ŞİİR YAZMANIN GÜÇLÜĞÜ ÜZERİNE / DENEME / ALİ ŞAHİN

14/1/2008 · Kategori: Arastirma

ŞİİR YAZMANIN GÜÇLÜĞÜ ÜZERİNE / DENEME

AL
İ ŞAHİN
______________________________________________



"Heykel" demiş, Başkan Melih Ulus'taki "büst"üne. / Güvercinler yiyip- içip "konuyorlar" üstüne"

13- 18 Kasım 2005 arası Ankara'dayım..."ve Ankara'da ilk
şiirimi de yazdım..." diyorum bir dosta... "Çok iyi ama bence şiire fazla dalma..." diyor. "Ulus'taki Atatürk Anıtı'nın orda, birilerinin deyişiyle "Heykel"in orda güvercin yemleme yeri yapmışlar, yem satıcıları ve atıcıları var, ben yeni gördüm ve de yadırgadım. ", "Yok hocam, ilk ve son belki de... Gördüğüm manzara karşısında esin geldi aslında; yalnızca "konmuyorlar" başka işler de yapıyorlar güvercinler..." diyorum.

"
Şiir yazanı oyalıyor ve fazla da önemsenmiyor gibi gelir bana... çok gençken tutturursan ne ala... Melih Gökçek inadına Ali Şahin şair oldu derim sonra... diye takılıyor.

13 Kasım 2005 Pazar günü uzunca sayılabilecek bir otobüs yolculu
ğundan sonra Aşti'de inip Ankara'da okuyan kızım ve bir arkadaşı ile birlikte bir pastanede biraz nefes alıp bir-iki çaydan ve azıcık bir şeyler atıştırdıktan sonra kendimize geliyoruz...

Onlar fazla kalmıyorlar dershaneye gitmek üzere ayrılıyorlar, e
şimle ben bizi karşılayanları uğurlayıp biraz daha soluklanıyor ve Ankaray'a doğru yola çıkıyoruz az sonra.

Ta
şralılığı belli ediyoruz, biraz ağır davranmadan mı, nedense 2 kişi 3 biletle ancak geçiyoruz, bariyerleri...

Neyse bir önceki geli
şimizde olduğu gibi Metro'ya Ulus yönünde aktarma işinde olsun yanlış yöne gitmeden biletsiz geçişi gerçekleştiriyoruz bu kez... Kalabalıkta bir genç yer veriyor eşime, "oh!... diyorum, bana yer veren olmadı bu kez, kızların "emmi" demesine alışamadım henüz...

Ulus'a geliyoruz, sırtımızda küçük de olsa birer çanta oldu
ğundan İLKSAN Öğretmenevi'ne giden en kestirme yolu seçmek üzere çevreye bakınıyorum. "İstiklal Caddesi, 19 Mayıs, Gençlik Parkı... derken araştırıyorum bir aralığa doğru yürüyoruz, "Ulus'taki Atatürk Anıtı"na çıkışı ararken "Heykel" yazısı ilişiyor gözüme: Kafamda bir şimşek, "Heykel demiş, başkan .... , Ulus'taki "büst"üne... diye bir "Şikayetname geçiyor usumdan o an...

Atatürk haftası , ve de kafamda O Yüce insan... Dalgın, dü
şünceli hafif bayıra doğru tırmanıyor, Ankara Palas'ı ve ilk meclis'i geçerek "Heykel!..." in önüne geliyoruz, biraz soluklanmak üzere çantaları bırakıyoruz, yazdan kalma olmasa da güneşli bir güz günü...

Bo
ş, amaçsız dikilenler, telaşlı yürüyenler, taşıtların insanı çıldırtan gürültüleri... Büyük bir güvercin sürüsü, orda iki yem satıcısı ile birkaç yem atıcısı... Yemi yiyen güvercinler, arada bir havalanıyor; Ata ise, büyük bir azametle oturuyor atının üstünde ama o da ne, güvercin barınağı olmuş anıtın üstü, buna kim, neden izin veriyor anlamak olası değil...

Seyyar kovalayan zabıtalar zaman mı bulamaz, emir mi beklerler acaba diyorum ve çok yadırgıyorum karnı doyan güvercinlerin anıtın üzerine" def-i haceti"ni... O an, ilk dizenin ardı da geliyor: "Güvercinler yiyip içip (...) üstüne" diyor; sonra bo
şluğu "konuyorlar" diye düzeltiyorum!..

İlk anda "Metro'nun yapılışı, açılışı... Büyük Şehir Belediye Başkanı Melih Gökçek'in üst üste birkaç dönem başkanlığı canlanıyor gözümde... Bir de "Sanatın içine, başka bir şey yapamadığı için tükürmekle iktiza eden başkan imajı veriyor bu esini... (Ama ne yazık ki O'nun yapamadığını Tarihi Ankara Kalesi üzerine birileri yapmıştı önceki gezimde üzerine basmaktan son anda kurtardım, Bu bakımsızlığın sorumlusu kimse gerçekten büyük bir vebal altında...

O burçların, mazgalların durumıunu hiç mi bir yetkili görmez, bir masaya 40 ki
şi oturtup maaş ödeyenler, oraya 8'er saatten 3 vardiya 3 bekçi koyamazlar mı?) Sonra "büst" sözüne takılıyorum, Ulus'taki Anıt "büst" değil elbette ama ne yapacaksın ki başka türlü de kafiye tutturmak olası değil, ya da ben bulamadım...

Amma da zormu
ş şairlik diyorum kendi kendime... Sonra şiirde anlam genişlemesi, sözcüklerin imgesel kullanımı, çağşımları falan gözümün önüne geliyor, anlamı çözsün okuyucu diyorum ve "Ata'ya Şikayetname" mi noktalıyorum...

Hem de birileri belki bu "beyit"i sanat olarak görmez de
şiirim içine edilmekten kurtulur diye de teselli buluyorum...

UYGARLIKLARIN İZİNDE... OKTAY EKİNCİ

27/10/2006 · Kategori: Arastirma

UYGARLIKLARIN İZİNDE... OKTAY EKİNCİ

Vali Mustafa Kara, Batı Karadeniz'in tarihine, kültürüne, doğasına ve geleceğine sahip çıkıyor


Kastamonu'dan göç eden yok
Atalarımızın kim bilir hangi deneyimlerinden süzerek dillendirdikleri sözleri arasında özellikle yöneticilerin en korktukları şu olsa gerek: ''Gelen gideni aratır...''

Kastamonu Valisi Mustafa Kara ile buluşmamızda bu sözü anımsamamızın nedeni, önceki Vali Enis Yeter 'di... Sadece kent merkezindeki 40'ı aşkın tarihi konağın restorasyonu bile bu tür kültürel hizmetlerin kamu yönetiminde ne kadar zor olduğunu bilenler için 'efsane' gibidir...

Mustafa Kara, işte bu efsanenin, valilik için 'mucize' değil olağan bir 'kamu görevi' olduğunu, hem 'yeni projeleri' yle hem de devraldığı çalışmaları sonuçlandırmasındaki kararlılığıyla, şimdiden kanıtlıyor. Henüz bir buçuk yıllık Kastamonu valiliğine sığdırdıkları, söze başlarken anımsadığımız atasözünü geçersiz kılıyor...


Geri dönüş başladı


Öğretmen Evi bahçesinin bakımlı çimleri üzerinde özenle düzenlenmiş masada, ünlü 'etli ekmek' sofraya geldiği gibi bitiyor... Arkadaşımız Hayri Arslan 'la, sorularımıza geçmeye gerek kalmadan, neyi merak ediyorsak ayrıntılarıyla ve heyecanla anlatıyor.

7000 yıllık tarihsel birikimleri, Küre ve Ilgaz Milli Parkları ile ödüllendirilmiş çok özel doğası ve Batı Karadeniz kıyılarının kültür ve uygarlık merkezi yerleşmeleriyle Kastamonu, acaba hâlâ Türkiye'nin en fazla göç veren illerinden biri mi?

''Kesinlikle hayır!'' diyor Mustafa Kara ve hemen ekliyor: ''Son yıllardaki en büyük başarımız budur. Kastamonulular artık memleketlerinde kalıp; sosyal ve ekonomik yaşamlarını güçlendirerek sürdürebilmenin umudunu ve olanaklarını yakaladılar. Hatta diyebilirim ki 'geri dönüş' bile başladı...''

Bu yaşamsal umudun önde gelen 'hedef' i, Kastamonu'nun bir kültür, tarih, eğitim, bilim ve turizm ili olması. Hemen tüm proje ve yatırımlar bu hedefe yönelik. ''Kastamonu'da sanayi istemiyoruz'' diyen Mustafa Kara, özellikle doğanın ve geleneksel değerlerin turizmle buluşturulmasını sağlayan çalışmaların, geleceği de aydınlatan ilk sonuçlarını şöyle özetliyor.

''2002 yılında ilimize gelen ziyaretçi sayısı 14 bin idi; 2004 yılında bu rakam 94 bine çıktı. Önümüzdeki 5 yılda ise 500 bin ziyaretçiyi ağırlamak üzere çalışıyoruz.''

Bu hedefe ulaşabilmek için öncelikli projeler arasında İnebolu 'nun yeniden, tarihteki ''ticaret limanı'' işlevine kavuşturulması var. Bu sağlanır da aynı limandan dışalım ve dışsatım başlatılırsa ekonomik potansiyel olarak turizm tek başına kalmayacak. Buna, yıllardır uçaklarını bekleyen ve altyapısı büyük oranda tamamlanmış 'Kastamonu Havaalanı' nın hizmete girmesi de eklenebilirse, Batı Karadeniz bölgesini tutan olmayacak.

Çünkü Kastamonu, sakinliği, dinginliği ve tüm çekicilikleriyle 'bilim ve kültür turizmi' için de eşi bulunmaz değerlere sahip. Valilik, bunu da göz önüne alarak 'ormanı yağmalamadan' , ağaçların arasında, 'Mahalli İdareler Kongre Merkezi' ni gerçekleştiriyor. Sadece yerel yönetimlerin değil; akademik ve yönetsel her türlü geniş katılımlı çalışma için öylesine 'bereketli' bir merkez olmaya aday ki; burada 'toplanan' lar mutlaka en yararlı düşünceleri ve kararları üretecekler. Çünkü doğa ve kültür ilham kaynakları olacak.

Nitekim ÇEKÜL'ün de katkılarıyla birkaç yıl önce başlatılan 'Doğa-Kültür Köyü Açık Hava Müzesi' aynı amaçla tamamlanmak üzere... Benzer şekilde Arkeoloji Müzesi bölgenin binlerce yıllık geçmişini tanıtacak. Yine önceki yıl restorasyonu tamamlanan '40 Odalı' da bütün bunlarla buluşmak isteyenler için en anlamlı 'konak' lama merkezi olmaya aday...


Paflagonya'dan İnebolu'ya


Vali Mustafa Kara, Atatürk 'ün Kastamonu'ya verdiği değeri tanıtan çalışmalarını da heyecanla anlatıyor. Cumhuriyet döneminin cefakâr mimarı Vedat Tek 'in imzasını taşıyan Hükümet Konağı binası, bir 'Atatürk ve Kastamonu' müzesi gibi... Ulu Önder'in ziyaretlerini belgeleyen ve törensel anların dışındaki gündelik yaşam içtenliklerini yansıtan fotoğrafları, tarihi koridorlarda sergileniyor.

Ata'nın Kastamonu'ya sevgisi boşuna değil...

Örneğin, ilin güzel yerleşmelerrinden Eflani 'nin adı, bölgenin antik çağda 'Paflagonya' olmasından geliyor. Paflagonya'nın cengâverleri Troya savaşlarında, oralara kadar giderek Anadolu'yu savunan kahramanlar arasında yer almışlar... Mitolojideki bu vatanseverlik, Çanakkale ve ardından Kurtuluş Savaşlarımızda da destanlaşıyor... Çanakkale'deki 251 bin şehidimizden 94 bini Kastamonulu...

İstanbul'dan Kuvayı Milliye güçlerine gönderilen yardımın, İnebolu'dan Anadolu'ya sevkıyatı da kuşaktan kuşağa anlatılan bir masal gibi... 'İnebolu Mavnacıları' ndan teslim alınan silahların ve askeri malzemenin kağnı kollarını çeken 'Şerife Bacı' lar, 'Halime Çavuş' lar, 'Necibe Nine' ler tarafından Ankara'ya ulaştırılması, savaşın kazanılmasında o denli önemli ki İnebolu, 1924'te TBMM kararıyla ilk 'İstiklal Madalyalı ilçe' miz oluyor...

Ulusal bağımsızlığımızın bu kahramanlığına, Atatürk'ün en önemli armağanı ise 'Şapka ve Kıyafet Devrimi' ni 1925'te Kastamonu'da yapması... Vali Mustafa Kara, Gazi'nin balkona çıkarak halkı 'şapkası' yla selamladığı İnebolu'daki 'Türk Ocağı Binası' nın onarım ihalesini yaptığını anlatınca sözü kültürel mirasa getiriyoruz.

Kentteki 'Yücebıyıklar Konağı' , restorasyonlara eklenen son örneklerden biri... Çiftehamam 'ın onarım projesi tamamlanmış ve Koruma Kurulu'ndan onay bekliyor. Daday 'daki 'Köpekçioğlu Konağı' da Valilikçe kurtarılan kültür varlıkları arasında...

Hayri Arslan, aynı zamanda bir 'Paflagonyalı' olarak bütün bunları hayranlıkla dinlerken not almayı bırakıp diyor ki: ''Sayın Valim, Cide'yi de bu uygarlık kampanyanızın programına alın...''

Çünkü Rıfat Ilgaz 'ın Cide 'de doğup büyüdüğü ve eserlerini bir kısmını yazdığı 'iki katlı ahşap ev' neredeyse yıkılmak üzere... Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın bu önemli mirasımızı koruma sözü ise yıllardır yazışmalar dosyasında sararıp soluyor...
Cumhuriyet, 25.08.2005

Cumhuriyet Dönemi Şiiri

16/10/2006 · Kategori: Arastirma

Cumhuriyet Dönemi Şiiri
____________________________________________________________________

"Cumhuriyet Dönemi Şiir Antolojisi" ya da "Çağdaş Türk Şiir" denilerek hazırlanan seçkilerde günümüz şiirinin çağdaşlaşma sürecinin başlama noktası olarak ya Yahya Kemal Beyatlı ya da Ahmet Haşim alınır.(1) bu konudaki kaygılarını, hazırladığı antolojinin "Giriş" inda dile getiren Memet Fuat, özellikle şunun altını çizer: "Nedim'de, Şeyh Galip'te,Yahya Kemal'de, Haşim'de çağdaş şiirin belli özellikleri, belli oranda bulunsa da, 'yolu açmış'

olmanın ötesine geçtiklerini söylemek kolay değildir; çağdaş şairler oldukları ileri sürülemez. Ne var ki bu durum onların çağdaş Türk şiirinin oluşumundaki etkilerini yok etmiyor. Kendileri 'çağdaş' olmasalar da, arkalarından gelenlere çağdaşlaşmaya dönük pek çok şey bıraktıkları yadsınamaz." (2)

Çağdaş Türk şiiri, eski şiirle, özellikle Divan şiiriyle alışverişini, hesaplaşmasını yeni dönemde sürdüredurdu. Çatışma ve ters düşmede temel nokta 'dil'di elbetteki. Bunu izleyen biçim ise yeni şiirin olanaklarıyla kırılmaya çalışılır. İleriki aşamalarda "gelenek" sorunu gündeme geldiğinde, 'eski' şiirin bu yapısal özellikle daha iyi değerlendirilecektir. Çağdaş Türk şiirinin oluşumunda bunun yeri ve etkileri dönem dönem hissedilmiştir.

Yahya Kemal ve Ahmet Haşim
İşte bu süreçte, tam dönemeç noktasında bu iki etkili ad öne çıkıyor: Yahya Kemal Beyatlı (1884-1958), Ahmet Haşim(1885-1933). İki şair de hem eğilimleri, hem de sürdürdükleri ve getirdikleri tarz ile çağdaş Türk şiirinin oluşumunda etkili olurlar. Yahya Kemal, geleneği Batı şiiri ile birleştirir; Ahmet Haşim, bir ucuyla dil ve anlatımda Tevfik Fikret çizgisinden giderek Fransız simgecilerinin etkisinde şiirler yazar. Sonraki yıllarda Çağdaş Türk şiirinin onlarla başlayan, giderek de açımlanan, bu kanalda geliştiğini gözleriz. Ama onların da öncesinde, tam Cumhuriyet'in kuruluşu arefesindeki uluslaşma hareketi şiirde de yeni oluşumların önünü açmıştır. "Hececiler" diye anılan, Hecenin Beş Şairi [Orhan Seyfi (Orhon) 1890-1972; Halit Fahri (Ozansoy) 1891-1971; Enis Behiç (Koryürek) 1891-1949; Yusuf Ziya (Ortaç) 1895-1967; Faruk Nafiz (Çamlıbel)1898-1973] bu süreçte ortaya çıkar; yurt sevgisini dile getiren hece ölçüsüylüe şiirler yazarlar. "Konuşulan güzel Türkçeyi yazı diline geçirerek yeni ve büyük davayı kazanan ve kazandıranlar" olarak nitelendirilen Hececiler; Ziya Gökalp ve Ömer Seyfettin'lerin başlattıkları "Yeni Lisan" anlayışının etkisiyle, Osmanlıcadan arınan bir dille şiir yazamaya yönelirler. Ulus/ulusçuluk bilincini sürekli ön planda tuttular.

Çağdaş Türk şiiri asıl ivmesini 1920'li yıllarda alır. Ahmet Hamdi Tanpınar (1901-1962), Kemalettin Kamu (1901-1948), Ahmet Kutsi Tecer (1901-1967), Necip Fazıl Kısakürek (1905-1983) hiçbir akıma bağlı olmaksızın, ilk ürünlerini bu süreçte verirler. Bir ara, "geçiş dönemi" diyebileceğimiz bir süreçte ortaya çıkan Yedi Meşaleciler [ Muammer Lütfi Bahşı (1903-1947), Vasfi Mahir Kocatürk (1907-1961), Sabri Esat Siyavuşgil (1907-1968), Cevdet Kudret (1907-1991), Yaşar Nabi Nayır (1908-1981), Ziya Osman Saba (1910-1957) ] ilk ürünlerini 1928'de Yedi Meşale adlı kitapta toplarlar. Kitabın önsözünde çıkış amaçalarını;"Yazılarımızı müşterek neşretmemizin sebebi, memleketimizde son edebi cereyanları gösterecek toplu bir eser vücuda getirmek arzusudur.(...) Canlılık, samimiyet ve daima yenilik...bizi müşterek bir eser neşrine teşvik eden fikirlerimizi bu suretle edebiliriz." düşünceleriyle dile getirirler. Onların bu çıkışı ilgiyle karşılanır. "Yeni imgeler ve yeni benzetmeler peşinde olan" bu genç şairlerin eylemini Cevdet Kudret, yıllar sonra, şöyle değerlendirecektir: "Kendinden önceki kuşakları hırpalayarak ortaya çıkan Yedi Meşale'nin atılımı hoşgörüylü ve çok geniş bir ilgiyle karşılanmıştı."(2)

Gene de, onların bu çıkışı, çağdaş Türk şiirinin oluşumunda pek etkili olamaz.

Nâzım'ın Açtığı Yol
Burada, Oktay Rifat'ın şu saptamasını anmakta yarar var :"Bugünkü Türk müziğinin tek sesli Enderun müziğinden, bugünkü resmimizin, tezhip, yazı ve minyatürden türemediği nasıl bir gerçekse, bugünkü Türk şiirinin de Divan şiirinden türemediği öylece bir gerçektir. Yeni şiirimizin Tanzimat'tan sonra gelişen yenileşme şiiriyle, yönünü bulma bakımından bir ilişkisi varsa da doğrudan doğruya bu şiirden türediği ileri sürülemez. Bugünkü şiirimiz Halk şiirinden de türememiştir. Türeseydi belki iyi olurdu ya, ne yapalım ki, böyle olmamış. Batı'dan mı aktarılmış öyleyse? Buna da tam olarak evet diyemeyiz. Batı'dan teknik olarak, tema olarak, düşünce olarak çok şey alınmıştır, ama tam anlamıyla bir aktarma yoktur ortada. Böyle bir aktarma, ayrıca, olanaksızdır. Öyle ise nasıl türemiştir bu şiir? Bana kalırsa, her toplumda olduğu gibi, yeni Türk toplumunda da doğal olarak ozanlar çıkmış, bunlar türlü etkiler altında, daha çok Batı etkisinde şiirler söylemişler ve bugünkü şiirimiz meydana gelmiştir... Böylece doğuştan yeni olan bu şiir, sonradan gözlerini geriye çevirerek, Divan şiiriyle, hele halk şiiriyle sıkı bağlar kurmak istemiştir."(3)

Yahya Kemal ve Ahmet Haşim'in peşi sıra Nâzım Hikmet'in 1920'li yıllarda yenilikçi ilk ürünlerini vererek ortaya çıkması, Oktay Rifat'ın da belirlemeye çalıştığı "yenilikçi" sürecin ivmesini oluşturur.

Bundan böyle çağdaş Türk şiirinin oluşum dönemi başlamıştır artık. Nâzım Hikmet'in açtığı yolun etkinliği 1930'lu yıllarda daha da belirginleşir.

1940 KUŞAĞI
____________________________________________________________________

1940 Kuşağı şiirinin oluşumu da bu buluşma sürecinde ortaya çıkar.Nâzım Hikmet'in 1938'de tutuklanması ve şiirinin yasak/sakıncalı bulunması, İkinci Paylaşım Savaşı'nın gölgesindeki Tek Parti iktidarının baskıcı yönetimi bu eğilimin ortaya çıkmasında etkindir. Ülkenin yaşadığı değişim süreci toplumsallaşma hareketini derinden etkiler. Kuşağın başlıca şairleri şunlar oldu : Hasan İzzettin Dinamo (1909-1989), Rıfat Ilgaz (1911-1993) Niyazi Akıncıoğlu (1916-1979), Cahit Irgat (1916-1971), A.Kadir (1917-1985), Fethi Giray (1918-1970), Suat Taşer (1919-1982), Ceyhun Atuf Kansu (1919-1978),Enver Gökçe (1920-1981), Ömer Faruk Toprak (1920-1979), Orhon Murat Arıburnu (1920-1989), Mehmed Kemal (1921-1999), Arif Damar (1925), Attila İlhan (1925), Sabri Altınel (1926-1985), Ahmed Arif (1927-1991), Şükran Kurdakul (1927)...

Bu dönemde sözünü ettiğimiz oluşumların dışında kalan şairler ise şunlar oldu: Asaf Halet Çelebi (1907-1958), Ahmet Muhip Dıranas (1908-1980), Mustafa Seyit Sutüven (1908-1969),Cahit Sıtkı Tarancı (1910-1956)Fazıl Hüsnü Dağlarca (1914), Celal Sılay (1914-1974)Behçet Necatigil (1916-1979), Cahit Külebi (1917-1997), Salah Birsel (1919-1999), Sabahattin Kudret Aksal (1920-1993), Necati Cumalı (1921), Özdemir Asaf (1923-1981), Nevzat Üstün (1924-1979), Can Yücel (1926-1999), Metin Eloğlu (1927-1985), Ahmet Oktay (1933).

 

GARİP ŞİİRİ
____________________________________________________________________

Garip Şiiri hareketi Orhan Veli Kanık (1914-1950), Oktay Rifat (1914-1988) ve Melih Cevdet Anday'ın (1915) 1937-38'den sonra yazdıkları şiirleri Garip (1941) adlı ortak kitapta toplarlar. Orhan Veli'nin kitabın önsözündeki yazısı ise bu çıkışın amacını açıklamaktadır: "Şiir, yani söz söyleme sanatı, geçmiş yüzyıllar içinde birçok değişikliklere uğramış; en sonunda da, bugünkü noktaya gelmiş. Bu noktadaki şiirin doğru dürüst konuşmadan oldukça ayrı olduğunu kabul etmek gerek. Yani şiir bugünkü durumuyla, doğal ve günlük konuşmaya göre bir ayrılık göstermekte, bir ölçüde garip karşılanmaktadır. Fakat işin hoş yanı, bu şiirin birçok atılımlar sonucunda kendini kabul ettirmiş, bir gelenek kurarak da, sözü geçen garipliği ortadan kaldırmış olması.Yeni doğup bugünün aydınınca eğitilen çocuk kendini doğrudan doğruya bu noktada kavrıyor. Şiiri, kendine öğretilen koşullar içinde aradığından, bir doğallaşma isteğinin ürünü olan yapıtları şaşkınlıkla karşılıyor. Garip anlayışı, öğrendiklerini doğal kabul edişinden gelmekte. Ona buradaki göreceliği göstermeli ki öğrendiklerinden kuşku duyabilsin."(4) Yeni şiir, arayışın değil, yeni toplumdaki gerekliliğin karşılığını buluşun ortaya çıkardığı bir olgudur.

İKİNCİ YENİ ŞİİRİ
____________________________________________________________________

"II. Yeni", çağdaş Türk şiirinde bir dönüşümdür. Yenilikçi şiirin farklı bir kulvara taşındığını gözleriz. Dönemin toplumsal koşulları belirleyicidir burada da. İmge ve yeni bir şiir dili yaratılır. Bireysel çıkışlarla ortaya konulan ürünlerde bu şiirin eğilimleri belirginlik kazanır. Biraraya geliş,ortak bir çaba görülmez. Bu yönelimi bir kuşak, ya da dönem/akım olarak adlandırmak; ancak Muzaffer İlhan Erdost'un "İkinci Yeni" belirlemesi sonrasında oluşur. Erdost, yeni şiirin birinci evresi olarak Garip Şiiri'ni nitelendirirerek, ardılı oluşumu da şöyle değerlendirir: "İkinci yeni denince, çokları bir kere duraklıyor. İlkeleri, yöntemleri, kuralları çizili bir akıma konmuş bir ad gibi 'ikinci yeni' sözünü ele alıyorlar. Oysa 'ikinci yeni' sözü ilkeleri, kuralları çizili bir akımın adı değildir; onun için de bu sözün içine aldığı ozanlar arasında geniş ikilikler vardır.İkinci yeni sözü, daha çok 1950 yıllarına kadar en iyi çağını yaşamış yeni şiirin üzerine gelen, şiirleriyle onlardan yavaş yavaş ayrılan ozanları içine alır. Yani, ikinci yeni bir okulun adı değil, kendisinden önceki şiire göre yeni olan bir şiirin sınır çizgisidir."(5) Bu çizgi içinde yer alan şairler ise şunlardır : Oktay Rifat, İlhan Berk (1918), Turgut Uyar (1927-1985), Edip Cansever (1928-1986), Yılmaz Gruda (1930), Ece Ayhan (1931), Cemal Süreya (1931-1990), Tevfik Akdağ (1932-1993), Sezai Karakoç (1933), Ülkü Tamer (1937)...

1960 KUŞAĞI
_____________________________________________________________________

1960'larda Şiirimiz
1960'larda dünyanın dörtbir yanında oluşagelen gençlik hareketleri, 1968 Mayısında, özellikle Avrupa (Fransa, İtalya, Almanya, İngiltere...) ve ABD üniversitelerinde öğrenci eylemlerine dönüşür.

ABD'de, öğrencilerin bu hareketindeki çıkışlarının kaynağında iki temel etki vardır: Vietnam Savaşı ve siyah özgürlük hareketi. Avrupa'daki dalgalanma ise, "düşgücünün zaferi" olarak nitelendiriliyordu.

1960'ların gençlik hareketi başkaldırı, devrim düşüncesiyle birlikte Batı'nın, "soğuk savaş" sonrasında, 1960'larda yeniden eleştirisini getirmiştir. "Devrimci değişimin dinamikleri", "devrimci örgütlenme", "yeni sol hareketin yönelimi" her ülkenin tarihsel konumu/bağları dolayımında gündeme geliyor; 'öğrenci-gençlik'in devrimci hareket içindeki yeri/konumu/etkinliği ön plana çıkıyordu.. Hareketin yayğınlığı giderek Avrupa'nın bazı ülkelerinde (örneğin Fransa'da, Almanya ve İtalya'da) kitlesel güce dönüşür. 1968 öğrenci ayaklanması, müttefiklerini (işçileri) bularak etkin bir güce dönüşür. "İyimserlikle doluyuz, gelecek biziz" düşüncesi yaygın bir söylemdir artık.

Dünyada bu dalgalanma yaşanırken, 27 Mayıs 1960 ülkemizde yeni bir dönemin başlangıcını oluşturur. Askeri bir darbe ile Demokrat Parti iktidarına son verilir. Özgürlük ortamına yönelişte öğrenci-gençlik hareketinin etkinliği yadsınamaz.

Gelinen ortam düşün/yazın alanımızda da yeni bir dönemi başlatır. Özellikle '60'ların ikinci yarısından sonra düşün/sanat alanındaki etkinlikler belirgince ön plana çıkar.

Demokratik ortamın sağlanması; çevirilerin yaygınlığı yayın yaşamına bir canlılık getiri. Dömokratik güçlerin belirle bir platformda buluşması, örgütlenmesi giderek kitlelerle bağ kurma, bunlara ulaşma yollarını açar.

Kültür/sanat alanında toplumsallaşma süreci yaşanır. Sanatın işlevi, sanatçının konumu, devrimci sanat, sanat-toplum, sanat-politika ilişkisi gibi kavramlar da tartışma gündeminde yer alır.

Yazın ortamımızdaki canlılık şiirde şu açılımlarda varlığını sürdürmektedir: 1940 Kuşağı şairleri/şiirin oylumunu bulmaktadır. Garip uzanımında bir şiir anlayışı/sürdürücüleri poetik yolculuklarını sürdüredururlar. "II. Yeni"nin etkinliği gündemdedir..Özgürlük ortamı Nâzım Hikmet'in şiirinin tanınması, Ahmed Arif'in ortaya çıkmasını sağlar. Bir de; kendilerini öğrenci-gençlik hareketi içinde bulan, giderek de dergiler/yayın organları çevresinde kümelenen, bir süre sonra da "kuşak" olarak varlıklarından söz ettirebilecek şairler topluluğunun ayak sesleri gelmektedir.

Değişim, Dönem, Evrim, Alan 67, Yeni Gerçek, Ataç, Şiir Saatı, Yordam, Dvinim, Yelken, Ant, Yön,Halkın Dostları, Türk Solu...Onların buluştukları, şiirlerini yayımlayıp, düşüncelerini ilettikleri dergilerdir.

Yelken (1957-1980) dergisi çevresinde toplanan bir grup şair ilk şiirlerini burada yayımlarlar. Derginin toplumcu gerçekçi çizgisi onların çıkışlarında da etkili olur.

Turgay Gönenç (1939), Afşar Timuçin (1939), Eray Canberk (1940), Aydın Hatipoğlu (1940), Nurer Uğurlu (1940), Egemen Berköz (1941), Ataol Behramoğlu (1942), Süreyya Berfe (1943), Sennur Sezer (1943), Güven Turan (1943), Özkan Mert (1944), İsmet Özel (1944)..

. Çıkış noktaları toplumsal ortamın gerçekliğidir; tepkinin, oluşumun şiirini yazıyordurlar. Bu, bir tür, tarihsel misyondur. Hatta, 1940 Kuşağı'nın bile üstlenemediği bir misyonu üstlenirler: kitlelerle daha yakın, sıcak, etkin bir bağ kurarlar. Şiir alanlara inmiştir. Kısa sürede bir dönüşüm yaşanır.

Ataol Behramoğlu ,Alan 67 dergisinde yer alan yazısında, bir tür çıkışlarının amacını dile getirererek şunları söyler: "Eğer yazıyorsak, hayatımızdan söz etmek için yapıyoruz bunu. Hayatımız bir düş, bir sanrı değilse de, onu doğa ötesi güçler değil de gerçekler belirliyorsa, tek bir edebiyat yönteminin sözü edilebilir bugün 'Gerçekçilik'. Birinci ilke budur."(6)

1960 Kuşağı şiiri, varoluşunu bununla kanıtlayarak, şiirimizde iz bırakmıştır. Bu kuşağın çıkış noktasının bir başka önemli boyutu da, 'ulusallık'tır. Oluşan 'gerçekçilik' anlayışını bunun üzerine kurmayı amaçlarlar.

1960 Kuşağı, dünyayı değiştirmek için yola çıkan bir kuşaktır. Şiirinin mecrası da bu kanalda gelişir. Toplumcu sanat anlayışını savunurlar.

1960'lar edebiyatımızda yenileşme/özgürleşme dönemidir. Dönemin bu atılımcı kuşağı şiirde dil>imge>biçim yönünden yenilikçi bir yapı kurmaya çalışır. Tümüyle reddedici değildirler. Yeni bir kimlik oluştururken, şiirin düşünce boyutunu gözardı etmeden senteze varmayı amaçlarlar. Dış dünya ile yakın ilgilidirler; çeviriler, bilimsel düşüncenin kaynaklarına yöneliş poetikalarını zenginleştirir.

Bu kuşakla birlikte yeni bir edebiyatçı tipi çıkar ortaya: alanlara inen, halkın arasına karışan, toplumsal muhalefetin öncülüğünü yapan, soran/sorgulayan, bunları da yazdıklarıyla yansıtan...

Octavio Paz'ın deyimiyle; gençlik hareketi, din ve devrim, eros ve ütopya arasında gidip" gelen bu kuşak; devrim düşüncesini, özgürlük-demokrasi-eşitlik-emek...gibi kavramları gündeme getirir. Demokratik ortamın oluşmasında, nisbi de olsa, etkindir. Örgütlenme, siyasal bilinçlenme sürecinin yoğunluğu onların duyarlık alanlarını etkiler...

Bu dönemde ürünler veren, "II. Yeni" etkilerinden geçerek poetikalarını oluşturmaya çalışan şairler ise şunlardır: Kemal Özer (1935), Hilmi Yavuz (1936), Özdemir İnce (1936). Kuşağın diğer şairleri : Ruşen Hakkı (1936), Kemal Burkay (1937), Metin Demirtaş (1938), Metin Altıok (1941-1993), Mehmet Taner (1946), Nihat Behram (1946)...

1960 Kuşağı şiirinin çıkış/etki-tepki kaynağı salt "II. Yeni" değildir, kuşkusuz. Geleneksel Türk şiiridir ana kaynak. Divan, halk şiirinin yanı sıra modern şiir geleneğinin öncü şairleridir: Yahya Kemal, Nâzım Hikmet, Orhan Veli, Ahmet muhip Dıranas, Fazıl Hsnü Dağlarca, Behçet Necatigil, Attila İlhan, Ahmed Arif... Öte yanıyla da Batı şiiri...

1960'ların özgürleşme ortamında varolan; birikimi/sesiyle bugüne ulaşan 1960 Kuşağı şiiri/şairleri çağdaş Türk şiirinin oluşumunda önemli bir dönemeçtir. Yazın ve düşün yaşamımıza yenilikler getirmiş, yaşam-şiir-toplum ilişkisine farklı bir boyut kazandırmıştır...

70'lerden 90'lara...
1970'lerden '90'lara uzanan süreç, çağdaş Türk şiirinin oluşum çizgisinde farklı eğilimleri, farklı yönelimleri ortaya çıkardı. Ama bu süreçte yeni bir şiir kuşağının oluşumundan söz etmek mümkün değil. 1970'lerde ilk ürünlerini veren şairlerin , daha çok , 1940 ve 1960 Kuşağı şairlerinden etkilendikleri gözlenir. Ara dönemde ürünlerini verenler : Abdulkadir Bulut(1943-1985), Ali Rıza Ertan (1944-1979), Ahmet Telli(1946), Hüseyin Yurttaş (1946), İsmail Uyarolu (1948) bir bakıma da '70'li yılların şiirinin öncüleriydiler. Bunları şu şairler izledi: Ahmet Ada (1947), Ebubekir Eroğlu (1950), Mustafa Irgat (1950-1995), Barış Pirhasan (1951), İzzet Yasar (1951), Erdal Alova (1952), Enis Batur (1952), Erol Çankaya (1952), Veysel Çolak (1954).

1970'lerin sonralarına doğru farklı bir çizgide, adeta, yeni bir çıkış arayışını sezdiren şairlerin ürünlerinin ardı ardına dergilerde yayımlandığını, kitaplarını çıkardıklarını gözleriz. 1970'lerin siyasal ve toplumsal devinimi şiirin oluşumuna yansımıştır.

Ozan Telli(1950), Tarık Günersel (1953), Yaşar Miraç (1953), Tuğrul Tanyol (1953), Adnan Yücel (1953), Ali Cengizkan (1954), Hüseyin Ferhad (1954), Murathan mungan (1955), Hüseyin Haydar (1956), Turgay Fişekçi (1956), Adnan Özer (1957), Ahmet Erhan (1958), Haydar Ergülen (1956), Sina Akyol (1950), Gültekin Emre (1951)...

1980'lerde dergiler şiirin gelişme düzeyindense, niceliksel sınırlarını genişletti diyebiliriz. Giderek de dergiler eksenindeki kümeleşmelerle şiirler/şairler hakkında adlandırılmalara yönelindi. "Yeni Türkü", "Yeni Bütün" nitelendirmeleri de bu etkilerden doğdu. "Yeni şiir" arayışından ise, daha çok 'yeni söylem'lerin içi boşaltılarak şiir yazılmaya başlanıldı diyebiliriz. Popüler kültürün etkisi, 12 Eylül'le yaşanılan çözülme, yozlaşma şiirin de gelişme kanallarını tıkadı. Bu süreci bir arayış dönemi olarak nitelendirmek daha doğru gibime geliyor. Deyim yerindeyse 'şiir enflasyonu' yaşanılan bir süreç...

Dönemin şairlerine gelince: Metin Cengiz (1953), Şükrü Erbaş (1953), Abdülkadir Budak (1952), Şavkar Altınel (1954), Oğuzhan Akay (1955), Roni Margulies (1955), Süha Tuğtepe (1956), Suat Vardal (1957), Orhan Alkaya (1958), Mehmet Yaşın (1958), Akif Kurtuluş (1959), Seyhan Erözçelik (1962), Sami Baydar (1962), Ali Asker Barut (1962) Hakan Savlı (1964), Küçük İskender (1964), Sunay Akın (1962), Akgün Akova (1962), Metin Celal (1961), Turgay Kantürk (1961), Altay Öktem (1964), Turgay Nar (1961), Sefa Kaplan (1956), Vural Bahadır Bayrıl (1962), Gülsüm Akyüz (1949), Ayten Mutlu (1952), Oya Uysal (1952), Arife Kalender Önel (1954), Yelda Karataş (1954), Leyla Şahin (1954), Lale Müldür (1956), Neşe Yaşın (1959), Günseli İnal (1947), Zerrin Taşpınar (1947), Zeynep Uzunbay (1962)...

Çağdaş Türk şiirinin oluşumunda bugün gelinen çizgi; geleneksel yapının kırılarak, farklı şiir anlayışlarının birarada yeni bir oluşumu gerçekleştirdikleridir diyebiliriz. Kuşak kavramı artık etkinliğini yitirmiştir. Son dönem şiirimiz kuşak kavramıyla değil de, daha çok şairlerin poetik tavırları/söylemleriyle anlamlandırılır oldu. Kuşkusuz çıkış noktası, besleyici kaynak eskiye oranla daha zengişleşen bir debi oluşturmuştur. Günümüz Türk şiirini dönemler/akımlar/kuşaklar ekseninde bakarak değerlendirmenin gene de en sağlıklı çıkış yolu olduğunu düşünüyorum. Bu anlamda, 1980 sonrası şiirimiz de, diğer türlerdeki gelişmeler/oluşumlar gibi, aydınlanma düşüncesinin 1960'lardan sonra aldığı ivmenin ekseninde değerlendirilmesi gerektiğinden yanayım.

 

 

anasayfaya dön

anasiteye dön


Bir Site: Aruz Edebiyat ve 2 Şair Dosyası: Nazım Hikmet- Necip F

5/4/2006 · Kategori: Arastirma

        

Anasayfa   Rıfat Ilgaz Arşivi   Taşköprü'den Bakış   

Kastamonu Net (Blogcu)    Şiir Sayfası   Öykü   

Sinema   Atatürk  Edebiyat   Roman Yazıları

 

 

 | site gezme kılavuzu | güncellemeler |  edebiyat takvimi  | dosyalar | Türk Dil Kurumu Sözlüğü | 

                               

Nazım Hikmet Dosyası
Necip Fazıl Dosyası
   
   
Dosyalar
Her alanda olduğu gibi edebiyatta da yerin dibine sokulan kişiler olduğu gibi sadece ideolojik yaklaşımlardan dolayı göklere çıkarılmış kişiler de vardır.Bu sayfalarda o edebi kimliklere ait farklı yaklaşımlar bulacaksınız. Benimki sadece büyüteci tutmak. Değerlendirmeyi size bırakıyorum.
  Dosyalar
   
 

(Nâzım Hikmet ve ilk eşi)

Nâzım Bulgaristan'da
Nâzım Hikmet Deli miydi?
Nâzım ve Kurtuluş Savaşı
Nâzım'ın Sağcı Avukatları
Z.Sertel'den Nâzım Hikmet
Şiirlerinden

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Nâzım Hikmet / Kronoloji

1902  : 15 Ocak'ta Selânik'te dünyaya gelir. 

1913:"Feryad-ı Vatan" başlığını taşıyan ilk şiirini yazar. Galatasaray Sultanisi'nde ortaokula başlar. 
1914 : Ekonomik nedenlerle Nişantaşı Sultanisi'ne geçer. 
1917 : Bahriye Mektebine girer. 
1918 : İlk kez bir şiiri yayınlanır. Yeni Mecmua'da yayınlanan bu ilk şiiri "Hâlâ Servilerde Ağlıyorlar mı" başlığını taşır. 
1920 : Bahriye'yi bitirmesine birkaç ay kala sağlık nedeniyle ayrılmak zoruna kalır. İstanbul işgal altındadır.
Arkadaşı Vâ-lâ Nurettin ile birlikte gizlice Anadolu'ya geçer. Ankara Hükümeti tarafından Bolu'ya öğretmen olarak atanır. 
1921 : Azerbaycan üzerinden Moskova'ya gider. Devrimin ilk yıllarına tanık olur. Ekonomi politik öğrenim görür. Sanat çalışmalarına katılır. 
1924 : Moskova'da yayınlanan ilk şiir kitabı "28 Kânunisani" sahnelenir.  12 Mart günü Pravda'da bu gösteri övgüyle yer alır. Türkiye'ye döner ve  Aydınlık Dergisi'nde çalışmaya başlar. 
1925 : Ankara İstiklâl Mahkemesi'nde gizli örgüt üyesi olduğu gerekçesiyle yokluğunda yargılanarak "on beş yıl küreğe konulma cezası" verilir. Bu durum onun ülkeden ayrılmasına yol açar. Moskova'ya gider. 
1926 : Viyana'ya geçerek ileride suçlanmasına konu olarak "parti" toplantısına katılır. Türk Ceza Kanunu'nun yürürlüğe girmesiyle, "küreğe konulma" cezası ortadan kalkar. 
1927 : Katılmış olduğu "Viyana Konferansı" nedeniyle İstanbul Ceza Mahkemesi'nde yokluğunda yargılanır. Üç ay hapis cezası verilir. 
1928 : Yurda dönmek üzere Moskova'daki Büyükelçiliğe başvurur. Pasaport almak istemektedir. Ancak kendisine yanıt verilmez bunun üzerine gizlice sınırı geçerse de Hopa'da yakalanır. İstanbul üzerinden Ankara'ya götürülür. Ankara Ağır Ceza Mahkemesi'nde, daha önce yokluğunda yapılan yargılamalar yinelenir. Üç ay hapis cezası verilir. Cezaevinde geçirdiği süre gözönüne alınarak serbest bırakılır. 
1929 : Resimli Ay Dergisi'nde çalışır. İlk şiir kitabı "835 Satır" yayınlanır. Bunu diğerleri izler. 
1930 : "Sesini Kaybeden Şehir" başlıklı şiir için dava açılır. Yargıtayca aklanır. 
1931 : "1+1=1", "835 Satır", "Jokond ile Si-Ya-U" ile bir kez daha "Sesini Kaybeden Şehir" ve "Varan 2" adlı kitapları hakkında dava açılır. Hepsinden aklanır. 
1932 : "Kafatası" oyunu İstanbul Şehir Tiyatrosu'nda sahneye konur. 
1933 : "Gece Gelen Telgraf" şiirinden dolayı yargılanır. Altı ay üç gün hapis cezası verilir. Babası bir kaza sonrası ölür. Onun ölümü üzerine "Hiciv Vadisinde Bir Tecrübei Kalemiye" başlıklı şiiri yazar. Şiirde babasının patronu Süreyya Paşa'ya hakaret ettiği gerekçesiyle hakkında dava açılır. Bir yıl hapis, 200 lira para cezasına çarptırılır. Bu sıralarda "gizli örgüt" kurduğu savıyla Bursa Ağır Ceza Mahkemesi'nde açılan ayrı bir davada idamı
istenir. Dört yıl ağır hapisle cezalandırılır. 
1934 : Cumhuriyetin 10. Yılı nedeniyle çıkarılan af yasasından yararlanır. Serbest bırakılır. 
1936 : Gizli örgüt kurmak ve yönetmek savıyla yargılanır ve aklanır.
1937 : "Simavne Kadısı Oğlu Şeyh Bedrettin Destanı" yayınlanır. 
1938 : Askeri öğrencileri isyana teşvik suçlamasıyla da "Donanma" davaları açılır. Toplam 28 yıl 4 ay ağır hapisle cezalandırılır. 
1941 : Bursa'da "Memleketimde İnsan Manzaraları" nı yazmaya başlar. 
1943 : Cezaevi arkadaşı Orhan Kemal tahliye olur. Balaban'ın resim çalışmalarına yardımcı olur, yetişmesini sağlar. 
1944 : Karaciğer ve kalp rahatsızlıkları başlar. 
1949 : Basında haksız mahkumiyetine ilişkin yazılar artmaya başlar. Ahmet Emin Yalman, Vatan Gazetesi'nde "Tevfik Fikret ve Nâzım Hikmet" başlığını taşıyan bir yazı yayımlayarak dikkatleri Nâzım'ın haksız mahkumiyeti çeker. 
1950 : Yurt içinde ve dışında çeşitli kuruluşlarca "Nazım'a Özgürlük Kampanyaları" açılır. Meclis'in gündeminde bulunan Af Kanunu'nu çıkarmadan tatile girmesi üzerine, Nazım, 8 Nisan'da açlık grevine başlar. Aynı gün, Bursa'dan İstanbul'a Paşakapısı Cezaevi'ne götürülür. 23 Nisan'da grevini avukatlarının isteği üzerine geçici olarak durdurur. Ağır hastadır, doktorlar üç ay bir hastanede tedavi görmesi gerektiğini belirtirler. Ancak durumunda hiçbir değişiklik olmayınca 2 Mayıs'ta yeniden greve başlar. Açlık grevi kamuoyunda büyük yankı uyandırır. İmza kampanyaları başlatılır. "Nâzım Hikmet adlı bir dergi çıkarılır 9 Mayıs'ta annesi Celile Hanım 10 Mayıs'ta şair Orhan Veli, Melih Cevdet ve Oktay Rıfat açlık grevine başlarlar. 14 Mayıs seçimleri sonucunda ortaya çıkan yeni durum üzerine, 19 Mayıs'ta greve ara verir. Çıkarılan Genel Af Kanunu'yla serbest bırakılır. 22 Kasım'da Dünya Barış Konseyi tarafından Pablo Picasso, Paul Robeson, Wanda Jakubowska ve Pablo Neruda'yla birlikte "Uluslararası Barış Ödülü"nü almaya hak kazandığı açıklanır. Kendisinin katılamadığı törende ödülünü Neruda alacaktır. 
1951 : Oğlu Memed dünyaya gelir. Askere çağrılır, 49 yaşındadır ve hastadır. Üstelik askeri okulda öğrenci olarak geçirdiği sürelerin yasa gereği askerliğe sayılması gerekmektedir. Yaşamına yönelik tehditler üzerine ülkeden ayrılır. 15 Ağustos günü resmi gazetede, Bakanlar Kurulu kararıyla "yurttaşlıktan çıkarıldığı" duyurulur. Dünya Barış Konseyi'nin bir yıl önce kendisine verdiği "Uluslararası Barış Ödülünü" Prag'da düzenlenen bir törenle alır. 
1952 : Çine'e gider. Ancak hastalanınca gezisini yarım bırakmak zorunda kalır. Enfaktüs geçirmiştir. Dört ay yatar. Bundan sonraki yaşamı artık doktor gözetiminde geçecektir. 
1953 : Uluslar arası toplantılara katılmayı sürdürür. "Bir Aşk Masalı" oyunu Moskova'da sahnelenir. Bunu diğer oyunlarının sahnelenmesi izler. 
1958 : Paris'e gider. Aralarında Aragon ve Picasso'nun da bulunduğu çok sayıda yazar ve sanatçıyla görüşür. 
1962 : Sovyet Yazarlar Birliği tarafından 60. yaş günü kutlanır. Yazarlar Evi'nde düzenlenen gecenin ertesinde Politeknik Müzesi'nde, okuyucuları için ikinci bir toplantı gerçekleştirilir. Gecenin yöneticiliğini İlya Ehrenburg yapar. 
1963 : Afrika'ya, Tanganika'ya gider. "Cenaze Merasimim" başlıklı şiirini kaleme alır. (Nisan) 3 Haziran sabahı Moskova'da evinde ölür.

Dosyalar
   
 

 

Ölümünün 19.yılında anma
Vasiyeti
Şiirlerinden
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
   
Dosyalar / Necip Fazıl Kısakürek / Hayatı

26 Mayıs 1905'te İstanbul'da doğdu. Çocukluğu, büyük babasının İstanbul Çemberlitaş'taki konağında geçti. İlk ve orta öğrenimini Amerikan ve Fransız Kolejleri ile Bahriye Mektebi'nde (Askeri Deniz Lisesi) tamamladı. Lisedeki hocaları arasında Yahya Kemal, Ahmet Hamdi(Akseki), İbrahim Aski gibi isimler vardı. Necip Fazıl hocalarından en çok İbrahim Aski'nin etkisinde kalmıştır. Tasavvufla ilk tanışması da hocası İbrahim Aski'nin verdiği kitaplarla olmuştur.
Necip Fazıl Kısakürek, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü'nü bitirdikten (1924) sonra, Milli Eğitim Bakanlığı bursu ile gönderildiği Fransa'da, Sorbonne Üniversitesi Felsefe Bölümü'nde okudu. Türkiye'ye dönüşünde Hollanda, Osmanlı ve İş Bankalarında müfettiş ve muhasebe müdürü olarak çalıştı. Robert Kolej, İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi, Ankara Devlet Konservatuarı, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi'nde ders verdi(1939-43). Sonraki yıllarında edebiyata yönelerek fikir ve sanat çalışmaları dışında başka bir işle meşgul olmadı.
Necip Fazıl, annesinin arzusuyla şair olmak istedi (bunu düşündüğünde henüz 12 yaşındaydı) ve ilk şiirleri Yeni Mecmua'da yayımlandı. Milli Mecmua, Anadolu, Varlık ve Yeni Hayat dergilerinde çıkan şiirleriyle kendinden söz ettirmeyi başardı. Daha sonra Paris'e gitti ve dönüşünde yayımladığı Örümcek Ağı ve Kaldırımlar adlı şiir kitaplarıyla edebiyat dünyasında patlama yaptı. Necip Fazıl bu eserleriyle genç yaşta şöhreti yakalayarak, çağdaşı şairlerin önüne çıkmayı başardı. Edebiyat çevrelerinde hayranlık aynı zamanda heyecan uyandırdı. 1932'de Ben ve Ötesi adlı şiir kitabını çıkardığında henüz otuz yaşına basmamıştı.
Necip Fazıl için 1934 yılı hayatının dönüm noktası oldu. Çünkü hayat felsefesinin değişmesine neden olan ve Beyoğlu Ağa Camii'nde vaaz vermekte olan Abdülhakim Arvasi ile bu dönemde tanıştı. Ve bu kişiden bir daha kopmadı. Necip Fazıl'ın, üstün bir ahlak felsefesini savunduğu tiyatro eserlerini birbiri ardına edebiyatımıza kazandırması bu döneme rastlar (Tohum, Para, Bir Adam Yaratmak).
Necip Fazıl aralıklarla gidip uzun sürelerle kaldığı Ankara'ya üçüncü gidişinde, bazı bankaların da desteğini sağlayarak 14 Mart 1936'da haftalık Ağaç dergisini çıkarmıştır. Yazarları arasında Ahmet Hamdi Tanpınar, Ahmet Kutsi Tecer, Mustafa Sekip Tunç'un da bulunduğu Ağaç dergisi, yeni kapanan Yakup Kadri'nin Kadro dergisi yazarları Burhan Belge, Vedat Nedim Tör, Şevket Süreyya Aydemir ve İsmail Hüsrev gibi yazarların savunduğu ve dönemin etellektüellerini hayli etkilemiş bulunan materyalist ve marksizan düsüncelerine karşı spiritüalist ve idealist bir çizgi izlemiştir. Ankara'da altı sayı çıkan Ağaç dergisi daha sonra İstanbul'a nakledilmiş ancak fazla okur bulamadığından haftalık Ağaç dergisi 17'nci sayıda kapanmıştır.
Necip Fazıl, 1943 yılında dinsel ve siyasal kimliği ön plana çıkan Büyük Doğu adlı dergiyi çıkardı. 1978 yılına kadar aralıklarla haftalık, günlük ve aylık olarak çıkarılan Büyük Doğu'da iktidarlara cephe alan Kısakürek, yazı ve yayınları yüzünden mahkemelik oldu, hapse girdi ve dergi birçok kez kapatıldı. Sultan Abdülhamit taraftarı olan Necip Fazıl giderek İslamcı kesimin önderlerinden biri oldu. Ağaç dergisinde olduğu gibi, Büyük Doğu'nun ilk sayılarında da yazar kadrosu hayli kozmopolittir. Bedri Rahmi, Sait Faik gibi yazarların imzası dergi sayfalarında görülmektedir. Ancak, Büyük Doğu, dinsel bir kavga organı durumuna gelince bu yazarların bir kısmı ayrılmıştır. Necip Fazıl 1947 yılında Büyük Doğu toplatılınca Kasım-Aralık ayları arasında üç sayı devam eden Borazan adlı siyasal mizah dergisini çıkarmıştır. Sık sık kapatılan veya toplatılan Büyük Doğu'nun çıkmadığı dönemlerde günlük fıkra ve çesitli yazılarını Yeni İstanbul, Son Posta, Babialide Sabah, Bugün, Milli Gazete, Hergün ve Tercüman gibi gazetelerde yayımlayan Necip Fazıl, Büyük Doğu'da çıkan yazılarında kendi imzası dışında Adıdeğmez, Mürid, Ahmet Abdülbaki gibi takma isimler kullandı.
1962 yılından
itibaren de hemen hemen tüm Anadolu şehirlerinde konferanslar verdi.
Necip Fazıl, Sabır Taşı adlı oyunuyla 1947 yılında C.H.P. Piyes Yarışması Birincilik Ödülü'nü almış, doğumunun 75. yıldönümünde Kültür Bakanlığı'nca "Büyük Kültür Armağanı" ödülünü (1980) ve Türk Edebiyatı Vakfı'nca "Türkçenin Yaşayan En Büyük Şairi" ünvanını almıştır.
Necip Fazıl Kısakürek yazılarını yazmaya devam ederken uzun süren bir hastalık dönemi geçirdi ve sonra 25 Mayıs 1983'te Erenköy'deki evinde öldü. Fatih'te düzenlenen cenaze merasiminden sonra Eyüp sırtlarındaki (Piyer Loti'deki) kabristana defnedildi.
     

Şiirin sessizleşme süreci/ TURGAY FİŞEKÇİ 26 ARALIK 2000

8/2/2006 · Kategori: Arastirma

2000 Şiir Yıllığı

2000 Şiir Yıllığı, Mehmet H. Doğan Mehmet H. Doğan
2000 Siir Yilligi
Siirimizde Geçen Yil


Fazil Hüsnü Daglarca, Behçet Necatigil, Ilhan Berk, Salah Birsel, Basaran, Can Yücel, Halil Ibrahim Bahar, Gülten Akin, Cevat Çapan, Cengiz Bektas, Kemal Özer, Rusen Hakki, Hilmi Yavuz, Ülkü Tamer, Ergin Günçe, Ahmet Uysal, Ihsan Üren, Eray Canberk, Fikret Demirag,
Yüksel Pazarkaya, Hüseyin Atabas, Ataol Behramoglu, Hasan Sisli, Süreyya Berfe, Sennur Sezer, Güven Turan, Refik Durbas, Özkan Mert, Hidayet Karakus, Ahmet Özer, Hüseyin Peker, Mehmet Taner, Ahmet Telli, Ahmed Ada, Metin Güven, Ince Asena, Celal Soycan,
Hulki Aktunç, Azer Yaran, Sina Akyol, Nuri Demirci, A. Hicri Izgören, Mehmet Mümtaz Tuzcu, Tahir Abaci, Gültekin Emre, Izzet Yasar, Enis Batur, Abdülkadir Budak, Gazanfer Eryüksel, Oya Uysal, Ergin Yildizoglu, Metin Cengiz, Sükrü Erbas, Tarik Günersel, Yasar Miraç, Tugrul Tanyol, Ali Cengizkan, Veysel Çolak, Hüseyin Ferhad, Hilmi Hasal, Ahmet Güntan, Roni Margulies, Murathan Mungan, Yusuf Alper, Adnan Azar, Salih Bolat, Haydar Ergülen, Turgay Fisekçi, Sefa Kaplan, Lale Müldür, Yavuz Özdem, Mahmut Temizyürek, Ilyas Tunç, Serif Erginbay, Muzaffer Kale, Yunus Koray, Halil Ibrahim Özcan, Hasan Öztoprak, Engin Turgut, Orhan Alkaya, Ergül Çetin, Bedirhan Toprak, Mehmet Yasin, Osman Hakan A., Salih Mercanoglu, Tugrul Asi Balkar, Metin Findikçi, Tugrul Keskin, Çigdem Sezer, Cem Uzungünes, Turgay Kantürk, Yilmaz Odabasi, Oktay Taftali, Zeynep Uzunbay, Sunay Akin, Hüseyin Alemdar, Hüseyin Atlansoy, V.B. Bayril, Birhan Keskin, Enver Topaloglu, Nazmi Agil, Ali Asker Barut, küçük Iskender, Altay Öktem, Hakan Savli, Derya Çolpan, Ömer Erdem, Metin Kaygalak, Bejan Matur, Mehmet Can Dogan, Didem Madak, Sener Özmen, Zafer Ekin Karabay, Kuvvet Yurdakul, Nilay Özer, Zeynep Köylü, Can Bahadir Yüce, Seref Bilsel, Ihsan Deniz, enderemiroglu, Izzet Göldeli, Arif Madanoglu, Faize Özdemirciler, Baki Ayhan T.
Şiirin sessizleşme süreci

***Bu yıl sessizlik içindeki şiir ortamında öne çıkan tartışmaların başında Özdemirİnce'nin 'Şiirde Devrim' kitabıyla ortaya attığı, Türk şiirinin modernleşme süreci üzerine tezleri geliyor. Bu yılın en çok konuşulan konularının başında ise şiir antolojileri vardı.

TURGAY FİŞEKÇİ

Ülkemizde de dünyada da şiirin geçmiş dönemlerde toplumsal yankıları olan bir sanat dalı olduğu kolayca söylenebilir. Şiir, çoğu zaman toplumsal olaylar ya da gelişmeler karşısında sesini yükseltir, yan tutar, sesine karşılık bulurdu.

Günümüzde şiirin sessizleştiği, kendi kendine konuşur bir duruma düştüğü görülüyor. Kimi şairler, şiirin asıl konumunun bu sessiz ve içe dönük tavır olduğunu savunsalar da geçmişin hâlâ insanların dillerinde dolaşan büyük şiirlerini ne yapacağız?

Gelecek yıl, 2002'de Nâzım Hikmet , doğumunun yüzüncü yılı nedeniyle bütün dünyada çeşitli etkinliklerle anılacak. İnsanların ona yaygın sevgisine bir kez daha tanık olacağız. Bu ilgi ve sevgiyi şiir dışı nedenlerle açıklayabilir miyiz? Ya Orhan Veli , ya Can Yücel ? Şiirin güçlü, yaygın bir sanat dalı olmasında geçmişin büyük şairlerinin payları yadsınabilir mi?

Yıl içinde ''Adam Sanat'' dergisinin düzenlediği, ''Suç işleyen şiire ne oldu?'' konulu soruşturmaya verilen yanıtlar, böylesi bir tartışmanın da başlamasını sağlayabilirdi ama daha çok soruşturma konusunun yüzeydeki anlamları çevresinde dolaşıldı.

****

Bu yıl sessizlik içindeki şiir ortamında öne çıkan tartışmaların başında Özdemir İnce 'nin Şiirde Devrim (Adam Yayınları) kitabıyla ortaya attığı, Türk şiirinin modernleşme süreci üzerine tezleri geliyor. Gazete ve dergilerde geniş yankı bulmasına karşın şairler bu tartışmaya ilgi göstermediler.

Özdemir İnce'ye göre, modern şiirin kurucuları Baudelaire 'in yanı sıra Rimbaud, Lautréamont ve Mallarmé 'dir. Türk şiiri bu şairlerden yalnızca ilkini 1930'larda ve 40'larda keşfedebilmiş, onun da muhalif, isyancı yanlarını değil, bohem yanını sevmişlerdir.

İnce, Türk şairinin bugünkü yeni kuşaklarının içinde bulunduğu bunalımın kaynağı olarak da bu eski tutumdan hâlâ sıyrılamamış olmasını görüyor ve günümüzün yeni kuşaklarının bu nedenle dil bilinçlerinin bulunmadığını, dize güzelliğinin şiirsel bütünlüğün önünde yer aldığını ileri sürüyor.

****

Antoloji tartışmaları

Bu yılın en çok konuşulan konularının başında ise şiir antolojileri geldi.

Bir yandan son yıllarda sayıları giderek artan antolojiler peş peşe yayımlanırken, öte yandan da antolojiyi hazırlayanlar ve yayımlayanlarla şairler arasındaki tartışmalar da iki noktada odaklandı:

Birinci nokta, antoloji hazırlayan ve yayımlayanların şairlerin şiirleri üzerinde istedikleri biçimde kullanma özgürlükleri olabilir mi? Yasaya göre, antoloji hazırlamak emek verilen bir iş olduğundan, antoloji hazırlayıcısı seçeceği şiirleri dilediği gibi değerlendirebilir.

Şairler ise şiirleri üzerinde mutlak haklarının bulunduğu, kendilerinden izin alınmadıkça hiçbir biçimde şiirlerinin kullanılamayacağını savunuyorlar. Bu nedenle kimi şairlerin, antoloji hazırlayanlara ve onları basan yayınevlerine karşı açtıkları davalar sürüyor.

İkinci tartışma noktasını ise işin tecimsel yanı oluşturuyor. Antolojiler, tek tek şiir kitaplarına göre daha fazla satılıyor. Dolayısıyla antolojiyi hazırlayanlar da yayımlayanlar da bundan para kazanıyorlar. Buna karşın antolojilerde şiirleri yayımlanan şairlere genellikle telif hakkı ödenmiyor. Bu da ortaya bir ''haksız kazanç'' olgusu çıkarıyor.

Şairlerin antolojilere itirazı iki noktada toplanıyor. İzin alınması ve telif ödenmesi.

Bu tartışmaların arasında bu yıl yayımlanan antolojilere kısaca göz atalım:

Bu yıl içinde yayımlanması beklenen bin iki yüz sayfalık Mehmet H.Doğan 'ın Yirminci Yüzyıl Türk Şiiri Antolojisi, yılın son günlerine dek vitrinlere çıkamadı.

Abdullah Özkan ile Refik Durbaş 'ın hazırladıkları Cumhuriyetten Günümüze Türk Şiiri Antolojisi (Boyut Yayınları), beş cilt, 1264 sayfa, 526 şairden 1909 şiir içeriyor. En geniş kapsamlı antoloji olmasının yanında tümüyle renkli basımı, fotoğraflarla süslenmiş olması ve CD-rom ekiyle birlikte satılmasıyla da antolojiler içinde ayrı bir yerde duruyor.

Yılın son günlerinde çıkan, Ahmet Necdet 'in hazırladığı Yahya Kemal'den Günümüze Tematik Türk Şiiri Antolojisi'nde (Papirüs Yayınları) 138 şairden 596 şiir, 79 ayrı temaya göre bölümlenerek sıralanmış.

Yılmaz Odabaşı 'nın hazırladığı Son Çeyrek Yüzyıl Şiir Antolojisi'nde (Scala Yayıncılık) ise 1975-2000 yılları arasında ürün veren, 1941 doğumlu Metin Altıok 'tan başlayarak 1978 doğumlu Zeynep Köylü 'ye dek 202 şair yer alıyor.

Günel Altıntaş 'ın hazırladığı Unutulmaz Şiirler (Seçme Kitaplar Yayınları) yerli yabancı şairlerden seçilmiş şiirleri abecesel bir dizinle 711 sayfalık bu kitapta sunuyor. Aynı yazarın aynı diziden Unutulmaz Aşk Şiirleri, Unutulmaz Erotik Şiirler antolojileri de yayımlandı.

Antoloji hazırlayanların bu işi yalnızca bir toplu sunum olarak gördükleri anlaşılıyor. Oysa bir antoloji hazırlamak aynı zamanda bir eleştiri ve değerlendirme çabasını da içerir. Sözgelimi son yirmi beş yılda şiir yazan iki yüz şairi bir araya toplamak yerine, bu şairler içinden yirmisini seçip bunların bu dönemin şairleri olduğunu savunabilecek bir derleme çok daha önem taşıyacaktır.

Bu yıl içinde de belli bir yaşa gelmiş şairlerin toplu basımları eğilimi artarak sürdü.

Dağlarca 'nın Doğan Kitapçılık'ça sürdürülen toplu şiirleri dizisi bu yıl otuzuncu kitaba ulaştı. Bu yıl içinde Türkçem Benim Ses Bayrağım, Öteki'nde Olmak (ilk basım), Arkaüstü, Düngeceki (ilk basım), Yapıtlarımla Konuşmalar II, Dört Kanatlı Kuş, Dildeki Bilgisayar yayımlandı.

Can Yücel 'in Doğan Kitapçılık tarafından sürdürülen toplu şiirleri dizisi de 14. kitaba ulaştı. Ancak yayınevinin şairin kitaplarını nasıl bir anlayışla sıraladığını anlayabilmek olanaksız.

Behçet Necatigil 'in, ''tatlı bir romantizm havası içinde aşk temasını işlemekten hoşlan'' şair olarak tanımladığı Nahit Ulvi Akgün , 1996'da ölmüştü. Bütün şiir kitaplarını tek bir ciltte toplayan Birisi, Adam Yayınları'nca bu yıl içinde yayımlandı.

Bu yıl TÜYAP Kitap Fuarı'nın onur yazarı seçilen Şükran Kurdakul 'un Seçme Şiirler'i (Adam Yayınları) yayımlandı.

Gülten Akın 'ın toplu şiirleri Yapı Kredi Yayınları'nca iki ciltte toplandı.

Hulki Aktunç 'un yedi şiir kitabını bir araya getiren Firak, Yapı Kredi Yayımları'nca yayımlandı.

Hüseyin Ferhad 'ın 1982-2000 arasındaki şiirlerini topladığı Kılıç İpekle Sınanır, Yapı Kredi Yayınları'ndan çıktı.

Roni Margulies , Uzaklıklar'da (Adam Yayınları) ilk üç kitabını bir araya getirdi.

Haydar Ergülen 'in çıkmış şiir kitapları Nar adıyla (Adam Yayınevi) tek bir ciltte toplandı.

Yeni kitaplar

Ferit Edgü 'nün Dağ Şiirleri, kendi resimleri ve özel bir basımla P Kitaplığı'nca yayımlandı.

Özdemir İnce , verimli şiir emeğini bu yıl da Evren Ağacı'yla (Adam Yayınları) sürdürdü.

Refik Durbaş , Hatıram Olsun'u (Adam Yayınları) yayımladı.

Enis Batur , bir süredir şiirini iki ana kolda sürdürüyor. Divanlarıyla sürdürdüğü lirik çizgi ile Opera ile başlayan epik çizgi. İki farklı şiiri bir arada sürdürebilmek sık rastlanan bir olgu değil. Bu yıl yayımlanan Kanat Hareketleri (Altı Kırk Beş Yayınları) şairin lirik çizgisinin yeni ürünü.

Müslim Çelik son dönem şiirlerini topladığı Lirkuşu'nu (Adam Yayınları) yayımladı.

Abdülkadir Budak , ''yenilenecek kadar güçlüyüm artık'' diye başladığı bir dizi yeni şiirini Ahşap Anahtar (Can Yayınları) adıyla kitaplaştırdı.

Ali Cengizkan 'ın Şairin Nergisi, Varlık Yayınları'nca yayımlandı.

Veysel Çolak 'ın onuncu şiir kitabı Güzel Suç, Gendaş Yayınları'nca yayımlandı.

Tuğrul Tanyol 'ın son dönem şiirlerini bir araya getiren Büyü Bitti, Yapı Kredi Yayınları'nca yayımlandı.

Roni Margulies Elsa'da (Adam Yayınları) yazılması uzun bir süreye dağılan yirmi beş aşk şiirini bir araya toplarken aşk üstüne yeni düşünme olanakları da yarattı okurlarına.

Suha Tuğtepe 'nin dördüncü şiir kitabı Piton Üşümesi, Piya Kitaplığı'nca yayımlandı.

Adnan Azar , uzun süre ara verdiği şiire dönüşünde ısrarlı olduğunu gösteren dördüncü kitabını bu yıl yayımladı: Rüzgâr İstasyonu (Can Yayınları).

Harfleri notalar gibi gören ve ''Şiirim sözden çok müziğe yakındır'' diyen Orhan Kahyaoğlu 'nun Aşk ve Harf adlı kitabı Çivi Yazıları Yayınları'ndan çıktı.

Elif , New York Çıkmazları adlı kitabında (Adam Yayınları) uzaklık ve özlem temalarını kendine özgü şiir biçemiyle işledi.

Vural Bahadır Bayrıl , Şer Cisimleri'ni (Can Yayınları) yayımladı.

küçük İskender verimli şairliğini bu yıl da değişik yayınevlerinden çıkardığı kitaplarıyla sürdürdü: İpucu Bırakma Sanatı ve Babname (Om Yayınları), Bir Çift Siyah Deri Eldiven (Adam Yayınları), Alp Krizi (Parantez Yayınları) yayımlandı.

Ali Asker Barut 'un yeni şiir kitabı ay temalı şiirlerinden oluşuyor. Ay Sözlüğü (Adam Yayınları).

Hakan Savlı , geçen yıl ilgi çeken Sanşo Panza'nın ölümünden sonra bu yıl da Go Dersleri (Adam Yayınları) adlı kitabıyla ne denli ilginç bir şair olduğunu bir kez daha gösterdi.

Hüseyin Peker 'in bu yılın Ceyhun Atuf Kansu Ödülü'nü kazanan Yer Bezinden Bir Köle adlı yeni şiir kitabı Om Yayınları'ndan çıktı.

İbrahim Baştuğ 'un üçüncü şiir kitabı, dörtlüklerden oluşan Köz, Can Yayınları'nca yayımlandı.

1999 İnkılâp Kitabevi Şiir Ödülü'nü kazanan Serkan Işın 'ın İki Şehir Arası, Gece ve Şeyler adlı kitabı aynı yayınevince basıldı.

Boyut Yayıncılık bu yıl resimli şiir kitapları yayımına başladı. Her sayfasının kuşe kâğıda ve renkli olarak basıldığı bu kitaplar ciltli olarak satışa sunuluyor. Şiir kitabından çok resim kitaplarına benzeyen bu kitapların sayfa düzenleri şiirle okur arasına girerek şiire iyilik etmiş olmuyor. Bu dizide Özkan Mert 'in Kentlerin Senfonisi ve Refik Durbaş 'ın Adresi Kalbimde adlı kitapları yayımlandı.

İlk kitaplar

Bu yıl da pek çok şair ilk kitaplarını yayımladılar. Yasin Erol 'un Bu Aşk Öykü Tutmaz'ı Bilgi Yayınevi'nce yayımlandı.

1997'den beri dergilerde yayımladığı şiirler ve aldığı ödüllerle dikkati çeken, şiirin en genci (d. 1982) Gonca Özmen bu yıl ilk kitabını yayımladı. Kuytumda (Hera Şiir Kitaplığı).

Can Yayınları, Hilmi Yavuz yönetiminde başladığı yeni şiir dizisinde daha çok yeni şairlere ağırlık veriyor. Bu diziden ilk kitapları yayımlananlar: Rıdvan Memi , Su Yandı; Can Bahadır Yüce , Yaşlı Mızıka.

Şiire popüler yaklaşımlar

Şiiri geniş kitlelere okutabilme amacıyla ucuzlaştıran popüler yaklaşımlar bu yıl da sürdü.

Bu yaklaşımın önde gelen temsilcilerinden Yılmaz Erdoğan Anladım (Sel Yayınları) adlı yeni kitabını yayımladı. Ne denli beğenilse de Yılmaz Erdoğan'ın şiirlerinin çağdaş Türk şiirine bir katkı getirdiğini söylemek zor. Kendi dünyasını anlattığını söylemesine karşın şiirlerinin bireysel bir sesi de yok. Ortak duyarlılıklar, ortak bir sesle anlatılıyor. Ünlü bir televizyon oyuncusu olmadan bu şiirleri yayımlasa okur bulması zor olurdu.

Metin Üstündağ 'ın Tentürdiyot'u da (Parantez Yayınları) aynı anlayışla yazılmış ürünlerden oluşuyor.

Aziz Nesin'den şiir eleştirileri

Yıl içinde Aziz Nesin 'in Okuduğum Kitaplar (Adam Yayınevi) adlı bir kitabı yayımlandı.Bu kitap, yazarın okuduğu kitaplar üzerine tuttuğu notlardan oluşuyor.

Kitabın şiir okurları ve şairler için de ilginç bir yanı var. Çünkü Aziz Nesin kendisine gönderilen hemen her şiir kitabını okuyup düşüncelerini de yazmış.

Bu nedenle, sessizlikle karşılandığı için yakınılan pek çok şiir kitabı üstüne yazarın içten düşüncelerini öğrenmek isteyenler bu kitaba g öz atabilirler.


1- Özdemir İnce, 2- Şükran Kurdakul, 3- Enis Batur, 4- Roni Margulies, 5-küçük İskender, 6- Hakan Savlı.

Şiir 1999: Çok kitaba karşın az okur/ TURGAY FİŞEKÇİ

8/2/2006 · Kategori: Arastirma

Şiirde başarılı yayımcılık yılı oldu, iki yeni antolojiye bir de elektronik antoloji eklendi

Çok kitaba karşın az okur

**En önemli gelişme MemetFuat'ın hazırladığı Çağdaş Türk Şiiri Antolojisi'nin ilk yayımlanışından on dört yıl sonra geliştirilmiş yeni basımının yapılmasıydı. Yeni basımda tartışma yaratan asıl bölüm, kitabın sonuna eklenen 'Sonrası' bölümü oldu.

TURGAY FİŞEKÇİ

1999'da şiir yayıncılığı bakımından yine başarılı bir yıl geçirdik. Pek çok yeni şiir kitabı yayımlandı. Ancak bu yayın canlılığına okurların da aynı biçimde karşılık verdiklerini söyleyebilmek zor.

1999'da şiirimiz açısından en önemli gelişme Memet Fuat' ın hazırladığı Çağdaş Türk Şiiri Antolojisi' nin ilk yayımlanışından on dört yıl sonra geliştirilmiş yeni basımının yapılmasıydı.

Antolojinin ilk yayımlandığı yıllarda şairlerin seçimi ve değerlendiriliş biçimleriyle ilgili uzun tartışmalar yaşanmıştı. Bunlardan biri, Türk şiiri içindeki yerinin yanlış değerlendirildiğini savlayan Dağlarca ile Memet Fuat arasında hâlâ mahkemede sürüyor.

Yeni basımda da Antoloji 1944 doğumlu Refik Durbaş ile sona eriyor. Aralarda atlanmış kimi şairler eklenmiş. Tartışma bölümleri, düzyazılarla okurların çağdaş şiirimizin gelişmelerini daha yakından izlemeleri sağlanmış. Bu yapısıyla Antoloji, 1920-1970 arasını eksiksiz bir bütünlükle sunuyor (97 şair, 1012 sayfa).

Yeni basımda tartışma yaratan asıl bölüm ise, kitabın sonuna eklenen ''Sonrası'' başlıklı bölüm oldu. Burada Memet Fuat, Türk şiirinin yakın yıllarına ilişkin beklentilerini, eleştirilerini sıralarken bir de isim listesi koymuş. Liste, ''Saymakla bitecek değil'' sözleriyle noktalansa da burada anılmayan ya da anılsa da sırasını beğenmeyenlerin yazılı olmaktan çok sözlü yoğun eleştirileriyle karşılaştı. Memet Fuat, ''Adam Sanat'' dergisinde yaptığım söyleşide de kendisini bu dönemi irdeleyecek yeterlikte görmediğini açıkladı.

Şiirimizi en yakından izleyenlerden biri olan Memet Fuat'ın bu sözleri, 1970'lerden bugüne şiirimizi irdelemenin, ancak bu işe hayatını adayacak eleştirmenlerin ortaya çıkmasıyla gerçekleşebileceğini ortaya koydu.

Memet Fuat, yıl içinde yayımladığı Yaşlı Bir Şaire Mektuplar adlı tartışma kitabıyla da şiire yaklaşım biçimlerini, şiir irdelemeledeki ölçütlerini vb okurlarla paylaştı.

Bu yıl bir başka şiir antolojisi daha yayımlandı. Toplam 526 şaire yer vererek Memet Fuat'ın yaptığının tam tersi bir tutumla, şiir yazan hemen herkesin alındığı Cumhuriyet'ten Günümüze Türk Şiiri Antolojisi'ni (Boyut Yay.) Refik Durbaş ile Abdullah Özkan hazırladı. 6 ciltlik 1264 sayfalık antoloji her sayfasının renkli basımı, fotoğraflara ve kitap kapaklarına yer vermesiyle de ilgi çekiyor.

1999'da tümüne ulaşabilmenin hemen hemen olanaksız olduğu çok sayıda şiir kitabı yayımlandı.

Bütün şiirleri yayımlananlar

Dağlarca'nın Doğan Yayıncılık tarafından sürdürülen toplu şiirleri dizisinde yayımlanan şiir kitapları 23. cilde ulaştı. Dizinin 23. kitabını oluşturan İmin Yürüyüşü (Biçimlerle Konuşmalar) şairin ilk kez yayımlanan şiirlerinden oluşuyor. Yapıtlarımla Konuşmalar-1 adını taşıyan 21. kitap ise, şairin geçmişte yayımladığı kitapları üstüne kendi kendisiyle söyleşmesi ve bu şiirlere getirdiği yaklaşımlarını içeriyor. Dağlarca'nın güncel konulara ilişkin kimi yeni şiirlerini de yıl içinde gazetemizin birinci sayfasında izleme olanağı bulduk. ''Deprem'' başlıklı şiir seksen beş yaşında da genç şiir yazılabileceğinin çarpıcı bir örneğiydi.

Oktay Rifat' ın Bütün Şiirleri , üç cilt olarak Adam Yayınları'nca yeniden yayımlanıyor. Yıl içinde ilk iki cilt çıktı.

İlhan Berk de bu yıl bütün şiirlerini üç ciltte topladı. Eşik (1947-1975), Aşk Tahtı (1976-1982), Akşama Doğru (1984-1998) adlarını taşıyan kitaplar Yapı Kredi Yayınları'nca basıldı.

Bu yıl Türk şiirinin önemli bir kaybı ağustos ayında yitirdiğimiz Can Yücel oldu. Son nefesine kadar verimini sürdüren şairin son şiirleri Alavara ve Mekânım Datça Olsun (Bulut Yayınları) adıyla yayımlandı. Genco Erkal' ın, şiirlerini kurgulayarak hazırladığı Can adlı oyun da yılın son günlerinde perdelerini izleyenlere açtı.

1940 kuşağı şairlerinden, 1994'te ölen Oğuz Tansel' in yayımlanmamış şiirleri Dağı Öpmeler (Yapı Kredi Yayınları) adıyla kitaplaştı.

Kemal Özer, ''Eylem içindeki işçilerin, sokak yürüyüşündeki işçilerin kendilerine bakışı'' olarak nitelediği yeni şiir kitabı, Onların Sesleriyle Bir Kez Daha' yı ve Sorulardan Bir Gökkuşağı' nı Yordam Kitapları arasında yayımladı.

Ruşen Hakkı' nın sekizinci şiir kitabı Elini Hünerle Kuşlara Yelek Giydir' in (Gerçek Sanat Yay.) ilk iki bölümünde şairin son altı yılda yazdığı yeni şiirlerini, son bölümde ise 1966-81 arası dergilerde yayımlayıp kitaplarına girmemiş şiirlerini bulacaksınız.

Bu yıl 60 kuşağı şairlerinin hemen tümü yeni şiir kitaplarıyla okurlarıyla buluştular:

Ataol Behramoğlu , müzikle şiirin birlikteliğinde şiirini geniş kesimlere ulaştırma uğraşını sürdürürken yeni kitabı Aşk İki Kişiliktir (Adam Yay.) yayımlandı.

60 kuşağından yeni kitaplar

Süreyya Berfe' nin toplu şiirleri, -1969'da yayımlanan Gün Ola' dan, geçen yıl yayımlanan Ruhumun' a dek- Kalfa (Yapı Kredi Yay.) adıyla tek kitapta toplandı. Şiirimizdeki kişilikli ve dingin bu sesin kendini dinlemeye çekildiği Ege kıyısında yeni şiir atılımlarına hazırlandığını sanıyorum.

Mehmet Taner de bu yıl toplu şiirlerini yayımlayan şairlerden; Küflü Şimşek, Şiirler, 1966-1996, (Yapı Kredi Yay.). Şiir dünyasını paylaşabilmenin kolay olmadığı şairlerden olan Mehmet Taner, toplu şiirleriyle belki okura bir el verir.

1960 kuşağının bir başka şairi Sennur Sezer, Kirlenmiş Kâğıtlar (Varlık Yay.) ile dünyaya aynı anda, genç, anne, eş ve büyükanne olarak bakabilen bir kadının duyarlığını yansıtıyor.

Yaşça 60 kuşağından olsa da şiire daha sonra başlayan Hulki Aktunç' un yeni şiir kitabı Bir Şeyin Varoluşu (Varlık Yay.) da bu yıl yayımlandı.

İlk kitabı Trabzonlu Delikanlı ile 1980 Türk Dil Kurumu Şiir Ödülü'nü kazanan, Cahit Külebi' nin ''Elinde şiir cennetinin altın anahtarının bulunduğunu'' söylediği Yaşar Miraç , uzun yıllardır elinde bekleyen sekiz yüz sayfalık kitabına henüz yayıncı bulamasa da Lazcaz (Adam Yay.) adlı yeni bir kitabıyla şiir dünyamıza dönüş yaptı. Karadeniz folklorundan caz ritmleri elde etmeyi amaçlayan şiirlerin tek başlarına okumayla tadına varılabileceğini sanmıyorum. Yaşar Miraç, nasıl bir deney gerçekleştirdiğini gösterebilmek için yaygın okuma günleri yapmalı ve şiirlerini müzikleriyle birlikte okumalı. Yaşar Miraç'ın bir başka yeni şiir kitabı da Deli Dumrul-Sarı Kız (Bulut Yay.) yılın son günlerinde yayımlandı.

Tarık Günersel, ''Beş bölümden oluşan bir mozaik'' olarak tanımladığı, şiirleri kadar baskısıyla da ilginç olan Zaman Denen Oyuncak (Om Yay.) adlı kitabıyla yine şaşırtıcı şiirlerle okurların karşısında.

Sina Akyol' un yeni şiir kitabı İkindi Kitabı (No Yirmi Yedi Yay.) haziran ayında, bu kitabını da içeren toplu şiirleri Belki Çiçek Dağına 1980-1999 (Yapı Kredi Yay.) eylülde yayımlandı.

Şavkar Altınel , hayatla şiir arasındaki gidiş gelişlerinden damıttığı yeni kitabı Kış Güneşi' ni (Oğlak Yay.) yayımladı bu yıl.

Ahmet Ada, Denize Atılan Çiçek (Yön Yay.); Abdülkadir Budak, Endişeli Fesleğen (Öteki Yay.); Gültekin Emre, Kanun Hükmünde Şiirler (Öteki Yay.) ile yeni ürünlerini kitaplaştırdılar.

Haydar Ergülen şiirini farklı kanallarda sürdürüyor. Yıl içinde Hafız adıyla yazdığı şiirler, Hafıza adıyla; ölüm teması üstünde yazdığı ve bir üçlemenin ilk kitabı olan Ölüm Bir Skandal (Adam Yay.) ve dergilerde yayımlayıp kitaplarına girmemiş şiirlerinin kitaplaştığı Karton Valiz (No Yirmi Yedi Yay.) yayımlandı.

Bursa'da yayımladığı dergilerle tanınan Nahit Kayabaşı da ilk şiir kitabı Saklı Sözler' i (Düşlem Yay.) bu yıl yayımladı.

Geç kalmış bir ilk yapıt

Bedirhan Toprak' ın Anahtar Âyini (Adam Yay.) geç kalmış bir ilk kitap olarak bu yıl yayımlandı. 1958 doğumlu şair, yıllardır şiir yazmasına, şiirini büyük bir titizlik ve özenle oluşturup geliştirmesine karşın ilk kez yayın olanağı bulabildi. Şiirinin kendine özgülüğü, kişiliği hemen görülüyor. Okurun alışık olmadığı bir şiir. Döne döne okundukça tadına varılıyor, yeniden yeniden çekiyor kendine okuyanı.

Seyhan Erözçelik' in bu yıl yayımlanan Şehirde Sansar Var! (No Yirmi Yedi Yay.) adlı beşinci şiir kitabından acı taşıyor. Günümüz büyük kent insanlarının giderek yozlaşan değerler sisteminin getirdiği bir acı bu: ''Gül alırdık bir zamanlar.''

Orhan Alkaya' nın Erken Sözler' i (No Yirmi Yedi Yay.) şairin 1981-83 arası yazdığı ve bugüne dek yayımlamadığı şiirlerini bir araya getiriyor.

küçük İskender , bu yıl da yeni bir şiir kitabı yayımladı: Gözyaşlarım Nal Sesleri (Adam Yay.). Artık aynı anda çok farklı şiirler yazabilen şairin lirik söyleşiye yakın durduğu şiirleri bu kitapta bir araya getirilmiş.

En genç kuşaktan Nazmi Ağıl , daha ilk kitaplarıyla, şiirde pek alışık olmadığımız öyküleme düzeniyle yaygın bir beğeni kazanmıştı. Bu yıl yayımlanan Beni Böyle Değiştiren (Adam Yay.) adlı yeni kitabı da aynı ilgiyi gördü.

Genç kuşağın ilginç isimlerinden Bejan Matur da ilk kitabı Rüzgâr Dolu Konaklar ile topladığı ilgiyi, yeni şiirlerini kitaplaştırdığı Tanrı Görmesin Harflerimi (Metis Yay.) ile sürdürdü.

****

Bu yıl şiir yayıncılığı, elektronik yayıncılık alanına da taştı. Cumhuriyet'ten Günümüze Türk Şiiri Antolojisi kitapların yanında CD ROM olarak da satılıyor.

Metropol Multimedia tarafından yayımlanan Yaşayan Türk Şiiri 1-2 adlı CD ROM ise 23 şairimizin kendilerinin okudukları 53 şiiri içeriyor. Şiirler istenirse İngilizce altyazılı olarak da izlenebiliyor.


1) Oktay Rifat, 2) Fazıl Hüsnü Dağlarca, 3) Memet Fuat, 4) Can Yücel, 5) Haydar Ergülen, 6) İlhan Berk.

ÖDÜLLER... ÖDÜLLER.... ÖDÜLLER.... ÖDÜLLER....

Uluslararası Nâzım Hikmet Şiir Ödülü Martinikli şair-yazar Aime Cesaire 'ye verildi

Truva Folklor Araştırmaları Derneği Ödülleri şiir dalında Attilâ İlhan , düzyazı dalında Osman Şahin 'e verildi.

Akdeniz Altın Portakal Şiir Ödülü 'nü 'Sessiz Arkabahçeler' adlı kitabıyla Gülten Akın aldı.

Ceyhun Atuf Kansu Şiir Ödülü 'nü 'Suç Duyurusu' adlı dosyasıyla A. Hicri İzgören kazandı.

Asım Bezirci Araştırma ve İnceleme Eleştiri Ödülü İbrahim Oluklu 'nun 'Yazdıkça Eleştiri' adlı dosyasına verildi.

III. Nüzhet Erman Şiir Ödülü birinciliğini 'Hüzün Faslı' şiiri ile Ali Çapan , ikinciliği 'Erenler Sofrası'yla Semih Sergen ve 'Yüreğimdeki Cemre' ile Mehmet Ekinci , üçüncülüğü ise 'Neredesin' ile Selami Yıldırım aldı.

İbrahim Yıldız Şiir Ödülü 'Gökkule' adlı yapıtıyla Bülent Güldal 'a verildi.

Sait Faik Abasıyanık Öykü Ödülü 'Güneşe Giderken' adlı kitabıyla Necati Tosuner 'in oldu.

Behçet Necatigil Şiir Ödülü Turgay Fişekçi 'ye verildi.

Yaşar Nabi Nayır Gençlik Ödülleri 'nde şiir ödülünü Zafer Ekin Karabay ile Can Bahadır Yüce paylaştı. Nilay Özer ve Murat Batmankaya şiir dalında dikkate değer görüldü. Öykü dalında ise Murat Saraçoğlu birinciliği alırken Hatice Meryem , İdil Önemli , Jaklin Çelik , Ayşem Ece Arar dikkate değer bulundu.

Can Yayınları İlk Roman Ödülü Vecdi Çıracıoğlu 'nun 'Kara Büyülü Uyku' adlı kitabına verildi.

İnkılap Ödülleri şiir dalında Ali Hikmet Eren 'in 'Turayazı' ile Serkan Işın 'ın 'İki Şehir Arasında Gece ve Şeyler' adlı dosyalarına, öykü dalında Kevork Kirkoryan 'ın 'Kevgir Öyküler' dosyasına, roman dalında ise Mehmet Batur 'un 'Adamın Davku' ve Ersan Üldes 'in 'Yerli Film' dosyalarına verildi.

Behçet Aysan Şiir Ödülü 'Çerçi Zeus' adlı yapıtıyla Yılmaz Gruda 'nın oldu.

Cemal Süreya Şiir Ödülü 'nü yayımlanmış yapıt dalında Mesut Adnan 'Yaseminli Mektup', Devrim Dirlikyapan ise 'Karla Gelen' kitaplarıyla aldı. Yayımlanmamış yapıt dalında ise Oya Uysal 'ın 'Mevsimini Kaybetmiş Rüzgâr' adlı dosyası ödüle değer bulundu.

Oktay Akbal Öykü Ödülü 'nü Asuman Tümer aldı. Bu Yayınevi Gençlik Edebiyatı Roman Ödülü birinciliğini Hamdullah Köseoğlu 'Uzak Yaz' adlı yapıtıyla, ikinciliği Miyase Sertbarut 'Gerçekle Büyümek, Düşlerle Yürümek', üçüncülüğü Halide Eşber Çelik Güvenç 'Yalnızlık'la aldı.

Ömer Asım Aksoy Ödülü şair Ali Asker Barut 'un oldu.

Arkadaş Z. Özger Şiir Ödülü 'Ben Eskiden Çocuktum' adlı dosyasıyla Kuvvet Yurdakul 'un oldu. Jüri Özel Ödülü 'Şimdiye Dek Sağ Kaldım' dosyasıyla Mehmet Atilla ve 'Zühre'nin Boyama Kitabı' adlı dosyasıyla Emel Güz 'e verildi.

Yunus Nadi Ödülleri Roman ödülü 'Kılıç Yarası Gibi' kitabıyla Ahmet Altan 'a, Öykü dalında 'İyiler Genç Ölür' kitabıyla Necati Güngör 'e ve 'Mavi Bir Merhaba' başlıklı dosyasıyla Ulviye Alpay 'a, Şiir dalında 'Acının Gümüşü' adlı dosyasıyla Ahmet Uysal 'a, Sosyal Bilimler dalında 'Terör ve Demokrasi' adlı dosyasıyla Pulat Y. Tacar 'a verildi.

Orhan Kemal Roman Ödülü 'Yağmur Hüznü' romanıyla Ahmet Karcılılar 'ın oldu.

Arıburnu Ödülleri Onur Ödülleri İlhan Berk ve Atıf Yılmaz 'ın oldu. Şiir Ödülü'nü Zeynep Köylü 'nün 'Son Arzum Gül ve Kedi' ile Cahit Ökmen 'in 'Melankolik Masal', Sabahattin Kudret Aksal Jüri Özel Ödülü'nü Yusuf Alper'in 'Şimdi Hangi Irmakta' yapıtı, yayımlanmamış şiir kitabı ödülüne Emel İrtem 'in 'Divaneliğe Dönen Pergel' dosyası değer bulundu.

Sedat Simavi Ödülleri Edebiyat Ödülü 'Söylemlerin İçinden' adlı kitabıyla Tahsin Yücel 'in oldu.

Nobel Edebiyat Ödülü Günter Grass 'ın oldu.

Kuzey Edebiyat Ödülü Danimarkalı ozan Pia Tafdrup 'a 'Dronninge Porten' adlı yapıtıyla verildi.

George Bueckner Edebiyat Ödülü 'nü 1973'te alan Avusturyalı yazar Peter Handke , NATO'nun hava saldırısını protesto etmek amacıyla ödülü reddetti.

Pulitzer Ödülleri Roman dalında 'The Hours' adlı yapıtıyla Michael Cunningham 'a verildi.

Litera Tour Nord Ödülü yazar Sevgi Özdamar 'a verildi.

Dublin Edebiyat Ödülü 'nü, ilk kez bir İngiliz yazar, Andrew Miller kazandı.

Makedonya Yazarlar Birliği 'nce Üsküp'te düzenlenen şiir şöleninde Şükran Kurdakul 'a 'Makedon Edebiyat Asası' ödülü verildi.

Saray Şairi unvanı Ted Hughes'ün ölümünden sonra Andrew Motion 'un oldu.

Gustav Heinemann-Barış Ödülü 'ne gazeteci-yazar Dilek Zaptçıoğlu değer görüldü.

Haneta Edebiyat Ödülü 'nü Laura Espido Freire kazandı.

Brooker Ödülü Güney Afrikalı J.M. Cretzce 'in oldu.

Goncourt Edebiyat Ödülü 'nü Jean Echenoz aldı.

Prix Femina Ödülü 'nü Japon yazar Nitonari Tsuji 'Beyaz Buda' adlı romanı ile kazandı.

 

Cumhuriyet, 29 ARALIK 1999

Öğrencilerin tamamına yakını internet ve televizyonu seçiyor, de

31/1/2006 · Kategori: Arastirma

Öğrencilerin tamamına yakını internet ve televizyonu seçiyor, ders dışında okumayı gereksiz buluyor

Kitap okumaya zaman yok

FİGEN ATALAY

Gençlerin çoğu, televizyon ve interneti kitaba tercih ediyor. Ders dışı kitap okumayı ''gereksiz'' bulan öğrenciler, okulların da ''okuma alışkanlığı'' kazandırmada başarısız olduğu görüşünde.

Okuma araştırması alanında çalışan eğitimci Ferhat Özen , özel bir okulda, ''okuma alışkanlığı'' üzerine bir araştırma yaptı. Araştırmanın sonuçları şöyle:

''Lise son sınıf öğrencilerinin yüzde 45'i en son 6 yıl önce ders dışı bir kitap okumuş. Öğrencilerin yüzde 22'si ise en son 4 yıl önce ders dışı bir kitap okumuş. Öğrencilerin yüzde 6'sı 3 yıl önce, yüzde 3'ü bir yıl önce, yüzde 2'si 6 ay önce ders dışı bir kitap okuduğunu söylüyor. Lise son sınıf öğrencilerinin yüzde 7'si ders kitabı dışında öykü, roman, gezi, inceleme, deneme, şiir gibi herhangi bir türde kitap okuduğunu anımsamıyor. Bu öğrencilerin yüzde 70'i TV, internet vb. varken kitap okumanın gereksiz olduğunu düşünüyor. Öğrencilerin yüzde 27'si okulların okuma alışkanlığı kazandıramadığı görüşünde. Okuma oranı 10 binde 1.''

KİŞİ BAŞINA DÜŞEN KİTAP...

Araştırmanın sonuçlarını değerlendiren Ferhat Özen, Türkçe ve edebiyat başta olmak üzere derslerin, çocuk ve gençleri kitaptan ve edebiyattan soğuttuğunu belirtti.

Özen, ''Fransa'da kişi başına 7, Almanya'da 6, İsveç'te 11, Japonya'da 18 kitap düşerken Türkiye'de kişi başına düşen kitaptan söz edilemiyor bile'' dedi. Türkiye'de bir yılda basılan kitap sayısının, Japonya'da bir günde basılan kitap kadar olduğuna dikkat çeken Özen, şöyle devam etti:

''Türkiye'de okuma oranı 10 binde 1. Bunun anlamı şu: Türkiye'de 70 milyonda yalnızca 7 bin kişi kitap okuyor. Milli Eğitim Bakanlığı'nın yaptırdığı bir araştırmaya göre altı kişiye bir kitap düşüyor. Ancak, ders kitaplarının da bu araştırmaya katıldığını biliyoruz. İTO'nun yaptığı en son araştırmaya göre ise Türk halkının satın alma gereksinmeleri listesinde kitap, 86'ncı sıradan 116'ncı sıraya düşmüş bulunuyor.'' Cumhuriyet 13.10.2005

"Güldeste": En Güzel Atatürk Şiirleri- Seçki (Antoloji)/ Şiirler

7/1/2006 · Kategori: Arastirma

31/12/2005: Yapraklara, Dallara...
23/12/2005: Ceyhun Atuf KANSU/ Havza Yollarında Mustafa Kemal
23/12/2005: Oyhan Hasan BILDIRKİ/ "Işık" (Şiir) ve "Atatürk Aramızda" (Seçki)
22/12/2005: Mustafa Kemal ATATÜRK/ Bütün Eserleri 1- 15
22/12/2005: Behçet Kemal ÇAĞLAR/ Nöbetçi Millet
22/12/2005: Attila İLHAN/ Kalpaklı Süvari
22/12/2005: Atatürk Şiirleri Antolojisi / Yusuf ÇOTUKSÖKEN
22/12/2005: Şiirlerle Atatürk/ Yekta Güngör Özden
19/12/2005: Yakup Kadri’den Atatürk’e Bir Mektup/ Ahmet Tetik
17/12/2005: Taşköprü'den Bakış /17/12/2005 - Taşköprü ve Kastamonu Linkleri
14/12/2005: Mustafa Kemal ATATÜRK/ Türk Kadını
8/12/2005: Gençliğin Ata'ya Cevabı
7/12/2005: Attila İLHAN/ Mustafa Kemal
5/12/2005: Mustafa Kemal ATATÜRK/ Yaşamı 2
5/12/2005: Mustafa Kemal ATATÜRK/ Yaşamı 1
5/12/2005: Mustafa Kemal ATATÜRK/ Gençliğe Hitabe
5/12/2005: Mustafa Kemal ATATÜRK/ Şiirler (Kendi Yazdığı Şiirler)
5/12/2005: Mustafa Kemal ATATÜRK/ 10. Yıl Söylevi
5/12/2005: Mustafa Kemal ATATÜRK/ Bursa Söylevi
4/12/2005: Ali ŞAHİN/ Profilim'den...
4/12/2005: Cahit KÜLEBİ/ Atatürk Kurtuluş Savaşında'dan
4/12/2005: Halim YAĞCIOĞLU/ Mustafa Kemaller Tükenmez
4/12/2005: Nazım HİKMET/ "KADINLARIMIZ"
4/12/2005: Halim YAĞCIOĞLU/ Atatürk'ten Son Mektup
4/12/2005: Fazıl Hüsnü DAĞLARCA/ Mustafa Kemal'in Kağnısı - Mustafa Kemal'in Oğlu
4/12/2005: Nâzım HİKMET/ Kurtuluş Savaşı Destanı'ndan
4/12/2005: S. Apaydın/ 'Yıkın Heykellerimi'
4/12/2005: Tahsin SARAÇ/ İşte O Atatürk