadece
kendinizi ihmal eder gibi orayı da ihmal etmişsinizdir, bir gün önünüzde bütün
kapıların açıldığını, başka kapı kalmadığını gördüğünüz anda, eski bir
anahtarın kilitte döndüğünü işitirsiniz, işte o unuttuğunuz kapı kendiliğinden
açılmak üzeredir size. Daha bekleyebilir misiniz? Daha ne duruyorum? Hayır,
Ankara'ya filan döndüğüm yok, daha erken, daha Ankara'nın beni beklediğini
hissetmiyorum, kilitte dönen anahtarın sesini duymadım henüz, beklemedeyiz.
Bekle beni Ankara diyerek çıkmadım ki o şehirden. Sadece unutulmamak için, ben
de senden geldim, ben de senin eski çocuklarından biriyim diyebilmek için,
İstanbul çekil aradan, Ankara ile konuşuyorum.

        Orda benim neyim var? Bir lise, bir üniversite, birkaç ev, birkaç
eskiden sevgili, ki şimdi hiçbiri oralı bile değil, fakat orda benim şairlerim
var en çok; Metin Altıok ile Behçet Aysan var, onlar Sivas'a gittiler
biliyorsunuz, İstanbul'a gelenleri saymıyorum, Ankara'ya gelenleri de
saymıyorum, Ankara'da kalanlarım var, dönerse ıslık çalmasını istediklerim
var, Ergin Günçe var ya, "Güzel suçlar işledin bir tarih oldun artık" diyor,
Ankara'ya değil, gidip de dönmeyenlere, dönemeyenlere söylüyor olmalı bunu,
sevgili 'Gezgin'im Metin Altıok'a söylüyor olmalı, şimdi akşam kimdedir,

"Gün bitti lambayı hazırla;
Işık kalmadı girecek odamıza.
çek perdeleri sevdiceğim;
Kanadı kırık bir akşam
Zonkluyor durmadan dışarda."

Metin Altıok söyledi diyedir elbette bunu ve söylememiş bile olsaydı, Ankara o
küçük "Tragedyalar" başkenti. Benim 'Behçet'im var, onun Sivas'ta bir işi yok,
bir suçu yok, fakat bilmediler, bilmiyorlar, hem bilseler bundan böyle neye
yarar?

"Kırgınım, saçılmış
bir nar gibiyim
(...)
sessiz akan bir ırmağım geceden
git dersen giderim
kal dersen kalırım."

Kal deseydim kalır mıydın Ankara'da tabibim? Ankara'nın Almanya'ya ödünç
verdiği bir şair Gültekin Emre var,

"Öldükten kaç gün sonra kırılır sesin
Kaç gün daha uzar sakallarım, siyaha elvada
etin kemiğe sarılmasına kim engel olabilir
Ruhum uçan balonlarda çocukları sevindirir"

diyesiymiş Gültekin'in, bir de İzmir'e armağanı var Ankara'nın, Sina Akyol,

"Elmanın
nara değdiği gün
Kış
(...)
Nakşı derin bir kadın
Uyur ve işler
Dağ: Çömelir.
Geyik: Düşer.
Avcı: Vurur
Kurşun: Kaçar
(...)
Gölde maral
sesi büyür."

Sina'nın Ankara'da "Lokman'la Geçen Şen Günleri" var. İyi ki Ankara'nın
kimselere vermediği, ölümlere kaptırmadığı, armağan etmediği, gurbete
göndermediği şairler var, onlar olmadan ben Ankara'yı nasıl özlerim, nasıl
severim? "Bir Denizin Çekildiği Bütün Kıyılar"da ve "Arka Oda"da Mehmet Taner
var, onun "mis!" gibi bir şiiri var:

"mis gibi şeftalinin sırasıdır şimdi
Haziran maziran derken o da çıkacak
(...)
aldatılmış ruhum çıkacak
(...)
Adım deliye çıkacak"

Ali var, "Ankara Ankara Güzel Ankara"nın şiirini yazdı, şairlerin alisi ki
Ankara delisi olmalı diye düşünüyorum onu ya da vefa delisi: Ali Cengizkan.
"Ankara Ankara Güzel Ankara" kitabının başına aldığı küçük yazıyı, benim
yazımın yerine de okuyabilirsiniz, ondan izin isteyerek yazıyı buraya
alıyorum:

"Ankara bir düşler kentidir, kentin kendisi insanları düşler dünyasına
taşıdığından değil: İnsan Ankara'da düş kurmadan yaşayamaz da ondan. Ya
yönetimle ilgili bir düşünüz olmalı, ya mutlulukla ilgili, ya iyi insanlıkla
ilgili bir düşünüz olmalı, ya da iyi sanatçılıkla ilgili. Düşlersiz yaşanmaz
Ankara'da: Çünkü ufuklar sınırlıdır dağlarla, geniş bir ufuk düşünüz yoksa.
Çünkü dereler sığdır ve 'denetim altındadır' göğsümüzde yüreğimiz bir
çağlayana bir kaynak oluşturmuyorsa. Çünkü kale terk edilmiş gözükür uzaktan,
içimizde taht kuran/hüküm süren, astığı astık/kestiği kestik ama sırasında
kendini de kesen bir yönetim yoksa. Çünkü ilişkiler köhnemiş, 'memurin' ve
hesaplıdır, yaptığınız her şeyi karşılıksız yapmıyorsanız. Onun için de Ankara
bir düşler yatağıdır. Onun çorak bir ülke, tozlu bir kent, kısır bir yaşam ve
çeşnisiz bir toprak olduğu bir yana bırakılırsa /.../ işte bu şiir bu düşleri
anlatır. Ve aşk delileri, mal delileri, göz delileri, yorgan yüzlüler,
melekler, körler, sağırlar, dilsizler, sıkmabaşlar, açık bacaklar, şaşılar,
uygun adımlar, beyin sevenler, yarım pabuçlar, zenneler, kırık boyunlular,
boksör köpekleri, telli bardaklar, yaylı sazlar, dost ölüleri ve diğerleri
adına ve onlar için yazılmıştır,"

dedikten sonra "Solfasol Otobüsü"ne bindirir şiiri:

"Hadi gel, bir kere daha deneyelim,
Mutluluk hakkını kaptırma başkasına.
Solfasol otobüsüne binelim sıkışıktır,
Yakın olmanı istiyorum bana.
Asu gel, bir kere daha deneyelim."

Adana'yı Ankara'ya tercih eden, şimdi orada bir Ankaralı gibi davranan Hüseyin
Ferhad var, "Geceyarısı Sularında" Ankara'yı ve arkadaşlarını anlatıyor:

"Hamamönü paslanıyor, Yenişehir, Tandoğan
Şakaklarıma kar yağıyor usuldan
gençliğim ve gençlik arkadaşlarım ivmeyle yaşlanıyor:
Duran Er, Ahmet Erhan, Adnan Azar, Yaşar Miraç,
Neşe Yaşın, Haydar Ergülen, Ali Cengizkan
Ağzımda yanık çayır kokusu,
Saçlarım yüzüme dökülüyor,
gözlerimi çırmalıyor 'gaflet' uykusu;
ben iyi bir kaptan değildim zaten, teknem battı, kayboldum
geceyarısı sularında."

Biz kara ahalisi değil miydik, aramızdan iyi bir kaptan çıkmazdı nasılsa! Olsa
olsa 'tayfa' olur bizden, o da olmazsa ne gam, belki bir gün doluşuruz kürkçü
dükkanı olan Ankara'ya Ahmet Telli'yi unutmamalı, ki o da 'vahim Ankaralı'lar
arasında birinciye gelir. Ona tesadüf bile edemezsiniz İstanbul'da. Bunları
okusa eminim içinden "Çocuksun sen" der, ama kibarlığından söylemezdi bana:

"Bir de belleğim başıma bela hazin ve komik üstelik
Hatırla eskiyen meydan saatini, çocukluğundur
Tayyare pulları getirdim sana evden kaçışlarım
İstersen yok say bunları tesbih de yapabilirsin."

Adnan Azar, ilk şiir kitaplarımız birlikte çıkmıştı, çok sevinmiştik, nerdeyse
koşarak İstanbul'dan Ankara'ya gidebilirdik, o gitti, ben kaldım, bakın eğer
hala bilmiyorsanız, size Adnan Azar'dan çok güzel bir şiir armağan ediyorum,
adı "Okuntu",

"Mevsimlerden denizi, inceliklerden en çok geçmişi
özlediniz. Sevgiyi kavramanın ağırlığı başlayınca
bizim gibi kaçmadınız. Belki biraz ağladınız; bir
gözyaşı izi boyunca kanadınız. Akşamlar ve parklar
arasında dünyaya en çok siz yaraştınız
(...)
Şimdi sizi çok özlemişiz. Bir akşam bize gelirse
niz, geniş koltuklarda otururuz, susarız."

"Öteki Şiirler" adlı kitabının arka kapağına şunları yazmış Ahmet Erhan:

"Sanki söylenecek her şey söylenmiştir. Meyhanede arkadaşlarla bir veda
partisi. Eski bir sevgili aranmış, çocuklardan ve eğitim düzeninin
çarpıklığından konuşulmuştur. Eski fotoğraflara bakılmıştır. Sonunda orta yaşa
gelinmiştir. Şarlatanlar ve düzenbazlar kazanmıştır. Ve şiir, artık gülünç bir
şeydir onlarca; sence, bütün yenilgilerin toplamı olmuştur."

Öyle olmuştur sevgili Ahmet Erhan, gülünç olmak pahasına yazan şairlerse iyi
ki kalmıştır. Hem sen de öyle ya da böyle, buna benzer bir şey demiyor musun?

"Reis, bu şiir böyle bitmez
Aç bir daha oku uyak sözlüğünü!"

Ankara'da kim kaldı, kim kaldı, Akif Kurtuluş kaldı, hak'katen şairdir,
bilirsiniz, yazmadığı kadar çok şiiri vardır, ki buna yazdıkları dahil
değildir, Ankara'da da şairlerin var olduğu bilinsin diye kalmış gibidir:

"tren ayrıldı, unutulan bir takvimin son yaprağında
kum saatinde bir 'yitik çocuk' olarak kaldım
zaman'ın dışında yer verilmişti, ne kadar sevsen de
sevgilimin gözlerine bir leke gibi bıraktım sessizliği
(...)
yazdıklarımdan o'nun kumral hayatına sızmayacak kadar usluydum
(...)
tren ayrıldı, tuttum koyu bir karanlıkta yırttım kendimi
resim oldum, ürkek bir anı oldum, artık kim olsa kırar beni"

Ve Ankara'yı uzun uzun kimsesiz bırakan, şimdi Ankara'da onun varlığını
bilmekten sevinç duyduğum 'büyük bir adam' var, hem şair, hem adam, şimdi zor
bulunur, Ankara'da bulunur: Orhan Tekelioğlu, "Sonra beni bana bırak sevgilin
ol sevgilim" dediydi, bir de "bir adam zor bulunur yalnızlığa" dediydi, kime,
'son dostlara'. İşte böyle Ankara, işte Ankara'da çok adam var, çok şair var,
Ankara'dan çok adam, çok şair geçtiği de unutulmamalıdır, derim.

Adamlardan biri Tanpınar'dır. Onun Ankara'sı

"Bazen geniş sağrısını rüzgara vermiş bir harp gemisi gibi zaman ve
hadiselerin denizinde çevik ve kudretli yüzer, bazen bir içkale, bütüm
ümitlerin kendisinde toplandığı son sığınak olur, bazen bir kartal yuvası gibi
erişilmesi imkansız yükselir."
(Beş Şehir, s.3)

Ahmet Hamdi Tanpınar'a göre bir 'zıtlar mecmuası'dır Ankara. Tanpınar, "Beş
Şehir"in Ankara'sını şu sözlerle bitirir:

"Ankara Kalesi bu akşam saatinde bana bir milletin tarihin ne kadar uzun
olursa olsun, birkaç ana vak'anın etrafında dönüp dolaştığı, birkaç büyük ve
mübarek rüyaya, yaratıcı hamlenin ta kendisi olan bir imanın devamına bağlı
olduğunu bir kere daha öğretti." (a.g.e., s.20)

Bana da şiire beraber başladığım ve şimdi pek azı orda kalan Ankaralı
arkadaşlarım öğretti desem, Tanpınar'ın bu tespitine halel mi getirmiş olurum?
Olmam zahir!

Şair Ahmet Erhan'om, keşke bulup da okuyabilseniz, "Ankara-İstanbul Karatreni"
(Edebiyat ve Eleştiri, MAyıs-Haziran 1993; sayı:8, s.46-51) adlı bir yazısı
var. Aynı Ankara'yı terennüm ediyoruz, o Ankara'dan İstanbul'a göçü anlatıyor,
ben de şimdi buradan Ankara'ya bakmaya çalışıyorum. Demek ki yanyolda,
Eskişehir'de buluşabiliriz. Ahmet'in yazısında, bir kez daha anmıştım, ilginç
saptamalar ve samimi itirazlar var, örneğin

"Türkiye edebiyatının en önemli atılımları önce Ankara'da başlamış, daha sonra
İstanbul'a tedbil-i mekan ederek ve ferahlar gibi görünerek ölmüştür. İşin
ilginç yanı, göç edenlerin hepsi de sonradan kanlı bıçaklı İstanbullu
kesilmişlerdir." (agy, s.48)

Ben önce Eskişehirli, sonra Ankaralı ve sonradan İstanbullu olduğum için,
galiba bir de şimdi bu yazıyı yazmakta olduğum için, alınganlık
gösteremiyorum. Fakat şu yazdıklarında derin bir haklılık payı buluyorum,
kendi adıma da:

"...varolma nedenleri belli bir edebiyat türünde bir şeyler yaratmak olan
insanların İstanbul'da yokedici bir çelişkiyi yaşamamaları mümkün değil. Bu
anlamda yazar-şair takımının beyin göçü aslında aldatıcı, kendi alanlarıyla
varolamadıkları, ya da çarpıtılmış alanlarda kaydıkları bir göç türü." (agy,
s.50)

Ve yazının o güzel, dokunaklı finalini bir kez daha alıyorum buraya, bana da
çok dokunduğu için:

"Ankara garından İstanbul'a günde beş tren kalkıyor: Mavi Tren iki kez,
Anadolu-Boğaziçi iki kez, Fatih Ekspresi bir kez... Karatren yok, diyorlar.
Arkadaşlarımı götüren trenin adı tarifelerde geçmiyor." (agy, s.51)

Ben seyyah değilim, şairim. Ankara'dan geçmedim, bizzat durdum orda, bakındım,
bekledim. Seyyah olsam işim kolaydı, beğenirdim, beğenmezdim, överdim, yergide
bulunurdum, anlaşılmazdı gelip konduğum, gidip durduğu. Seyyah olsam yerini
bilirdim, şimdi burası neresidir, şimdi orda kim var, şimdi ben hangi
şehirdeyim ve hangi şehir bende, benim kurulduğum şehir nerde, o yüzden benim
atmosferimde bir şehir değil, bir şiir öne çıkar, nerdeyse. Ankara o şiirle
kurulmuştu benim gönlümde, İstanbul dergilerinde yayımlanan ilk şiirlerimi
Ankara'da yazıp oradan postaya vermiştim, İstanbl'a şiirlerimi göndermiştim
önce. Haydarpaşa kapısından şehre girebilecekler mi bakalım endişesiyle değil,
adet olduğu üzre. Ankara şiir için iyi bir başkenttir, ama yayımlamak için
değil. Türk Dili, Yusufçuk, Tan, Yarın, Uçurum gibi, şiir yayımladığım için
onları anıyorum sadece, diğerlerini ve değerlerini bilmez değilim, güzel
dergileri oldu. Şimdi yayımlananları görüyorum, ama o eski hava yok gibi,
biraz taşra kokusu sinmiş gibi şimdiklerin üstüne, çünkü o eski, güzel
dergiler, Yazı'dan Oluşum'a, Yeni İnsan'dan Morköpük'e, Sözcükler'den
Doğu-Batı'ya, Türkiye Yazıları'na, Edebiyat Dostları'na ve unuttuklarım dahil,
Ankara'nın bir şiir başkenti olduğunu bilir ve gözlerini İstanbul'a
dikmezlerdi. İstanbul'a kavga etmek için çıkmazlardı, Ankara'da bir şiir
vardı, birçok şair vardı, onlar için çıkarlardı, şimdi üzülüyorum bu sinik,
tozlu taşralı tutuma, şimdi o dergilerde Ankara yok, Ankara'nın şiiri yok. Bu
sözlerime kızanlar olacak biliyorum ama, eskiden Ankara'da yayımlanan
dergilerin İstanbul'da da okur, yazar, şair müşterileri olurdu, üzerine
konuşulurdu, şimdi hangisi ve niye çıkıyor, bilmiyorum, bilinmiyor. Eski
Ankara ısrar bilmezdi, ısrar etmeyi sevmezdi, şimdilerde tuhaf bir inat var
gibi, Ankara'nın İstanbul'dan başka derdi yokmuş gibi davranıyorlar. Vahim
değilse de kadim bir Ankaralı olarak bu duruma üzülmemi de çok görmezler
herhalde. Şimdi Ankara'ya bu yazıyla kavuşmak üzereyken veda etmek gerekiyor.
Şairleri şiirin hallerine bırakmak gerekiyor, orda duran bir kaç ahbaba,
birkaç şaire, tren, mektup, şiir gibi eski moda haberleşme vasıtalarıyla,
belki bir yazıyla selam göndermek, gönülçelen olmamak gerekiyor, belki selamın
biri de Bursa'ya, Bursa'dan Ankaralı olmayı unutmayan Ramis Dara'ya gider,
gider mi gider, belki bu yazıyı da bir şehri şiirinden, ama daha çok
şairlerinden doğru özleyen, belki İstanbul'da, klasik deyimle Bizansların
çoğlamasından sıkıntı duyarak, Ankara'yı daha daha daha da özleyen birinin
sılasına yazmak ve gurbetidir diye okumak gerekiyor, belki bu yazının kusuru
olarak İzmirleri, İstanbulluları işin içine karıştırdığımızı, Ankara'nın buna
ihtiyacı olmadığı halde, demek ki Ankara'dan oldukça ve çok uzun zamandır uzak
kalmamızın bir göstergesi bu, onu bu yazıya alet ettiğimizi görmek gerekiyor,
öyleyse bu yazı için pulun sabırsızlandığını, zarfın açıldığını anlayıp demek
ki veda etmek gerekiyor artık. İki şartla veda ederim. İlki, o şiir
başkentinden uzak düşmüş biri olarak, o şehirde sevgili Funda Aras için
yazdığım şiiri yolu yok okuyacaksınız:

"haylaz bir serçenin sesinden ısındım bu ilkyaz göğüne
eskimeyen bir güneşin ışıklarıyla tutuştu gövdem
kadınım o çocuk yüreğin nasıl yoksul komadıysa hayatımı
ela gözlerin de birer yıldızdır bu lacivert geceye düşen"
(Funda İçin, 1 Nisan 1981)

İkincisi ise, Cemal Süreya'nın "Oteller Hanlar Hamamlar İçin Sürekli Şiir"inin
tamamını bulacaksınız, ben oradan kısa bir bölüm sunabilirim ancak:

"Biliyor msun başkentim nedense
Birbirimizden çekiniyoruz ikimiz de.
Sen yasların hiç yaslanmaz oldun
Ben acılarıma yeterince.
Tek boynuzlu yapılar arasında
iki katlı ve gözlüklü bir hayır evi
Dayandım ak bedenine öptüm öptüm
Aşkım değilsen haber ver benzerimi!"

Ankara: Benim şiirim, İstanbul: Herkesin şiiri, İzmir: Bazılarının şiiri.
Ankara için günün birinde bir yazı yazacağımı düşünürken, bunun şiirsiz
olmyacağını da düşünmüştüm, şiir gibi bir yazı olmadı, farkındayım, belki
uzaktan değil, yakından bakmalıyım Ankara'ya, belki baharların birinde, ilk
veya son gidip Ankara'da, Ankara için ya da Ankaralı ya da bir Ankara şiiri
yazmalıyım, kaç kişi kalmışsa Ankara Ankara'nın güzel şairleri, kendimi
onlarla eskisi gibi hissetmeliyim, belki orda yazdığım şiiri yine ordan bir
İstanbul dergisine postalamalıyım. Belki o şiir bana iyi gelir, Ankara için
yeniden bir yazı yazmayı deneyebilirim. Yazı şart değil, mektup da olur.
Ankara'nın yalnızca şiirleri değil, mektupları da meşhurdur. Elbette zarfsız
oldukları ve puldan başka bir şey taşımadıkları için. Şimdi işim zor: Hem o
şehri bul, hem o şairleri bul, hem o şiiri bul, mektubu bul, pulu bul, pul bul
pul bul pul bu, ve anla Ankara ben sana göreyim, gitme başımdan.

 


Cemal Süreya ödülü Ergülen’in
Şair, yazar Haydar Ergülen’in ‘Keder Gibi Ödünç’ü, Yayımlanmış Kitap dalında Cemal Süreya Şiir Ödülü’ne değer görüldü.


NTV-MSNBC
Güncelleme: 18:20 TSI 16 Aralık 2005 Cuma

 

İSTANBUL - Cemal Süreya Derneği’nin düzenlediği ödüller, 9 Ocak 2006 Pazartesi günü Kadıköy Halk Eğitim Merkezi’nde düzenlenecek ‘Cemal Süreya’yı Anma ve Yaşatma’ gecesinde sahiplerine verilecek.

Veysel Çolak, Refik Durbaş, Enver Ercan, Aydın Hatipoğlu ve Mustafa Öneş’ten oluşan seçici kurul Murathan Çarboğa’nın ‘Yağmalanmış Hayat’ını da Yayımlanmamış Dosya Ödülü dalında birinci seçti.

Seçici Kurul, Nurduran Duman’ın ‘Yenilgi Oyunu’ adlı dosyasını da Jüri Özel Ödülü’ne değer buldu.

CEMAL SÜREYA ŞİİR ÖDÜLÜ

Ergülen'in son şiir kitabı 'Keder gibi Ödünç'

1990’da hayatını kaybeden şair Cemal Süreya anısına düzenlenen şiir ödülü yarışmasıdır. 1991 yılından beri ödül veriliyor. 2001 yılından sonra 3 yıl ara verilen ödüller, 2004’ten beri Cemal Süreya Kültür ve Sanat Derneği tarafından devam ettiriliyor. Yayımlanmış Kitap Ödülü ve Yayımlanmamış Dosya Ödülü olmak üzere iki dalda ödül verilmekte.

HAYDAR ERGÜLEN KİMDİR?
14 Ekim 1956’da Eskişehir’de doğdu. İlk ile ortaokulu Eskişehir’de, liseyi Ankara’da okudu. Orta Doğu Teknik Üniversitesi Sosyal Bilimler Fakültesi Sosyoloji Bölümünü bitirdi. Anadolu Üniversitesinde araştırma görevlisi olarak çalıştı. İstanbul’da reklam yazarlığı yaptı. Anadolu Üniversitesi’nde yayımcılık, reklamcılık ve Türk Şiiri dersleri verdi.

İlk şiiri 1972’de Eskişehir’de Deneme dergisinde “Umur Elkan”, ilk yazısı da aynı yıl Yeni Ortam gazetesinde “Mehmet Can” adıyla yayımlandı. İstanbul’da Üç Çiçek (1983) ile Şiir Atı (1986) dergilerini yayıma hazırlayanlar arasında yer aldı.

1979’dan başlayarak Somut, Felsefe Dergisi, Türk Dili, Yusufçuk, Yarın, Gösteri, ile Varlık dergilerinde şiirler yayımladı. Bir süredir, Radikal gazetesinde Açık Mektup köşesinde denemeler yazıyor.

YAPITLARI
Şiir
* Karşılığını Bulamamış Sorular (1981)
* Sokak Presesi (1990)
* Sırat Şiirleri (1991)
* Eskiden Terzi (1995)
* Kabareden Emekli Bir Kızkardeş (“Lina Salamandre” adıyla, 1996)
* Kırk Şiir ve Bir (1997)
* Karton Valiz (1999)
* Hafıza (“Hafız” adı altında, 1999)
* Ölüm Bir Skandal (2000)
* Toplu Şiirleri: Nar (1.cilt, 2000)
* Toplu Şiirleri: Hafız ve Semender (2. cilt, 2002)
* Keder Gibi Ödünç (2005)

Deneme
* Haziran, Tekrar (2000)
* Üvey Sokak (2005)

ÖDÜLLERİ
* Gösteri Dergisi İkincilik Ödülü (Unutulmuş Bir Yaz İçin adlı şiiriyle, 1981)
* Halil Kocagöz Şiir Ödülü (Eskiden Terzi adlı kitabıyla, 1996)
* Behçet Necatigil Şiir Ödülü (Kırk Şiir ve Bir adlı kitabıyla, 1997)
* Cahit Külebi Özel Ödülü (Orhon Murat Arıburnu Şiir Ödülü kapsamında, Kırk Şiir ve Bir adlı kitabıyla, 1997)
* Akdeniz Altın Portakal Şiir Ödülü (Kırk Şiir ve Bir adlı kitabıyla,1998)
* Dionisos Şiir Ödülü (2005)