V.Uluslararası İzmir Şiir Buluşması 20-22 Mart 2009 / Foto Albüm
24/3/2009 · Kategori: Haber













![]()
![]()
![]()
![]()
![]()
![]()
![]()
![]()
![]()
![]()
![]()
![]()
![]()
Etknlikle İlgili Tüm Fotoğraflar >>> AlsahBlog İzmir 5. Şiir Buluşması
AlsahBlog / Şiirler, Şairler














![]()
![]()
![]()
![]()
![]()
![]()
![]()
![]()
![]()
![]()
![]()
![]()
![]()
Etknlikle İlgili Tüm Fotoğraflar >>> AlsahBlog İzmir 5. Şiir Buluşması
“ŞİİR YAŞASIN”
KIRMIZI YAYINLARI
METİN ALTIOK ŞİİR ÖDÜLÜ 2008
KATILIM KOŞULLARI:
(*) Ödüle, her yılın 1 Ocak ile 31 Aralık tarihleri
arasında ilk baskısı yayımlanmış şiir kitapları ya da bir
şairin ilk baskısı yapılan toplu şiirleri kitap olarak katılabilir.
(*) Ödül için adaylar kendileri başvurabilecekleri
gibi yayınevi, dernek, üniversite vb. kurum ve kuruluşlar ve seçici kurul üyeleri tarafından da önerilebilir.
(*) İster kendi başvursun ister diğer yollardan aday gösterilsin, katılımcılardan ödüle katılmayı kabul ettiklerini belirten imzalı bir onay belgesi istenir.
(*) Kitapların yayın tarihini izleyen yılın 15 Şubat gününe kadar ödül yazmanlığına 8 adet olmak üzere teslim edilmiş olmaları gerekir.
ÖDÜL:
(*) Ödül tutarı 5.000 YTL’dir ve ödül Kırmızı Yayınları tarafından verilir.
(*) Kazanana ayrıca ödülü simgeleyen bir heykelcik verilir.
(*) Ödül, Metin Altıok’un doğum günü olan 14 Mart’ı takip eden günler içinde belirlenecek bir günde törenle verilir.
(*) Ödül paylaştırılmaz ve tek kişiye verilir.
SEÇİCİ KURUL ÜYELERİ:
(*) Gülten AKIN, Füsun AKATLI, Doğan HIZLAN, Tâlat Sait HALMAN, Ülkü TAMER, Eray CANBERK, Enver ERCAN’dan oluşmaktadır.
(*) Seçici kurul her yılın 20 Şubat – 1 Mart arasında toplanır. Seçici kurul kararı, ödül yazmanlığı tarafından basına açıklanır ve kazanan şaire bildirilir.
BAŞVURU ADRESİ:
(*) KIRMIZI YAYINLARI,
Refik Saydam Caddesi Akarca Sokak No: 41 Tepebaşı – Beyoğlu / İSTANBUL
Tel: (0212) 253 53 25
www.kirmiziyayinlari.com
Fazıl Hüsnü Dağlarca
Savcı, nedir düşündün mü,
Dağları sorguçlu kılan?
Onlar susmaz, gece gündüz, onlar haykırır yüceden.
Gelmiş dağlardan yalnayak, durmuş kapına bir ıssız,
Seni bile içli kılan.
Savcı, nedir düşündün mü,
Bıçakları uçlu kılan?
Bir eski hak alınmamış, bir dere kan sorulmamış,
Şunun bunun alın teri,
Alınları taçlı kılan.
Savcı, nedir düşündün mü?
Yazıları suçlu kılan?
Usla, yürekle büyümüş, gündüzler geceye karşı,
Ama nedir çağlar üzre,
Beni senden güçlü kılan.
Fazıl Hüsnü Dağlarca Aramızdan Ayrıldı94 yaşındaki şair Fazıl Hüsnü Dağlarca, zatürre tedavisi gördüğü hastanede yaşamını yitirdi. Dağlarca'nın 60’tan fazla şiir kitabı var. BİA Haber Merkezi - İstanbul 15 Ekim 2008, Çarşamba Şair Fazıl Hüsnü Dağlarca, İstanbul’da yaşamını yitirdi. Bir süredir Marmara Üniversitesi Hastanesi’ndeki tedavi gören Dağlarca, 94 yaşındaydı. Fazıl Hüsnü Dağlarca kimdir?26 Ağustos 1914 İstanbul doğumlu Dağlarca, Süvari yarbayı Hasan Hüsnü Bey'in oğlu, ilk öğrenimini Konya, Kayseri, Adana ve Kozan'da, orta öğrenimini Tarsus ve Adana ortaokulundan sonra girdiği Kuleli Askeri Lisesi'nde tamamladı. 1935'te piyade subayı göreviyle Doğu ve Orta Anadolu'nun, Trakya'nın pek çok yerini dolaştı. Ordudaki hizmeti on beş yılı doldurunca, ön yüzbaşı rütbesiyle askerlikten 1950'de ayrıldı.1952-1960 yılları arasında Çalışma Bakanlığı'nda iş müfettişi olarak İstanbul'da çalıştı. Buradan ayrıldıktan sonra İstanbul Aksaray'da "Kitap" kitapevini açtı ve yayıncılığa başladı. Dört yıl Türkçe isimli aylık dergiyi çıkardı. İlk yazısı 1927'de Yeni Adana gazetesinde yayınlanan bir hikayedir, İstanbul dergisinde 1933'te çıkan "Yavaşlayan Ömür" adlı şiiriyle adını duyurmaya başladı. Varlık, Kültür Haftası, Yücel, Aile, İnkılapçı Gençlik, Yeditepe ve Türk Dili dergilerinde şiirleri çıktı. Bugüne kadar kendisine bir çok ödül verilen şair 1967'de ABD'deki Milletlerarası Şiir Forumu tarafından "En iyi Türk Şairi" seçilmişti. Dağlarca'nın eserleriyse şöyle: Havaya Çizilen Dünya (1935), Çocuk ve Allah (1940), Daha (1943), Çakırın Destanı (1945), Taşdevri (1945), Üç Şehitler Destanı (1949), Toprak Ana (1950), Aç Yazı (1951), İstiklâl Savaşı-Samsun'dan Ankara'ya (1951), İstiklâl Savaşı-İnönüler (1951), Sivaslı Karınca (1951), İstanbul- Fetih Destanı (1953), Anıtkabir (1953), Asû (1955), Delice Böcek (1957), Batı Acısı (1958), Hoo'lar (1960), Özgürlük Alanı (1960), Cezayir Türküsü (1961), Aylam (1962), Türk Olmak (1963), Yedi Memetler (1964), Çanakkale Destanı (1965), Dışardan Gazel (1965), Kazmalama (1965), Yeryağ (1965), Vietnam Savaşımız (1966), Açıl Susam Açıl (1967), Kubilay Destanı (1968), Haydi (1968), 19 Mayıs Destanı (1969), Hiroşima (1970), Malazgirt Ululaması (1971), Kuş Ayak (1971), Haliç (1972), Kınalı Kuzu Ağıdı (1972), Bağımsızlık Savaşı-Sakarya Kıyıları (1973), Bağımsızlık Savaşı-30 Ağustos (1973), Bağımsızlık Savaşı-İzmir Yollarında (1973), Gazi Mustafa Kemal Atatürk (1973), Arka Üstü (1974), Yeryüzü Çocukları (1974), Yanık Çocuklar Koçaklaması (1976), Horoz (1977), Hollandalı Dörtlükler (1977), Balinayla Mandalina (1977), Yazıları Seven ayı (1978), Göz Masalı (1979), Yaramaz Sözcükler (1979), Çukurova Koçaklaması (1979), Şeker Yiyen Resimler (1980), Cinoğlan (1981), Hin ile Hincik (1981), Güneş Doğduran (1981), Çıplak (1981), Yunus Emre'de Olmak (1981), Nötron Bombası (1981), Koşan Ayılar Ülkesi (1982), Dişiboy (1985), İlk Yapıtla 50 Yıl Sonrakiler (1985), Takma Yaşamalar Çağı (1986), Uzaklarla Giyinmek (1990), Dildeki Bilgisayar (1992), Ahmet Necdet, Modern Türk Siiri Yönelimler, Tanıklıklar, Örnekler, Broy Yayınevi, Ekim 1993. |
'Heybetli Bir Çınar' 2 Fazıl Hüsnü Dağlarca Hülya Okur'un izniyle Fazıl Hüsnü Dağlarca röportajının ikinci bölümünü geçen hafta kaldığımız yerden siz değerli Avrupa okurlarına sunuyoruz. Türk edebiyatının en önemli isimlerinden Fazıl Hüsnü Dağlarca, HaberX okurları için Hülya Okur'un sorularını yanıtladı: HÜLYA OKUR- Ama siz yazmaya devam ettiğinize göre o da son değilmiş zaten. “BEN HERKESE ŞİİR VERMEM.” FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA- Şiir yazmak benim için çok alışık olduğum bir çabadır. Bu kadar eser yazdığım için bana kolay gelir. Ben herkese şiir vermem. HÜLYA OKUR- 'Çocuk ve Allah' isimli 'erken başyapıt'ınızın yeni Türk şiirinin güzergahını nasıl etkilediğini düşünüyorsunuz? “COĞRAFYA KİTABINI BİLE ŞİİR OLARAK YAZDIM BAŞTAN AŞAĞIYA, ELİM ALIŞSIN DİYE”,” BU DA ALLAH’IN BANA BİR TEBESSÜMÜ” FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA- O kitap şu bakımdan önemlidir: o zamana kadar şiiri bir vezir içerisinde söylenmek söz zannetmişler. Biraz da aşk sahasında bir şeyler söylemeye çalışmışlar. Aşkla kadını birbirine karıştırmışlar. Mesela şöyle mısralar yazmışlar: “Bütün hayatımı onlar verir de ben yaşarım Kadınlar olmazsa öksüz kalırda eş ararım. “ Fikret zamanının şairlerinden bir yazmıştı bunu. Şiirin bunlarla alakası yok. Ben ‘şiir’diye bir şeyi küçük yaşta keşfettim. Yani böyle bir edebiyat türü olduğunu ve üstüne düştüm. Param yettiği kadar kitaplar almaya çalıştım. Aldım. Ablamım, babamın kitaplarını da okudum. Bir hazırlık yaptım. Bütün vezinleri öğrendim. Her vezinden kitaplar çıkarttım, aruzdan, heceden. Artık o hale geldim ki, bir mısra söylesen hangi vezinden olduğunu daha yarısından anlıyorum. Bu serbesti ele alınca şiirin her türünü yazmaya kalktım. Coğrafya kitabını bile şiir olarak yazdım baştan aşağıya, elim alışsın diye. Eski adamlar dergilerinde, benim şiirlerime yer verdiler. Sonra 20 yaşında bayağı ebraha girdim. Girdim ki giriş o giriş. 93 sayın, 75 senedir şiir yazıyorum. Bu da Allah’ın bana bir tebessümü, gülümsemesi yani. HÜLYA OKUR- O gülümseme hiç eksik olmasın dileğiyle….Eski kültür bakanı Talat Sait Halman, "Aşk şiirlerinin gücü pek az şaire nasip olmuştur" diyerek işaret ettiği sizden:”Türkiyeli bir şair olmasaydı, aynı şiirleri Fransızca, İngilizce, İspanyolca gibi Batı dillerinde yazmış olsaydı çoktan Nobel armağanını kazanmış olurdu ve Nobel'e onur getirirdi.”şeklinde bahsediyor. Dizelerin dışında bir yerin sizi zirvelere çıkartmasını beklediniz mi? “FARUK NAFIZ, ÇOK KABİLİYETLİ, BİR ZAMANLARIN TEK ŞAİRİYDİ AMA NE YAZIK Kİ ŞİİRİNİN %90’I TASVİR.” FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA- Hiç beklemedim. Böyle bir şey olamazdı. Çünkü batı bizim üzerimizdeki kararını vermişti. Ve bizim barbar bir devlet saymıştı. Bir çok tarihi olaydan sonra. Ben yurtdışına, kongresine gittim. Çevirmenler benim kitaplarımı çıkarttılar. Kimisi de şiir yayınladı dergilerde. Ve okuyan bana azami saygıyla davrandı. Hatta bir yerlerde 400-500 kişilik masalarda en başa beni koydular. Hakkımda ziyafetler verildi, toplantılar yapıldı. Ben işimi biliyorum ve işimin sınırlarını da durmadan genişletiyorum. Ve bana Türkçe’m şunu öğretti ki: Türkçe, çok büyük bir anlatım aracıdır. Yalnız onu kullanmasını bilmek gerek. Dil, kendi kendine söyler, beni şöyle kullanacaksın!”diye. Biz eğer kabiliyetimiz varsa bunu sezmeliyiz. Yoksa yüz sene yazsak nafile. Bir defa şunu bilmeliler ki: “Şiir, resim yapmak değildir, resimde şiir değildir.” Faruk Nafız, çok kabiliyetli, bir zamanların tek şairiydi ama ne yazık ki şiirinin %90’ı tasvir. Yani bir manzarayı çizmekle geçmiştir. Şiir, manzara çizmek değildir. Mesela bir şiiri var ya: “Seni aşkım canavarlar gibi takip edecek!” Burada şiir, miir yok. İnsan korkar böyle aşktan. Kadın kendini kuyuya atar, yine aşık olmaz. HÜLYA OKUR- Bakalım şimdi sözünü edeceğimiz şair için neler söyleyeceksiniz? Yaramazlıktan ötürü bir hocanız sizden yüz kere bir dize yazmanızı istemiş. Sizde Tevfik Fikret’in, ‘Elbet sefil olursa kadın alçalır beşer.’ Dizesini yazmışsınız. Kendi yazdıklarınız dışında elinizi kolunu bağlayan başka dizeler oldu mu? “CÜMLE KURARKEN, BÜTÜN SÖZCÜKLER KARŞINDA HAZIR DURMALIDIR.” FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA- Oldu tabi. “Bir ben vardır, bende benden içeri” çok güzel bir mısradır. Yunus’un mısrası bu. Ama çok da tekrarı oldu. Bütün dünya edebiyatında bin defa söylenmiştir. Söylenmeyen bir sözü söylemek lazım. Bende şöyle olsun diye şunu yazdım: Gör beni ben göz değil miyim? Herkesin gözü vardır, bunu herkes söyleyebilir. Gör beni ben göz değil miyim? Tabi uzun yaşamımda şiirimi belki yirmi defa değiştirdim. Ben bunu makine gözlüğü yaptım. Eğer bunu makineye benzetirsek. Çok daha fazlasını yaparsınız. Benzetmeleri üçüncü, dördüncü, beşinci derecede yaparsın vites değiştirir gibi. Mesela; “İçimdeki sevinç, atlas dalgalarının karaya vuran büyük boyutlarına ulaşmıştı.” Bunu biraz daha kısaltalım:”Seni görünce, atlas dalgaları gibiydin” Daha kısaltalım:”Sen, atlas dalgaları mısın?” Daha da kısaltalım:”Sen, atlas mısın?” Daha da kısaltalım:”Sen, atlas” Şiiri de yazarken, araya koyduğun teşbih basamaklarıyla başka biçimlere ulaşabilirsin. Yazar, bütün bunları bulacak geniş bir duyarlılık çizgisi kazanmalıdır. Okuyucuya da kazandırmalıdır. Anlatım, her türlü engelden kurtulmuş olmalıdır. Cümle kurarken, bütün sözcükler karşında hazır durmalıdır. Dilin kaç sözcüğü varsa…15000,20000…40.000 sen onların birbirine bakanlarını o anda sezip alıvermelisin. Bu da büyük bir el ve beyin hüneridir, çalışmadır. Siyasi bir adam vardı, 40’lardan belediye başkanı. Sunuhi bey. Bu ada o kadar güzel konuşurdu ki, Taksim de o seçimlerde tesadüf ettiğim zaman oturur, dinlerdim. Şobilay cemiyetinden öğrenmiş adam ben meramımı anlatırken. O kadar akıllı bir adamdı ki. “Bir gün şöyle bir olay oldu” Tam bunu söylerken takma dişleri fırladı ağzından. Kim olsa paldur küldür iner aşağıya değil mi?Bu inmedi. Sesi de azaldı. “İşte görüyorsunuz, şu memlekete canımızı verdik, dişimizi verdik, bu haldeyiz!” dedi.” Zaten dişe ne gerek? Ekmek mi var yiyecek!”dedi. Bir alkış, bir kıyamet!. Dedim ki: Ulan ne zevzek adam! HÜLYA OKUR- Kadıköy Belediye Başkanı Selami Öztürk'e, evinizin müzeye dönüştürülmesi için vasiyette bulundunuz. Bu şiirlerin ve sizin efsanenizin yaşaması mı, yaşatılması için mi bir fedakarlıktı? “ŞİİR; SİZİN EKMEĞİNİZİ DE, YÖNETİMİNİZİ DE, HASTALIKLARINIZI DA ALAKADAR OLAN BİR KAMU GÖZÜDÜR” FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA- Onunla alakası yok. Ben böyle yaparak, şunu söylemek istedim topluma: Şiire gereken saygıyı gösteriniz. Şiir; sizin ekmeğinizi de, yönetiminizi de, hastalıklarınızı da alakadar olan bir kamu gözüdür. Bunu bilsinler. Öğrensinler. Yoksa bir ölünün bunlara ihtiyacı yok. Gelmiş gitmiş. Ama bu teşebbüsü insanlara bu fikri versin istedim. Ve şu binanın yeri tam buna müsait. Bunun dış duvarına benim bir dizemi yazarlar. Burayı gezerken, doğada, 20-30 defa okurlar benim şiirlerimi. Güzel bir şey olur. HÜLYA OKUR- Böyle bir mutavassıta ihtiyaç kalmadan da siz yaşarsınız aramızda, yaşayanlarla… “İSTESELER DE ÖLDÜREMEZLER BENİ” FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA- Zaten isteseler de öldüremezler beni. O parti gider, öbür parti tekrar yerine koyar. Ben kimim? Bir Türküm o kadar. Biraz eli yazıya yatkın bir Türk. O kadar. Yoksa büyük bir iddiam yok. HÜLYA OKUR- Kim olduğunuz konusunda ilginç bir anekdot… Askerî okulda bir gün yüzbaşı, 'Herkes öğlen saat on ikiye kadar kendine bir soy isim bulsun. Eğer isim bildirmezseniz nüfus müdürlüğü sizin adınıza bir isim uyduracak' demiş ve soy isminizi kendiniz bulmuşsunuz. Aslında şairsen kendinde yaratamadığın bir şey yok anlamına mı geliyor bu? FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA- Ben istedim ki bir defa bu; özgür olsun dağlar gibi, ikicisi; yıkılmaz olsun, kalıcı olsun. Ondan sonra memleket savunmasında iş olsun dağlar gibi. Türkiye’de işi olsun. 4 saatte buldum ben onu. Çalıştım, çabaladım buldum. Herkes de çok beğendi. Çünkü alışılmamış bir söz yığınıydı. HÜLYA OKUR- Mustafa Kemal’in Kağnısı, ilkokulda kalabalıklar önünde bir çok çocuğun heyecanına nidasıyla, rikkat katmıştır. Kağnısına, Mustafa Kemal'in Kağnısı adını vermeyen çocukluğu nelerden yoksun görürsünüz? FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA- Mustafa Kemal’den uzak bir çocukluk bence büyük bir zelzelenin kötülüğüne eşittir. Büyük bir depremin büyüklüğüne eşittir. Ne yazık ki günümüzün yöneticileri, siyasileri Mustafa Kemal’i anmaktan kaçınıyorlar. Bu şeyi gösteriyor: “Eşek ahırında at rüyası görmekten korkuyorlar.” Yaptıkları taklit bile değil.... İlhan Selçuk, bu işe emek vermiş, çok tecrübeli bir adam. Yaşı 80’i belki de geçti. Yazık! Cumhuriyet Gazetesinde yeni yeni yazarlar yetiştirmeye çalışıyorlar. HÜLYA OKUR- Şiirlerinizi saza, güfteye vuranı, kuşlarınızın ayağının iple bağlanması gibi mi görürsünüz? Şiirlerinizin bestelenmesini ister misiniz? “RUHİ SU; BENİM ‘ALMANYA’DA ÇÖPÇÜLERİMİZ’İMİ SÖYLEMİŞTİ” FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA- Hoşnut değilsem de, ayağının bağlandığını düşünüyorum. Bestelenmesi elbette onlara ikinci bir hayata vermesi bakımından üzücü değil, sevindiricidir. Bazen güzel şiirler seçiyorlar, hoş oluyor onlar. Şiirler, ses bir araya gelince daha yaygınlaşıyor. Ruhi Su’nun benden çevirdiği bir şey var ya o çok güzel. Birkaç şiirimi söylemişti. ‘Almanya’da Çöpçülerimiz’i söylemişti. HÜLYA OKUR- Şiir çilesi çektiniz mi yada Ağlayan çok, gözden yaşı gelen yok misali şiirlerinizin kadrinin bilinmeyeceğine inancınız oluştu mu? “BEN HOCAMA SALDIRDIM, O BANA:’FİKRET GİBİ BİR ŞAİR OLACAKSIN’ DEDİ.” FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA- Hiç. Tam tersine benim şiirlerim hemen sevildi. 1940’da ilk şiirimden 5 Lira para almıştım. Çok sevindim. İstanbul diye bir dergiye bir şiir yollamıştım. Birinci sayfaya kapak yapmışlar. Adresime kadar göndermişler. İlkokul talebesiydim. Bir hocam vardı, bize eski yazarları okurdu. Ben derdim ki:”Hocam, bize eski yazarları okutturma. Yeni yazıları bize okut. Bunlar zamanında çıkmış şeyler. Hiç tadı yok bunları” dediğim halde. Bana bütün sınıfın önünde:”Sende bu işe bir yatkınlık var, büyük bir şey var” dedi. “Sen dedi, hiç acele etme, sen Fikret gibi bir şair olacaksın” dedi. Bütün sınıf şaştı, hocadan bana böyle bir laf gelmesine. Ben ona saldırdığım halde o bana bunu söyledi. HÜLYA OKUR- Eskilerden konuşmayalım demişsiniz ama…..Şimdiki şiir anlayışının otomatik şiir makinesine dönüşmesi fikrine katılıyor musunuz? Kalpten, yürekten, yalnızlıktan uzak, ürkek kafiyelere mi emanet hazineniz? “EVLENECEK ADAM ŞİİR YAZMAMALI, ŞİİR YAZACAK ADAM DA EVLENMEMELİ” FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA- O kadar demesek de o çok zalimane oluyor. Her şey çevreyle güzel. Bir pırlanta broş düşün. Onu takmak için güzel bir elbise, süslü, yakışlı bir gövde lazım. Biz de bunların hepsi birden yok. Onun şiirimiz birkaç sloganın elinde kaldı. Kimisi komünizm davulu çalmakta, kimisi tam tersi ramazan davulu çalmakta, kimisi bunlardan bihaber aşk şiiri söylemekte. Kapıya genç bir çocuk geldi. Bir kitap getirmiş. Ben bunları gözlerim görmüyor, eğilip de bakamıyorum” dedim. Birkaç tane okudu. “Niye bunu yazıyorsun, burada yazılmışlar var, yeni bir şeyde söylemiyorsun.”dedim. Bir duraklıyor. En iyisini bul oku dedim. Buldu okudu. Bunda ne var? Dedim. “Senin bu şiirini senden evvel gelmiş, şu şairlerde daha iyisi var.”dedim. Bir samimiyeti yok. Sonra sordum:”Sen boylu bir insan gözüküyorsun, senin sevgilin yok mu ?”dedim. “Ne duruyorsun, evlen, bırak bu şiiri, miri.. Evlenecek adam şiir yazmamalı, şiir yazacak adam da evlenmemeli. “dedim. “Senin şiir yazma ihtimalin yok, bunlar hep oradan buradan toplanmış laflar.”dedim. HÜLYA OKUR- “Kişi seni severse soyunur aya karşı Sever ölüsüne dek” mısralarınızda olduğu gibi hizmetkârların ötesinde bir hanım zadeye kapıldı mı gönlünüz? “KADININ İÇİNDEKİ ALETLER, AŞKTAN KOPARILMIŞ PARÇALARDIR” FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA- Efendim iki üç tane oldu, onlardan çocuğum olmadı, manevi evladım var bir tane: O da şiir yazan sağ kolum… Fakat onların sonu gelmedi. Hatta o zaman ben anladım ki bu kadınların yapısında şiire yatkın kişi, erkeklerden daha az. Mesela 100 kişiden 10 kişi şairse, bu kadınlardan bir tanesi şairdir. %1. Şundan geliyor: Kadının içindeki aletler, aşktan koparılmış parçalardır. Onun doğurma mekanizması çıtır çıtır işliyor. HÜLYA OKUR- Peki hocam, kadınlar, kendilerine atfedilen, adına şiirler, şarkılar yakılan bir varlık olarak memba diye mi yaratıldı acaba? “DİŞİ DÜŞMÜŞ, YAŞLANMIŞ ŞAİRLER KADINA ŞİİR YAZAR” FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA- Yok. Bir defa şiirler kadına yazılmaz. Şiir, doğaya, içimizdeki doğanın seslerine yazılır. Yoksa kadınla alakası yoktur. Kadına yazan aldatmacadır. Zaten türkü halinde o söylesin diye yazarlar. Dişi düşmüş şairler yazar, yaşlanmış olanlar. HÜLYA OKUR- Korkusuzluğu Nazım Hikmet’e benzeyen, Solcu bir şair olan Hasan Hüseyin Korkmazgil, sizi açıkça sevmediğini söylemişti. Sizi sevmeyenin, sizden ne istediğini ve alamadığını düşünmeliyiz? FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA- Şöhret istiyorlar, alamıyorlar. O adam solcu bir adamdı. Söyleyecek tabi. Sevinirim. Çünkü samimi olduğu için takdir ederim. İnsan herkesi sevecek değil ya! HÜLYA OKUR- "Şairler ile çocuklar, iki kaçaktır. Anneleri babaları, öğretmenleri görmeden bütün olanakları kullanırlar, buluşurlar." Diyorsunuz. Peki insanların duygularını kaçak yaşamalarına, ağlayamamalarına ne diyorsunuz? “ İNSAN, KAÇAK YAŞAMAYA KARAR VERMİŞSE, ONU İLAN ETMEYE ÇEKİNMEMELİDİR” FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA- Pek onu anlamıyorum valla. Çünkü insan, kaçak yaşamaya karar vermişse, onu ilan etmeye çekinmemelidir. Bütün yaşamım boyu sayısız yaşamak konuşmaları yaptım. Hepsinde demek istediğim iyice anlaşılmamıştır. İsterdim ki bu konuşmalar kimseyi küçük görmediğimi, özel yaşamalarını anladığımı, daha da sevdiğimi, hele şiir yazanların bütün varlıklarını ikiye bölerken, nice yalnızlıklara düştüklerini, benim ortaklığımla ayakta durabildiklerini sezsinler. Geceleri daha çok sezsinler. Kim, kişiyi daha açık seçik görür? HÜLYA OKUR- Kim, kişiyi daha açık seçik görür? FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA- Yalın. Karanlık, kişiyi açık saçık görür. Okuyucular gibi. HÜLYA OKUR- Şiirleriniz elden ele, dilden dile dolanırken kendinizi gözden ırak tutmanızın nedeni şairin yarı tanrı özelliğinden mi geliyor? Yani varlığı bilinen ama görünmeyen… FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA- Hiç ilgisi yok. Bir şiirimde şöyle dizelerle anlatmıştım Anımsadığıma göre… -BİTİRİŞ DİZELERİ- “Bir gün gelecek öleceğim Özgür kalacağım Bütün uzaklardan görünür kalacağım Kim kimi severse o gelsin O sevilen gelsin” HÜLYA OKUR- "Tanrıyla Ben" başlıklı dörtlüğünüzde: "O İşinin ozanı Ben tanrısıyım İşimin". diyorsunuz. Bu işin piri olduğunuzu siz kabul etmeseniz de biz ediyoruz. Okuyucularınızdan son istediğiniz nedir? FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA- Kişi bir basamaktır. Beni okuyanlara “Hadi bir basamak daha tırmanmaya!”diyorum. HÜLYA OKUR- Tavan aranıza kadar gelebilmeyi temenni ediyorum kendim için. “Ne korkuyorsan uyanıp geceleri, Ölüm, yaşayacağını yok edebilir, Yaşadığını değil.” Şeklindeki meydan okumanıza binaen ömrünüzün daha da uzamasını diliyorum…Teşekkürler bu doyumsuz sohbet için. http://www.avrupagazete.com/default.asp; 31/01/2008 |
ANADOLU KÜLTÜRÜ VE ŞİİR
|
SAAT |
SÜRE |
I. GÜN – 31 Mayıs CUMARTESİ |
|
13.00 MEVLANA |
13.15 |
Açılış Konuşması (Çağdaş Şair ve Yazarlar Derneği Genel Başkanı Fadıl Oktay ) |
|
13.15 MEVLANA |
13.30 |
Sinevizyon Gösterisi - Mevlana |
|
13.30 MEVLANA |
13.45 |
Öznur Karayumak / Mevlana’ya Bakış ) |
|
13.45 MEVLANA |
14.30 |
Vecihi Timuroğlu |
|
14.30 MEVLANA |
14.45 |
Neyzen veya Saz sanatçısı - Hasan Kaplani |
|
14.45 |
15.00 |
MOLA |
|
15.00 HACIBEKTAŞ |
15.15 |
Sinevizyon Gözterisi- Hacı Bektaş Veli |
|
15.15 HACIBEKTAŞ |
16.00 |
İlhan Cem Erseven |
|
16.00 HACIBEKTAŞ |
16.15 |
Aydan Yalçın - Metin Kaya Çağlayan / DEYİŞ DÜET |
|
16.15 HACIBEKTAŞ |
16.30 |
Sadık Toraman |
|
16.30 HACIBEKTAŞ |
17.00 |
Semah Gösterisi |
|
17.00 |
17.15 |
MOLA |
|
17.15 YUNUSEMRE |
17.30 |
Sinevizyon Gösterisi -Yunus Emre |
|
17.30 YUNUSEMRE |
17.45 |
Mahir Özel |
|
17.45 YUNUSEMRE |
18.15 |
Dr. Şükrü Günbulut |
|
18.15 YUNUSEMRE |
18.30 |
Ali Ekber Ataş |
|
18.30 YUNUSEMRE |
18.45 |
Hasan Görgü |
ÇAĞDAŞ TÜRK ŞİİRİ VE ERGİN GÜNÇE
II. GÜN – 1 Haziran PAZAR |
|
Açılış Konuşması ( Çağdaş Şair ve Yazarlar Derneği Genel Başkan yardımcısı Mahzun Doğan) |
|
Osman Namdar / Çağdaş Türk Şiiri |
|
Orkun Levent Boya / Şiir - Edebiyat Dergilerine Bakış (Herşeye Karşın Dergisi Adına) |
|
Dr.Cumhur Boratav / Şiirsel Bellek Nasıl Davranır |
MOLA |
|
Hüseyin Alemdar - Hüseyin Peker ( Çağdaş Türk Şiiri ve Ergin Günçe) |
|
H.Ü GENÇLİK KOROSU |
H.İhsan Sönmez / Anadolu^da Kültür,Toplumsal Sanat Bilinci ve Ergin Günçe Şiiri Üzerine |
|
Tugrul Asi Balkar / Ergin Günçe Şiiri |
|
MOLA |
|
Ergın Günçe’den Şiirler |
|
Ahmet İnam / Ergin Günçe Anılar |
|
Adnan Durmaz |
|
Ergin Günçe Şiir Ödül Töreni , Birinciye ve Övgüye Değer Dosyaya Ödüllerin Verilmesi. Çağdaş Şair ve Yazarlar Derneği Genel Başkan Fadıl Oktay – Ergin Günçe Ailesi Adına Oğlu Dadal Günçe |
|
Kapanış |
|
|
|
HER İKİ GÜN SUNUCU ŞAİRLER: Aydan Yalçın - Metin Kaya Çağlayan ; Nazire Balcılar - Ali Hakan Düz |
« Önceki :: Sonraki »